Çatışmanın Duygusal Yönleri

ÇATIŞMANIN DUYGUSAL YÖNLERİ

 Duygular çatışmanın bütününü oluşturan bir parçadır. Duyguların çeşitli çatışmalara uygun yanıtlar vermek için tamamen anlaşılmaları gerekmektedir. Bu bölümü bitirdiğinizde stres şekillerinin(duygusal tepki dizisi) ve reflekslerin( duygusal refleksoloji-tepki bilimi)  yanı sıra çatışma daha başlangıçtayken göstereceğiniz tepkileri değiştirmenize yarayacak bir soru dizisine sahip olacaksınız. Buna ilaveten, çatışma esnasında güvenebileceğiniz beş güçlü “yapılmaması gerekenlere” sahip olacaksınız.

Çoğu Zaman Nasıl Soğuk Kanlı, Sakin ve Kontrolde Olunur

Soru 1: “Bu olay ya da durum sizin bam telinizden birine dokunuyor mu?”

Bam telinize dokunulması sizin renginizi değiştirir ve otomatik olarak sinirlerinizi altüst eder. Belki bir ses tonu ya da bir yüz ifadesi sizi ateşler ya da belki de sözcükler o an sizi derinden etkiler. Bunlar geçmişten kalan deyimlerin ve duyguların zihninizde bugüne taşınmasından kaynaklanır. Bu durumda bu içsel tetikleyicilerden biri mi harekete geçmekte, yoksa gerçekten tek bir çatışmaya mı tepki vermektesiniz? Tepki vermeden önce durup bu soruyu yanıtlayın.

Soru 2: “Bu kişi ve olaya olan ilgi düzeyim nedir?”

Eğer tekrarlamayacak bir durumsa ya da karşınızda tekrar görmeyeceğiniz biri varsa, böyle bir duruma ne kadar zaman ve duygusal enerji harcamaya değer? Neden buna karışılsın ki? Kendinizi gerçekten önemli olan konular için saklayın.

Diğer yandan, eğer olay büyük bir sonuca sebep olacaksa ya da çatıştığınız kişi hayatınızın kalan kısmında bir yer edecekse, tepkinizi ölçülü hale getirmeniz arzu edilen bir durumdur. Sözcüklerinizin ve eylemlerinizin uzun dönemli olası sonuçlarını düşünmeden, kendinizin duygusal olarak bir zıtlaşmanın içine girmesine izin vermek büyük ihtimalle çok fazla ilginizi çekmez. Bekleyin. Derin bir nefes alın. Bu kişiyle olan ilişkinizin önemini düşünün ve daha sonra tepki verin.

Soru 3: “Tam şu anda hayatımda başka neler oluyor?”

Genel stres düzeyiniz, zaman içinde herhangi bir anda zorlukları nasıl ele aldığınızı oldukça etkiler. Hayatınızda ne tür temel stres kaynaklarınız var? İşinizde kendinizi ne kadar güvende hissediyorsunuz? Evliliğinizin durumu ne? Çocuklarınızla iletişiminiz nasıl? Temel stresin altındaki tüm bu gizli etkiler çatışma durumlarında sizin sakince üstesinden gelme kabiliyetinizi oldukça etkiler.

Hayatınızın muhteşem olduğunu varsayın. Şuan için yaşamınızda hiçbir temel stres etkeni yok. Bu doğrudan çatışma yönetimi becerilerinize hiçbir şeyin etki etmediği anlamına mı gelir? Tabii ki hayır. Hatta küçük, kısa dönemli kışkırtıcılar bile tepkilerde büyük farklılıklar yaratabilir. Örneğin, bir sabah erkenden işe kalkıyorsunuz ve kendinizi muhteşem hissediyorsunuz! Yeni bir terfi aldınız, eşiniz sizin kıymetinizi biliyor ve kendi kaderinizi kendiniz belirliyorsunuz! Siz on numara bir insansınız! Mutfağa gidiyorsunuz ve kendinize bir kahve hazırlamak için kahve makinesinin düğmesine basıyorsunuz. Daha sonra duşa giriyorsunuz ve çocuklardan biri yere bir kalıp sabun bırakmış. Fark etmiyorsunuz basıp düşüyorsunuz ve kuyruk sokumunuzu incitiyorsunuz. Şimdi artık siz 8 numarasınız.

Duştan çıktığınızda, çok fazla ihtiyaç duyduğunuz kahveyi almak için mutfağa gidiyorsunuz. Olamaz! Kahve makinesini başlatmışsınız fakat altına kahve altlığını koymamışsınız ve şimdi tüm mutfak tezgâhı ve yerlerde kahve var. Şimdi siz 4 numarasınız.

Mutfağı temizlemek sizin oldukça zamanınızı aldı ve üstelik ihtiyaç duyduğunuz kahveyi halen içemediniz. Bununla beraber kıyafetlerinizi üstünüze geçirdiniz ve ön kapıdan kendinizi dışarı attınız. Birkaç aptal otobana girerken önünüzü kesti ve anlamsızca sizi korkuttu. Şimdi siz iki numarasınız. İş yerine koşarak girerken bir iş arkadaşınız tarafından ‘‘Merhaba, seni gördüğüme sevindim. Benim için bunu hemen hazırlaman gerekiyor!

Meydana gelen değişimler artık bu kişiden sakin, normal şartlar altında verilebilecek cevaplar alınamayacağıdır. Sabah yaşanan stresli olaylarsizin herhangi bir istek ya da arzuya biçimli bir tepki verme ve başa çıkma yeteneğinizi gölgelemiştir.

Sonuç olarak, hayatınızda her zaman zor durumlarda tepkilerinizi ve davranışlarınızı etkileyebilecek başka şeylerin olduğunu değerlendirdiğinizden emin olun. Eğer bu zamanlarda diğer stres kaynaklarıyla yaygın olarak karşılaşıyorsanız, uygun ve yerinde tepki vermek için bir adım geriye atın ve söz konusu çatışmayı ayırın.

Soru 4: “Birden ona kadar yapacağınız derecelendirmede, sadece bu ne kadar önemli?”

Düşünce ve yaklaşımdaki farkların hepsi tartışma ve uzlaşma için yeterli sonuçları garanti etmez. İnsanların hepsi genellikle, birçok insan ele alınan konunun anlamını gözetmeksizin içinde bulundukları durumu büyük bir arzuyla savunacaklardır. Bir adım geriye atmak ve bir konunun ne kadar önemli olduğunu saptamak, takip edilmeye değer çatışmalardan, tartışmasız bırakılması daha iyi olan çatışmaları birbirinden ayırmaya yardım eder.

Eşit şekilde etkili olan, çatışmaya katılan diğer bireye de aynı soruyu sormaktır. “Birden ona kadar yapacağınız derecelendirmede, sadece bu ne kadar önemli?” Herhangi biriniz için çok önemli değilse (4 ya da daha az),hangi yaklaşım gerçekten önemli değil. Birini seçin. Yazı tura atın. Uzun kısa şeklinde çöp çekin. En hızlı olan herhangi bir yöntemi kullanın.

  • Eğer birinizden biri konuya daha fazla önem veriyorsa (6 ya da üzeri) ve diğeri az ilgilendiğini söylüyorsa ( 4 veya daha az), konuya önem veren kişinin tarafından soruna yaklaşım yapılmalıdır. Sadece her iki taraf ta konuya önem verdiğinde (6 veya üzeri) ayrıntılı tartışmalar ve uzlaşma olmalıdır.

 

Duygusal Tepki Süreci

İnsanlar reddetme tepkisi olarak adlandırılan çatışmanın duygusal yönüyle uğraşmaya giriştiklerinde tahmin edilebilir bir yol izlerler.

  • Birinci faz: Kaygı
  • İkinci faz: Kabul etme
  • Üçüncü faz: İçsel birikim
  • Dördüncü faz: Dengeli yansıtma

 

Birinci faz: Kaygı

Kaygı, çatışma ve değişikliğe doğal bir tepkidir. Bedel, değer ve güvenle ilgili endişeleretkin haldedir. Bazı insanlar bunları gizler bazıları ise ortaya koyar.

Transitionskitabında Robert Bridges, “her başlangıcın başında bir son vardır” diyerek önemli bir noktaya vurgulamıştır. Hayatın başlangıç noktası olan doğumun arkasında bile, fetüs ve annenin ortak yaşam ilişkisinin son bulması vardır. Çatışma esnasında da herkes hem başlama hem de bitme dönüşümüne hazır olmalıdır.

Kaygımız genellikle korkuyla örtülmüştür ve korku güçlü bir motivasyondur. Kişiyi endişeden eyleme yönlendirebilir. Bu korku tepkisi ölçülebilir ya da ölçülemez, fakat oradadır! Bazı insanlar ayak direyip mevcut durumu yani güvenli seviyelerini korumak isterken, bazıları değişim riskini alıp alternatifler ararlar. Eğer müdahale stratejileri anlaşılmak isteniyorsa, çatışmanın öncelikle endişeyi harekete geçirdiği anlaşılmalıdır. Bazıları bu endişeye sadece ufak bir rahatsızlıkmış gibi tepki gösterecek(birinci aşama), fakat diğerleri ise rahat bölgelerini koruyacak ve savaşacaktır(üçüncü aşama).

İkinci faz: Kabul etme

Endişe geçtikten sonra bireyler kabul etme aşamasına ulaşır. Endişe ve kabul etme arasında büyük bir boşluk vardır ve birçok çatışma bu boşluk arasında köprü değildir.

Bir kişi daha önce endişe yaşamışsa, bir tepki olarak karşı tarafı reddeder. Bu noktada belirli değerler ve ortak ilgi alanlarının incelenmesiyle ilişkinin kuvvetliliği test edilir. Olası bir sonuç ilişkinin desteklenmeye değmeyeceğidir. Çatışma ilişkinin sona erdiğini kabul etmekle sonuca varmış olur.

Olayların üstesinden gelinebileceğini kabul etmek arzu edilen sonuçtur; kişi ve sonuç çabalamaya değerdir. Kabul etme kazananlar ve kaybedenlerin her ikisinin de ‘Bunda benim için ne var?’ sorusunda yansıtılan ayakta kalma sorusunu üretir. Üyelerinin düşük bağlılık gösterdiği kırılma ve kırmanın döngüsüne saplanmış kaybeden kişilerin olmasına yol açan ilişkiler, sonuç olarak sağlıksız bir örgüt yaratır.

Çatışmalarda, bireyler suçlamadan uzaklaşmalıdır. Bu hareket kabul etmeyi destekler. Bazen, kabul etme yavaşça, olaylara ilaveten stresi de eklediğimizde büyük ihtimalle bazıları için çok yavaş gelişebilir. Fakat kabul etme seviyesi bir kazanıldığında, reddetme tepkisindeki ikinci aşama çok doğal hale gelir.

Üçüncü faz: İçsel birikim

İçsel birikim, her bir tarafın kişinin ilgi ve değerlerini desteklemek mi yoksa savaşma zamanı mı diye karar vermeyi içeren ilgileri ve değerleri tartmayı ya da geri çekilip ve daha uygun bir zaman için beklemeyi gerektirir. Bazı psikologlar birikimin benlik kavramıyla tetiklendiğini öne sürerler(birey doğuştan kendisini nasıl görür). Diğerleri bunun hayatta kalmaya dayanan kısa süreli bir içgüdüye dayandığına inanır. Bu motivasyonun kaynağı ne olursa olsun, hem örgüt hem birey için gelişim içerir. Bu fazda çatışma fırsatlar sunar.

Nedir ve ne olması arasındaki temas noktasına ‘gelişen taraf’ denilir. Burada destekleme olayları ve umutsuzluk duyguları ortaya çıkar.  Yeterli destek keşfedildiğinde bazı insanlar güvenmeyi öğrenirlerken, bazıları anlam ya da yön bulamayı beceremeyerek umutsuzca içlerine dönerler. Bazıları kurgu dünyası inşa ederken bazıları tekrar tehdit edilmemek üzere bir direnç duvarı inşa ederler.

Bu içsel birikime verilen tepkiler genellenemeyecek kadar çoktur. Bu zamanlarda dinleme becerilerini kullanmak önemlidir. Birisi hiddet ve öfke gibi derin duyguları tanımlar ve kişisel değerlerini paylaşır. Duyguların yoğunluğu ve çeşitliliği çatışma yönetimi prensiplerini bilen bir yönetici için bir altın madeni olabilir. Ya da çatışma yönetimine hazırlıksız birisi için bu duygular yılan deliği gibi gözükebilir.

İçsel duyguların etkili yönetimi sonucu gelişme ve bütünlüğe ulaşılır. Bir yönetici olarak, bu süreci etkili kullanarak olumsuz duygularınızı olumlu doğrulamalara çevirebilirsiniz.

  1. Hiddetlenmenin ya da sükûnetin bir değer olduğunuzu kabul edin. Öfkenizi kabul edin.
  2. Açığa vurulmandan önce olumsuz duyguları tanımlayın. Vücut dili bunun muhteşem bir göstergedir. Dikkatlice dinleyin, akıllıca farkında olun ve bilinçli bir şekilde odaklanın. Öfkenizin farkında olun.
  3. Kendinize güvenin. Doğal bir şekilde hissedin, konuşun ve davranın. Sonuçsuz ya da tatmin edici olmayana kadar akışına bırakın. Öfkenize güvenin.
  4. Kendi fikirleriniz, duygularınız, sözleriniz ve davranışlarınız olsun. Diğerleri beni sinirlendirmiyor; ben sinirlenmeyi tercih ediyorum. Öfkenizi sahiplenin.

Reddetme tepkisinin son fazında gerçek dünya farkındalığı doğar. Olaylardan kaçmak sürekli kaçmak anlamına gelir. Kavga asla durmaz ve birisi nerede çizgi çekerse çeksin değişim devam ediyor gibi görünür. Baştanbaşa, dengeli bir bakış açısı bireye bir sefer de bir adım atılabileceği hissini sağlar.

Birinci aşama çatışmayla başa çıkmak bu dengeli yansıtmayla ele alınır. Sorunlar ortaya çıkar, fakat başa çıkma rahatsızlığın nereye ve nasıl yönlendirilmesi gerektiğini saptar. İkinci aşama çatışma yönetim becerileri gerektirir. Daha karmaşıktır, fakat dengeli bakış açısı çatışmayı sadece yıkıcı bir güç değil bir şans olarak görür.

Üçüncü aşama çatışmalar müdahale ve diğerlerini çağırmayla çözülür. Üçüncü aşamada dengeli bakış açısı dış kaynaklara bir ihtiyacı tanımlar ve yardım istemeyi bir zayıflık olarak algılamaz. Dengeli bakış açısı gelişme ve olasılıkların var olduğu alanları tanımlar. Her bireyin yeni bir yolculuk için doğru zaman olup olmadığına karar vereceğinden zamanlama etkili olarak kullanılır.

Duygusal Refleksoloji

Webster refleks için iki tanımlama yapar: ‘Geriye doğru bir yöne sahip olma’ ve ‘Sinir sistemi tarafından istem dışı yapılan hareketler’. Bu iki tanım birleştirildiğinde, duygusal dinamikliğin doğasında olan tüm refleks örneklerimiz için mükemmel bir tanım ortaya çıkar. Bunun ışığında çatışmanın duygusal bileşenine duygusal refleksoloji(tepki bilimi) denebilir.

Duygusal refleksoloji çatışma yükseldiğinde istemsiz olarak ortaya çıkan işbirliğinden (içe dönerek) uzak bir harekettir. Duygusal refleksoloji dört unsurla tanımlanır:

  • Suçlama
  • Sessizlik/Ketumluk
  • Bastırılmış duygular
  • Öfke

 

Suçlama. İlk eğilim suçlamaya yer vermektir. Neredeyse içgüdüsel bir ‘kim yaptı’ yı bulma arzusu vardır. Batılılığımızın adalete ve eşitliğe yaptığı vurgu doğrudan haksız tarafı arıyor gibi görünür. Bu duygusal tepki çözümden uzaklaştırır. Kişiyi ve sorunu bir birine karıştırır. Suçlamaya yer verme dürtüsü soruna karşı sorumluluğu azaltır ve bir tarafı diğerlerine karşı suçsuz gösterir. İkiye bölünmüş bakış açısı çözümden çok suçlamayı getirir.

Bu suçlama tepkisinin bir örneği bir bölümün diğer bölümü parmakla işaret etmesi şeklinde çok sık görülür. Sorunları tanımlamak kolaydır; bir kez yanlış yola girildiği zaman sorunları çözmek için şansı yakalamak oldukça zordur. Suçlama eğilimi genellikle çözümden uzaktır çünkü sorunu örtbas etmeye çalışmak ve savunma daha fazla enerji tüketir.

Sessizlik. Duygusal refleksolojinin başka bir öğesi ketum olmaya eğilimliliktir. Gerçeklere en çok ihtiyaç olduğu zaman, onlar daha sonraki tartışmalarda pazarlık için tutularak hasır altı yapılırlar. Bu tepkiye tarafsız kalmaya yeteneksizlik eşlik eder. Taraflar korumacı bir tutumla kutuplaşmış durumda kendi doğrularına yönelirler. Bu çatışma yükseldiğinde çatışma yönetimi çabalarına engel olan ketumluk öğesini destekler.

Yöneticilerin çoğu bu durumu çabucak tanır. İnsanlar uyuşturucu ve alkol sorunu olan bir çalışanı suçlamakta hızlı fakat ispiyonlamakta yavaştırlar. Yemekhanede hızlıca yayılan söylentiler, yönetimin en iyi delil toplama oturumlarında dahi nadiren ortaya çıkar. ‘Sır’ unsuru çatışma yönetimi çabalarını bastırır.

Bastırılmış duygular. Duygusal tepki biliminin üçüncü boyutu da birçok kötü duygu ve tedbirli olunması gereken duygular tarafından tutulan yaygın bir tutumdur. Baskı duyguları, özellikle öfkeyi tahrik etmeyi mümkün kılar.

Duygular gerçektir ve siz onların üstesinden gelme yeteneğine sahipsiniz. Duyguları bastırmaya hiçbir değer verilmemeli! Duygularınızı bastırdığınızda olaylara verilecek doğal bir tepkiyi inkar etmiş olursunuz.

Çalışanlar genellikle üst yönetimin bir proje sürecine olan tepkilerinin hem neşesinden hem de hüsranından yanılgıya düşerler. İş belki son durumuyla ölçülüyor olabilir ancak insanlar hem başarıya hem de başarısızlığa karşı olan duygularını yansıtırlar.

 Öfke. Duygusal tepki biliminin dördüncü bileşenin öfke algısıyla ilgilenir. Öfke çatışmanın düşük aşamalarında yatıştırıldığında tarafların meseleleri ve değerleri tanımlamalarına yardım eden bir arınmaya varmalarına yol açabilir. Çatışmanın yüksek seviyelerinde yansıtılan öfkenin ise tam ters bir etkisi vardır. Duygusal tepkisellik yüksek aşamalarda öfkeyi kullanıp düşük seviyelerde bundan kaçınmayı yani doğru kullanımının tam tersiyle öfkeyi yanlış yönetmemize sebep olur.

Öfkenin uygunsuz kullanımı çatışmayla alakalı öfkenin ortaya çıkmasını engelleyebilir ve sonrasında istenmeyen sözler ve yanlış suçlamalarla sonuçlanan duygu patlamalarına sebebiyet verebilir. Diğerlerinin düzensiz bir ‘kontrolde’ imiş gibi görünme isteği ve öfkelerini çatışmada erkenden bastırma eğilimleri vardır. Her iki durumda da çatışmanın düşük aşamalarında duygusal tepkisellik öfkeyi yatıştırmamamıza ve geçeceğini farz etmemize sebep olur.

Çatışmanın üst aşamalarında iken eninde sonunda öfkemizi tolere etme seviyemizi aşarız ve öfkemize genellikle uygunsuz bir şekilde ifade ederiz. Çatışmanın üst aşamalarına ulaşıldığında her kişinin kızgın olduğu ve öfkenin çok düşük bir değer taşıdığı açıktır. Çatışmanın üst aşamalarında öfkeyi kontrol etmek için bulunan bir muhteşem yönetim tekniği şöyle der: “Herkesin öfkeli olduğu belli ama bu ancak duygularımızı tırmandırmamıza küçük bir yardımda bulunur. Senin öfkeni anlıyorum ve ciddi bir şekilde endişelerini değerlendireceğim. Bu durumda o duyguları açığa vurmaya devam etmenin bir gereği yok.”

Öfkenin doğru odağı meselelerdir, insanlar değildir. İnsanlar ve sorun iç içe geçtiğinde bunu hatırlamak zor olur. Öfkeyle beraber tehlike tehdidi diğer kişiler için oluşur. Eğer öfke üçüncü aşamada ifade edilirse tehlikeli olabilir zira her iki tarafın da niyeti diğerinden kurtulmaktır.

Çatışma Sırasında Yapılmayacak Beş Duygusal Durum

  1. Güç çatışması içine girmeyin. Güç ile otorite arasında kayda değer bir ilişki vardır. Çoğu sosyolog güç arttıkça otoritenin düştüğünü ya da tam tersini bir gerçek olarak belirtirler. Tanınmış sosyolog Erik Erikson çocukların kontrol edemeyecekleri güce sahip olduklarında duygusal olarak rahatsız bir konuma geldiklerini söylemiştir. Psikolog Emile Durkheimyaşamı yönetmek için açıkça tanımlanmış normlara ve kurallara ihtiyaç olduğunu ya da insanların kendilerine zarar verir konuma geldiklerini keşfetmiştir.
  1. Çatışmadan ayrı düşmeyin. İlk bakışta bu çelişkili görünebilir ancak bu çatışmayı izlemek ve kontrol altında tutmak için bu bir yöntemdir. Hem insan hem de sorunun kendisi için yoğun bir endişe duymanız çok önemlidir. İş insan olmadan ilerleyemez ve temel çatışma çözülmeden de etkin bir işlerlik kazanamaz. Endişe bize çatışmada fırsat bulmamıza neden olan bir güdüleyicidir.
  2. Çatışmanın gündeminizi oluşturmasına izin vermeyiniz. Zaman yönetimi uzmanları acil olan değil, esas önemli işlerin yapılmasının zorunlu olduğunu önermektedirler. Bu iş anlayışı genellikle çatışma baskısı altında bozulma eğilimi göstermektedir ve birçok iş durumu çatışmayla ilgilenmek için göz ardı edilmektedirler.

Bakış açısı buna anahtardır. Çatışmada birey hem yöneleceği tarafı hem de hedefi bilmelidir. Çatışmaya olan kararlar ve cevaplar bu genel yön ile buluşmalıdır. Ancak bazen acil ihtiyaçlar gündelik programlarla çakışmaktadırlar. Zaman üzerine olan bir çalışma çatışmayı çözmeye sınırsız zaman harcadığınızı değil, öncelikleri halletmeye zaman harcadığınızı ortaya çıkarmalıdır.

Acil olan durumları yönetmede size yardımcı olacak bazı ipuçları şunlardır:

  1. Bütün zamanınızı ve enerjinizi bir mesele üzerine harcamayın.

b.Zaman tuzaklarına dikkat edin. Zamanın nasıl akıp gittiğini fark etmediğiniz işler var mı?

  1. Acil meseleleri bilhassa olumsuz ya da çatışma durumlarını tanımlayınız. Eğer devamlı zaman yiyen bir tanesi varsa onunla ilgileniniz.

__ Çalışma arkadaşlarınız sizi vekil tayin edip, işlerini size mi yaptırıyorlar?

__Çözüm mü getiriyorlar yoksa sadece endişe ve isteklerini mi?

__Sizin sızlanma ve homurdanma gereksiniminizi karşılıyorlar mı? Olumsuz döngüye yakalanmak basittir ve hep ‘yazık bana’ sendromunu karşılayacak olaylar ve insanlar vardır.

  1. Berbat etme. John Borysenko, “Bedeni düşünmek”, “Aklı onarmak” kitaplarının yazarı, berbat etmeyi “bir durumu olabilecek en kötü sonuca ulaştırma eğilimi” olarak tanımlar. Çatışmanın yoğunluğu hangi stratejilerin en etkili olacağını belirler. İkinci derece veya üçüncü derece çatışmalarla karşılaşıldığında en kötü senaryolara zorlanmak kolaydır. Yüksek seviyelerde çatışmaya mahkûm olanlar problemin yoğunluğunu ölçme kabiliyetlerini yitirirler. Berbatlaştırmaktan kaçınmak için hatırlatmalar:
  • İnsanlar nadiren kendilerini gördükleri kadar hayırseverdirler.
  • İnsanlar nadiren rakipleri tarafından görüldükleri kadar kötü niyetlidirler.
  • Bireyler nadiren düşmanları tarafından inanıldığı kadar meseleleri düşünmeye vakit harcarlar.
  • Diğerlerinin güdülenmeleri nadiren ortaya konduğu kadar planlanmış ya da kafa yorulmuştur. Çatışmanın çoğu yönü diğer olayları ayrıştırır ve bunlar duygusuz hesaplamaların sonuçları değillerdir.
  • Her çatışmanın bir mazisi vardır. İnsanlar ve onların önceki olanlarla ilişkilendirmeleri şuan ki algıyı çarptırır.
  1. Öngörülere aldanmayınız. Öngörü duygusal bir dışa vurumdur. Bireyler kendi kusur ve zayıflıklarını bilmeden başkaları üzerine yansıtırlar. Çatışma sırasında etkin olabilmek için, diğerleri tarafından yapılan suçlamalardan, genellemelerden ve özellikle bir kimsenin istekleri hakkında yapılan yorumlardan haberdar olmanız gerekir. Diğerlerini anlayabilir ve onların eylemlerini tam olarak tahmin edebiliriz fakat bir kimsenin başkalarının aklını okuyabildiğine inanmak tehlikelidir.

Gelişme mi Kayıp mı?

Çatışma duygudan beslendiği için iyiye ya da hasara yönelik bir potansiyeli vardır. Gelişmeye veyahut kayba imkân sunar. Çatışmayı etkin bir biçimde yönettiğinizde üç alanda gelişme sağlanır:

  • Kişiliğiniz. Çatışmayla baş etmede başarıyı deneyimlemek öz saygınızı dolaylı yoldan geliştiren özgüveninizi inşa eder. Yüksek öz saygıya sahip insanlar daha olumlu kişilik sahibi olmaya eğilim gösterirler.
  • Gücünüz. Kişisel güç ya da güven insanlar arasında kendilerini açığa vurma korkularını aştıklarında ortaya çıkar. Çatışmayla başarılı bir şekilde baş ettiğinizde muhtemelen güven ve gücü geliştiren kendini açığa vurmayı kullanmışsınızdır.
  • Sizin bakış açınız. Birisiyle bir çatışma yaşadığınızda bu çoğunlukla onların gerçeklik hakkında değişik bir algıya sahip olmalarından kaynaklanır. Bu çatışmadan başarıyla çıkıldığında bakış açınızı genişletmişsinizdir.

Ne yazık ki çatışmanın olumsuz sonuçları da olabilmektedir. Üç potansiyel kayıp alanı ise şu şekildedir:

  • İvme. Çatışma bazı insanları yollarından alıkoyan bir engel olabilir.
  • Özsaygı. Çatışmaya girdiğiniz kişiler sizi suçlu, yetersiz ya da aptal gibi hissettirmeye çalışabilirler. Hatırlayınız: İşletilmenize(oynatılmaya) izin verecek tek kişi sizsinizdir.
  • İlişkiler. Acı ama gerçek bir durum ise iletişim yollarınızın en açık olabileceği ve olması gereken insanlar olan arkadaşlarınız ve ailenizle yaşadığınız çatışma yüzünden uzaklaşmanızdır.

Açıkçası bu durumda çok menfaatiniz vardır. Çatışmanın nihai sonucu size kalmıştır.

Son zamanlarda yaşadığınız başarı ile sonuçlanmış bir çatışmanızı seçin. Dikkatlice düşündükten sonra, çatışma öncesinde; kişiliğiniz, gücünüz ve bakış açınız için bir ile on arasındaki ölçekten (bir en düşük, on yüksek olmak üzere) bir seviye belirleyin. Daha sonra, aynı ölçeği kullanarak, başarılı ile sonuçlanmış çatışmadan sonra kişiliğiniz, gücünüz ve bakış açınız için tekrar bir seviye belirleyin.

Elde ettiğiniz çatışma öncesi ve sonrası seviyelerini kullanarak, üç gelişme alanın her birinden, çatışma ile birlikte ortaya çıkan gelişmenizin kapsamını gösteren bir sütun grafiği yaratınız. Daha sonra her bir alanda nasıl bir gelişme kaydettiğinizi gösteren kısa bir tanım yazınız.

Eğer çatışmanın size hiçbir gelişme kaydetmediğinizi düşünüyorsanız, tekrar düşünün. Olayları dikkatli bir şekilde yeniden düşünün. Başarılıyla çözümlenmiş bir çatışmadan en azından bir alanda gelişme kaydetmeden gitmek çok nadirdir.

 

Duygusal Durumlar Kontrol Listesi

Güvenli bir Ortam Yaratın

Evet                Hayır

  1. Bir iyimserlik ya da umut paylaştınız mı?
  2. Bu idare edilebilir’i karşı tarafa ilettiniz mi?
  3. Kimsenin incinmesi gerekmediği açık mı?
  4. Herkesin başarısını önemsediğinizi belirttiniz mi?
  5. Eşitlik kurdunuz mu?

Küçümsemelere izin yok mu?

Hiçbir cezalandırma yapılmayacak mı?

Her tür duygu kabul edilebilir mi?

 

 

Diğerlerinin İçsel İhtiyaçlarını Karşılayınız

Evet                Hayır

  1. Karşı tarafa ‘seni önemsiyorum’u ilettiniz mi?
  2. Karşı tarafa ‘ilişkimizi önemsiyorum’u ilettiniz mi?
  3. Karşı tarafa ‘bu arkadaşlığı önemsiyorum’u ilettiniz mi?
  4. Karşı tarafa ‘bunun nasıl çözüleceğiyle ilgili katkıda bulunmanı istiyorum’u ilettiniz mi?

Duruma katılın…..Davet edin …..Yüzleşin

Evet                Hayır

  1. Bizim(senin değil) bir problemimiz var.
  2. Hadi beraber başlayalım.
  3. Dinledin mi?

Kendi durumun kadar karşı tarafın durumunu da biliyor musun?

Gerçekler neler?

Duygular neler?

  1. Gerçeği duygudan ayırdın mı?
  2. Varsayıyor musun yoksa biliyor musun?
  3. Kazanılmış menfaatler neler?
  4. Birden fazla çözüm var mı?

 

Kaynakça:

ÇATIŞMAYI NASIL YÖNETİRİZ

(Evde, İşte, Okulda)

Yazar:PegPickering

Çeviri: Erkan KIRAL &Nahide Nur DUMLU

Çeviri Editörü: Erkan KIRAL

Add Comment