İnceleme: Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu

ROBERT MICHELS, DEMOKRASİ VE OLİGARŞİNİN TUNÇ
KANUNU
Türkçeye çeviren: Toker DERELİ*
ABSTRACT
The article below is the Turkish translation of the INTRODUCTION
which Seymour Martin Lipset had written in 1961 for the famous
work of Robert Michels titled Political Parties. Based on his
observations in Europe and his keen analyses,Michels believed that
the majority rule which should reign in democratic organizations
like political parties, unions and cooperatives inevitably turns into
minority rule and single- leader domination for various reasons..
This in-built tendency notwithstanding, both thinkers, and Lipset
in particular, insist on expending constant efforts in order to
approach the democratic ideals to the extent possible, as every
divergence from democracy in the internal administration of such
organizations is apt to engender adverse effects for the governance
of the society or the labor movement.
Seymour Martin Lipset, INTRODUCTION to Robert Michels’ Political Parties: A
Sociological Study of the Oligarchical Tendencies of Modern Democracy, Collier Books,
1961.
* Prof. Dr. Işık Üniversitesi
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
12
Michels’in Siyasal Partiler Yapıtına Lipset’in Yazdığı Giriş
Bölümü Hakkında Çevirenin Önsözü
Bize derslerinde Michels’i tanıtan
Hocam Profesör George Brooks’ın Anısına…
Robert Michels yüzyıl kadar önce kaleme aldığı Siyasal Partiler isimli ünlü
yapıtında sosyalist ve sosyal demokrat partiler, işçi sendikaları ve kooperatifler
gibi nitelikleri gereği demokratik bir yapı ve işleyişe sahip olması gereken örgütlerde,
çoğunluk yönetiminin niçin kaçınılmaz biçimde azınlık ve tek lider yönetimine
dönüştüğünü açıklamaya çalışmıştı. Bu yazı Amerikalı sosyolog Seymour
Martin Lipset’in Siyasal Partiler’in 1960 da yayınlanan İngilizce metni için yazdığı
“Giriş”in Türkçe çevirisidir. Michels’in eseri bir hayli eskimiş olmasına karşın
içerdiği tahililler ve verdiği örnekler bakımından günümüzdeki örgütler için de
geçerliliğini korumaktadır. Demokrasi teorisi ve uygulamasının kaydettiği tüm
çağdaş gelişmelere karşın siyasal partilerin ve sendikaların başındaki lider kadrolarının
uzun süreler için değiştirilememesi, herhalde zamanınmızın önemli çelişkilerinden
biridir. Aşağıdaki tahlillerin de gösterdiği gibi sağ partilere göre sol
partiler, işveren sendikalarına göre de işçi sendikaları nitelikleri ve amaçları gereği
daha demokratik olmak zorundadırlar. Oligarşik eğilimlerin kaçınılmaz olduğu
hususunda gerek Michels, gerek Lipset güçlü gözlem ve düşüncelere sahiptiler;
bununla beraber her iki düşünür de demokrasi idealine yaklaşmak için sürekli
çaba harcanmasından yanaydılar; çünkü bu kurumların iç yönetiminde demokrasiden
her sapmanın toplum yönetimi ya da işçi hareketi için olumsuz sonuçlar
doğurması aynı şekilde kaçınılmaz olacaktı. Ancak zamanımızdaki yaygın düşünceye
göre demokrasi son tahlilde hukuki yaptırımlarla değil, yine de kütlenin ya
da tabanın yani üyelerin irade ve oylarıyla gerçekleştirilmelidir. Nitekim ülkemizde
sendikalara ilişkin olarak Mitchel’in değindiği oligarşik eğilimleri önlemek amacıyla
getirilmiş bulunan çeşitli yasal düzenlemeler zaman içinde başta Uluslararası
Çalışma Örgütü olmak üzere çeşitli kurum ve çevrelerin eleştirileri sonucu tasfiye
edilmişlerdir. Bu kuruluşların söz konusu kurallardan kalanlarının tasfiyesine
yönelik istek ve eleştirileri hala devam etmektedir. Ancak burada siyasal partilere
göre işçi sendikalarımızda demokrasi idealine daha fazla yaklaşıldığını söylemeDemokrasi
ve Oligarşinin Tunç Kanunu
13
miz mümkündür. Ne var ki yine de sendikalarımızın yönetiminde inanılması güç
uzun sürelerde, adeta ömür boyu kalabilmeyi başaran işçi liderlerine rastlanabilmektedir.
Robert Michels’in yapıtının Türkçe siyaset bilimi ve siyaset sosyolojisi literatürüne
kazandırılmamış olması ülkemiz için kuşkusuz bir eksikliktir. Bu kitap
Avrupa ve Amerikan üniversitelerinde siyaset bilimi kadar sendikacılık derslerinde
öğrencilerin okuması gereken kaynaklar arasında daima önemli bir konuma
sahip olmuştur. Eserin özellikle Almanca aslından dilimize kazandırılması arzu
edilir. Çeşitli uğraşlarım arasında bunu en azından İngilizce çevirisinden gerçekleştirmeyi
dahi göze alamadığım için, hiç olmazsa eseri analitik bir biçimde özetleyen
Lipset’in “Giriş”ini Türkçeye çevirmeyi üstlenebildim.
Toker DERELİ
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
14
GİRİŞ
“Seçilmişlerin seçmenler, vekillerin vekalet verenler, delegelerin delege edenler üzerinde
egemenlik kurmasına yol açan örgütün kendisidir. Örgütten bahseden gerçekte oligarşiden
bahsediyor demektir.”
İlk kez 1911 de yayınlanan bu sözler Michels’e ait ünlü “oligarşinin tunç
kanunu”nu özetlemektedir. O zamanlar genç bir Alman sosyoloğu olan Robert
Michels, Siyasal Partiler isimli eserinde, geleneksel demokrasi ve sosyalizm
teorisinin dayandığı ve Rouseau’nun doğrudan halk demokrasisi kavramına karşıt
olan böyle bir temel siyasi görüşü ortaya koymuş oluyordu. Michels’in iddiasına
göre mevcut demokrasilerin kötü işleyişi ve özellikle liderlerin toplum ve örgütler
üzerinde egemen oluşu, sosyal ve ekonomik gelişmenin yetersizliğinden, öğrenim
düzeyinin düşüklüğünden ya da kamuoyunu oluşturan iletişim araçlarının ve diğer
güç kaynaklarının kapitalistlerce denetlenmesinden ileri gelmemekte, daha çok
karmaşık sosyal sistemlerin doğasından kaynaklanmaktadır.Oligarşi, yani bir
toplumun ya da örgütün tepedeki yöneticiler tarafından kontrol altında tutulması,
bürokrasilerin ya da büyük çaplı örgütlerin iç işleyişinden doğan bir özelliktir.
Michels’e göre modern insan çözümsüz bir kısır döngü ile karşı karşıyadır;
şöyle ki, insanın ulus devletler, sendikalar, siyasi partiler ya da kilise gibi büyük
kurumların tepesindeki az sayıda yöneticiye etkin bir güç devretmeksizin bu çeşit
kurumlara kurup yaşatması mümkün değildir.
Demokrasi ile büyük çaplı sosyal örgütlerin bağdaşamadığını göstermek
amacıyla Michels Almanya’daki ve diğer ülkelerdeki Sosyalist partilerin
davranışlarını incelemiştir. O dönemde bu partiler demokrasinin yaygınlaştırılması
fikrine en bağlı kurumları temsil etmekteydiler.Uzun bir süre Alman sosyalist
hareketinde bizzat etkinlik göstermiş biri olarak Michels, o zaman dünyadaki en
büyük sosyalist parti olan Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin oligarşik yapısına
ilişkin ayrıntılı bir analiz sunmuştur. Tutucu sağ partilerin iç yapılarında demokratik
olmadıklarını göstermeye yönelik bir iddia Michels’in tezini kanıtlaması açısından
uygun değildi, çünkü Almanya’daki ve diğer Avrupa ülkelerindeki tutucuların
çoğu, demokrasiye yani çoğunluğun sosyal politikayı belirleme hakkı ya da gücü
olduğuna zaten inanmıyorlardı. Buna karşılık sosyalistler yetişkinlerin oy hakkı,
ifade özgürlüğü ve her düzeydeki kamusal ve ekonomik kurumların işleyişine
halkın katılımı için mücadele veriyorlardı. Bu partiler kendi iç yapılarında demokratik
olmadıkları takdirde toplumu demokratikleştirme çabalarının tümüyle
başarısız kalması kaçınılmaz olacaktı.
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
15
Oligarşi yönündeki bu eğilimin sebepleri nelerdir? Michels işte bu soruya
cevap aramıştır.(1)
Michels’in Örgüt Teorisi
Büyük çaplı örgütler yöneticilerine güç konusunda neredeyse bir tekel konumu
sağlarlar.
Siyasi partiler, sendikalar ve diğer tüm büyük örgütler bürokratik bir yapı
ve hiyerarşişk biçimde örgütlenmiş rasyonel (önceden tahmin edilebilir) bir örgütlenme
sistemi geliştirme eğilimindedirler.Yönetim sorununun bizatihi kendisi
bürokrasiyi gerekli kılar. Michels’in belirttiği gibi: “ Bürokrasi örgüt ilkesinin kaçınılmaz
sonucudur…. Önemli bir karmaşıklık düzeyine erişen her parti örgütü tüm
çalışmalarını partiye hasredecek belli sayıda kişinin varlığını gerektirir. “Ancak
artan bürokrasinin fiatı gücün tepede toplanması ve tabandaki üyelerin etkisinin
azalmasıdır. Liderler, politikaları değiştirmeye çalışan üyeler üzerinde engellenmesi
hemen hemen olanaksız avantajlar sağlayan birçok kaynaklara sahiptirler.
Bu kaynaklar arasında şunlar sayılabilir: (a) ileri derecede bilgi, örneğin üyelerin
örgütün programlarına itaatini sağlamakta kullanılabilecek çok miktarda bilginin
liderde toplanması; (b)liderin üyelerle iletişimi sağlayacak formel araçlar üzerinde
denetim kurması,örneğin örgütün yayın faaliyetini kontrol edebilmesi, seyahat
masrafları örgüt tarafından karşılanmak suretiyle görüşlerini açıklamak üzere çeşitli
yerleri dolaşabilmesi,işgal ettiği pozisyonun dinleyici ve izleyici kütlelerine
egemen olabilmesi için imkanlar sağlaması ve (c) politika sanatındaki hüner ve
vasıfları; örneğin liderler profesyonel olmayan diğer üyelere göre etkileyici konuşmalar
yapmak, hitabet sanatını kullanmak, makaleler yazmak ve grup etkinliklerini
örgütlemek konularında daha ustadırlar.
Liderin sahip olduğu bu vasıf ve beceriler onun gücünü pekiştirdiği
gibi Michels’in ‘kütlelerin ehliyetsizliği’ dediği bir olgu da liderin gücünü ayrıca
kuvvetlendirir.Üyelerin etkisini devamlı kılacak her çaba, diğer birçok şey
yanında,onların örgütün faaliyetleriyle meşgul olmalarını,toplantılara katılmalarını
ve siyasi hareketi etkileyen ana sorunları kavrayıp onlarla ilgilenmelerini gerektirir.
Ama gerçekte parti ya da sendika toplantılarına nispeten az sayıda üye katılır.
Çalışma ve aile yaşantısının gaileleri, boş zamanları dolduran iş dışı faaliyetler ve
benzeri uğraşlar ortalama bir kişinin üye gruplarına ya da politikaya harcayacğı
fiili zamanı ve psişik enerjiyi geniş ölçüde kısıtlar. İlgi ve katılımın daha düşük
olması bir kütle örgütünde üyelerin lidere göre daha az eğitime ve genel bilgiye
sahip oluşundan da kaynaklanır.
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
16
Kütle içinde, hatta işçi partilerinin örgütlü kütlesi içinde yönlendirme ve
rehberlik faaliyetlerine büyük bir gereksinim vardır…. Çağdaş uygar toplumda
mevcut geniş iş bölümü bu gereksinimi açıklar; öyle ki bu iş bölümü sonucunda
devletin siyasal örgütlenmesini ve onun sürekli karmaşık hale gelen mekanizmalarını
tümüyle tek bir bakışta kavramak daha da olanaksız hale gelmektedir. Bu
gerçeğin üzerine bir de özellikle popüler partilerde üyeler arasındaki büyük kültür
ve öğrenim farklılıkları eklenir. Bu farklılıklar üyeler tarafından lidere duyulan
ihtiyacı sürekli olarak arttırır.(2)
Örgüt hayatının gerçekleri liderlerin gücünü açıklamakta yararlı olsa da yöneticilerin
ve üyelerin çıkarları arasında niçin bir çatışma olması gerektiğini izah
etmez. Michels temsili liderlik varsyımını özellikle reddetmiştir.Onun iddiasına
göre, sendikaların ve siyasi partilerin tam mesai yapan yöneticileri durumuna gelenler
ya da parlementoda temsilci olarak görev yapanlar,” kendileri sosyal pozisyon
olarak yönetilenlerin mensup olduğu sınıfa mensup olsalar da ,giderek
yönetici oligarşinin bir parçası haline gelirler.” Diğer bir deyişle, kütlelere liderlik
edenlerin kendileri de “iktidar (güç) elitleri”nin parçasıdırlar; onlar daha imtiyazlı
unsurlar arasında elde ettikleri özel durumlarından yararlanarak kendilerine özgü
bakış açıları ve çıkarlar geliştirirler.Bu nedenle kütle örgütlerinin politikalarının
çoğu kütlelerin irade ya da çıkarlarını değil, liderlerin irade ve çıkarlarını yansıtır.
Ayrıca, Michels’e göre, bir siyasi partide partiyi oluşturmak üzere bir araya gelen
kütlenin çıkarlarının, parti kişiliğinin içinde oluştuğu bürokrasinin çıkarlariyle örtüşmeyebileceği
gözden kaçırılır. Parti yöneticilerinin çıkarları daima tutucu yöndedir
ve herhangi bir politik durumda işçi sınıfının çıkarları cesur ve saldırgan
bir politika gerektirirken yöneticilerin çıkarları savunmacı ve hatta reaksiyoner
(gerici) politikalar izlenmesini gerektirebilir; daha nadir olsa da başka durumlarda
bu roller tersine çevrilebilir.. Evrensel olarak uygulanabilir bir sosyal kanuna göre,
bir topluluğun işbölümü gereksinimi sonucu ortaya çıkan her organı, durumunu
pekiştirir pekiştirmez kendisi için kendisine özgü çıkarlar yaratır. Bu özel çıkarların
varlığı topluluğun çıkarlarıyle kaçınılmaz bir çatışma içerir.
Kütle örgütleri liderlerinin egemen siyasal sınıfın bir parçasını oluşturmaları,
onların diğer siyasi elit kesimlerine muhalefeti sürdürmeyecekleri anlamına
gelmez.Etkilerini sürdürmek ve arttırmak amacıyla liderler kütle desteğini kontrollerinde
bulundurmak zorundadırlar. Bu nedenle liderler iş dünyası ve aristokrasi
gibi egemen sınıf yapısının diğer unsurlarına muhalefetlerini sürdüreceklerdir.
Ancak kütle desteğine dayanan elitlerin amacı bir azınlığın iktidarı yerine bir
başkasını, yani kendi iktidarlarını geçirmektir.
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
17
Liderler kendi otoritelerine ya da mevkilerine karşı örgüt içinden bir tehditle
karşılaştıklarında aşırı saldırgan bir tavır sergilerler ve bu uğurda birçok demokratik
hakka zarar vermekte tereddüt etmezler. Örgüt üzerinde egemenliği
kaybetmek demek onları önemli bireyler yapan bir kaynağı kaybetmek demektir;
bu nedenle liderler, baskıcı yöntemler kullanmalarını gerektirse de mevkilerinini
muhafaza yolunda güçlü bir güdüye sahiptirler.Bu davranışlarını ise, bir kütle örgütünün
güçlü ve kötü niyetli karşıtlarına karşı ancak mücadele yoluyla varlığını
sürdürmesinin kaçınılmaz olduğu savıyla meşru göstermeye çalışırlar. Örgütte hiziplere
yer vermek, parti ya da örgüt politikalarının doğruluğunu sorgulamak düşmanlara
yardım etmek ve onların işini kolaylaştırmak anlamına gelir. Bu itibarla
liderlerin ciddi biçimde eleştirilmesi örgütün kendisine ihanet olarak tanımlanır.
Michels elli yıl önce sosyalist harekete bir uyarı göndermiştir:”Sosyalizm
problemi yalnızca bir ekonomi problemi değildir….Sosyalizm aynı zamanda yönetsel
bir sorundur, diğer bir deyişle, demokrasi sorunudur.” Michels’in yaptığı
geleceğe yönelik bir tanıya göre, sosyalistler sadece siyasi devrim ile sosyal değişme
arasındaki basit ilişkiye bağlı kaldıkları takdirde sosyalist devrim “sosyalizm
adına egemenlik alanını ele geçirmek için yeterli zeka ve güce sahip liderlerin
elinde bir diktatörlükle sonuçlanacaktır. Bu nedenle, sosyal devrim kütlenin iç
yapısında herhangi bir gerçek değişim yaratmayacaktır.Fetheden sosyalizm değil
sosyalistler olacak, sosyalizm ise onu savunanların galebesi anında yokolacaktır.”
Parti liderlerinin ideolojiye bağlılıktan ya da üye çıkarlarını savunmaktan
ziyade bürokratik bir tutuculukla hareket edeceklerini düşünen Michels’in bu
tahminleri, kitabının neşredilmesinden hemen üç yıl sonra gerçekleşen olaylarla
doğrulanmıştır.Sosyalist Enternasyonalistin gururu olan, Kaiser hükümetinin politikalarına
karşı çıkan ve savaş çıkması halinde genel bir grev çağrısı yapacağını
vaadeden, uluslararası barışın savunucusu büyük Alman Sosyal Demokrat Partisi,
daha 1914’de ilan edilir edilmez savaşı desteklemiştir. Kendisi Alman Sosyal Demokrat
Partisinin liderliğine esasen eleştirel yaklaşmakla birlikte Lenin bile partinin
Alman militarizmine şiddetle karşıt bir tutumdan şöven bir savunuculuğuna
bu kadar çabuk dönebilmesine inanmanın mümkün olmadığını söylemiştir .Öyle
ki Lenin, Partinin gazetesi Vorwats’ın savaşa destek isteyen çağrılarının sahte olduğuna
bile inanmıştır.
Michels’e göre Alman sosyalizminin Marksist iderlerinin sergilediği bu ani
değişme sosyal pozisyonlarının doğal bir sonucuydu, çünkü kitabının 1915’de
yayınlanan ikinci baskısında söylediği gibi , “partinin hayatı … tehlikeye atılmamalıdır…
Parti yumuşar, uluslararası ruhunu çabucak satar ve kendisini koruma
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
18
içgüdüsü ile vatansever bir parti haline dönüşür.1914 savaşı yazarın bu kitabın
birinci baskısında sosyalist partilerin geleceğine ilişkin olarak yazdıklarını en etkin
biçimde doğrulamış bulunmaktadır.”
Sosyalist partilerin çoğunun I. Dünya Savaşına tepkisi, sosyalist parti liderlerinin
örgütü yaşatma gereklerini doktrine bağlılığın üzerinde tuttuklarını göstermiştir.
Michels’in diğer bir öngörüsü olan başarılı bir sosyalist devrimin işçi sınıfı
için demokrasinin zaferi anlamına gelmeyeceği, aksine bir egemen yönetici grubu
yerine bir başkasının geçmesiyle sonuçlanacağı görüşü ise, Rus Devrimi ile daha
da dramatik biçimde doğrulanmıştır.(3) Kendisi tamamen özgür ve demokratik
toplumun güçlü bir savunucusu olan Nicolai Lenin’in önderliğindeki Devrim ise,
süratle tek parti egemenliğiyle sonuçlanmıştır.Bolşevikler iktidarı ele geçirince tüm
diğer grupları, hatta Devrimi destekleyen ve Bolşeviklerle birlikte hasım militer
güçlere karşı savaşan grupları dahi bastırmışlardır.1920’de iktidarı ele geçirdikten
sadece üç yıl sonra Bolşevik Partisi kendi tabanınının etkisini tasfiyeye başlamıştır.
Kendi üyelerinin çeşitli politikalar savunmak üzere parti içinde gruplar oluşturma
hakkını kaldırmıştır; parti on yıllık bir süre içinde parti sekreteri Joseph Stalin’in
iradesine muhalefet etmek “suç”undan ötürü önemli liderlelerinden bazılarını ihraç
etmiş bulunuyordu.(4)
Siyasi Partilerin Etkisi
Siyasi partilerin ve diğer gönüllü örgütlerin gelecekteki siyasi davranışlarına
ilişkin olarak Michels’in yaptığı tahminlerin görünür doğruluğu ve bu konudaki
eğilimin nedenlerini ortaya koymuş olması, Siyasal Partiler kitabını yirminci yüzyılın
en etkili eserlerinden biri haline getirmiştir.Eser sosyal bilimler alanında
bir klasiktir ve konu ile bilimsel açıdan ilgilenenler kadar siyasal eylemle meşgul
olanların da ilgisini çekmeye devam etmektedir.
Sosyalist eğilimli Dissent dergisinin son sayılarından birinde(Sumner,1961),
Irwing Howe, Stalinizmin işlediği cürümlerden rahatsız olan bir solcu aydınlar
kuşağından bahsederken kendisinin de Siyasal Partiler’i okuduktan sonra kalıcı
bir huzursuzluk duygusuna kapıldığını belirtmektedir.(5) Bir demirperde ülkesi
olarak kısa bir süre için de olsa Stalinizmin sosyal köklerinin tahliline (ve ancak
Khrushcev ‘in bunların geçerliliğini kabulünden sonra) izin veren Polonya’da
Michels’in tahlilleri önemli bir fikir kaynağı haline gelmiştir.1956’daki Ekim ayaklanması
Polonya Komünist Partisi içindeki Stalinist egemenliği yıktıktan sonra
partinin resmi bir dergisi Sendika Demokrasisi (Union Democracy) isimli kitabımızın
son bölümünün bir çevirisini yayınlamıştır; kitabın bu bölümü Michels’in
tahlillerini çağdaş işçi örgütlerine ve sosyalist harekete uyarlamaya çalışmaktaydı.(6)
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
19
Bunu takiben daha akademik nitelikte bir Polonya dergisi olan Siyasi Sosyoloji
İncelemeleri(Studies in Political Sociology), Siyasal Partiler isimli eserin ayrıntılı
bir özetini yayınlamıştır.(7)
Siyasal Partiler’in sosyal bilimler alanında bir klasik olma özelliği birçok kez
doğrulanmıştır.Karşılaştırmalı siyasal kurumlar konusunun önde gelen mensuplarından
biri olan Sigmund Neumann şöyle yazmaktadır: “Siyasal partiler sosyolojisi
tamamen Robert Michels’in sosyal hareketlerde oligarşinin tunç kanununa
ilişkin görüşlerinin etkisinde kalmıştır…”(8) Belki tüm diğer sosyologlara göre sosyoloji
ve diğer sosyal bilimler üzerinde daha fazla etki yapmış olan Alman bilim
adamı Max Weber de Michels’in yakın bir kişisel dostuydu. Onun siyasi biografisini
yazan J.P.Mayer’e göre Weber’in siyasi partiler hakkındaki yazıları geniş
ölçüde Michels’in eserinden etkilenmiştir. Weber’in yasal siyasi partilerin yapısı
üzerindeki tartışması Michels’in Siyasal Partiler’inin bir özetidir.(9) Karşılaştırmalı
politika alanında bir İngiliz yazarı olan James Bryce, hükümetler ve partiler konusundaki
çalışmasının sonuçlarını bir bakıma Siyasal Partiler’den aynen alıntı
yaptığı cümlelerle özetlemektedir.
Yazar Michels’in eserinden”okunmaya değer” olarak bahsetmekte ve şunları
söylemektedir:”metinde belirtilen ve benim de başka yollardan giderek vardığım
bu görüşler, aynı zamanda konuyu Siyasal Partiler isimli eserinde özel olarak
inceleyen yetenekli yazar R. Michels tarafından da doğrulanmıştır.”(10) Çağdaş
parti örgütlerinin önde gelen araştırıcılarından Fransız Maurice Duverger de entellektüel
katkıları için Michels’e borçlu olduğunu teslim etmiş ve hatta farklı
parti örgüt tipleri içinde oligarşinin niteliğini ve kaynaklarını tahlil eden kitabına
isim olarak Michels’in kitabının başlığı olan Siyasal Partiler’i koymuştur.(11) Londra
İktisat Okulunda Siyaset Sosyololojisi okutan Robert McKenzie’nin yakında
yazdığı ve büyük beğeni toplayan İngiliz Siyasi Partileri isimli eser de kendi
deyişiyle “siyasi partilere dair belirli teorilerin geçerliliğini değerlendirmek amacı
taşımaktadır; bu teoriler arasında belki de en kışkırtıcı ve ilgi çekici olanı Robert
Michels tarafından geliştirilmiş olandır…”(12) McKenzie Michels’in vardığı pesimist
sonuçlar üzerinde bazı önemli değişmeler yapmakla birlikte, şu gözlemde
bulunmaktadır:”bu çalışma her partide küçük bir lider grubunun ortaya çıkmasına
ve iktidarı ele geçirip sürdürmesine yol açan ve Michels’in ‘teknik’ ve ‘psikolojik’
faktörler dediği nedenlerin varlığına ilişkin güçlü kanıtlar ortaya koymuştur.”(13)
Siyasi partiler Michels’in analiz ve görüşlerinin uygulanabileceği yegane
alan değildir. Tıp odaları, gazi dernekleri, baskı grupları ve sendikalar gibi gönüllü
kuruluşların iç yaşantısı üzerinde yapılan araştırmalar, bunlarda da “oligarşinin
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
20
tunç kanunu”nun geçerli olduğunu destekleyen kanıtlar ortaya koymuştur. Bir
çalışma ekonomisti olan California Üniversitesi Rektörü Clark Kerr bu bulguları
aşağıdaki biçimde özetlemiştir:
Tarih boyunca insanların kurduğu örgütlerin büyük bir çoğunluğu tek-parti
egemenliğine dayalı yönetimlerce idare edilmişlerdir.Dünyanın çoğu bölgelerinde
çoğu kez, örgütler tek parti egemenliğinde kalmışlardır.Belli zamanlarda dünyanın
belli yerlerinde az sayıda iki-partili (ya da çok-partili) örgütlere rastlanmıştır;
ancak örgütte tek parti yönetimi standart ve evrensel olan durumdur. Sendika
da bu kurala bir istisna oluşturmaz. A.B.D. düzeyinde Uluslararası Mürettipler
Sendikası (ITU) bu kuraldan sapan tek istisnadır.
Demokratik A.B.D.de bile şirketler,siyasi partiler,kardeşlik cemiyetleri, dini
mezhep kuruluşları, çiftçi kuruluşları, sosyal refah örgütleri, öğrenci dernekleri
hep tek-partili örgütlerdir.(14)
Michels’in analizi sendikaların yönetimi için özellikle geçerlidir.(15) Bu analizler
çok az istisnası ile aktif bir siyasal yaşantının yokluğuna işaret eder.Amerika’da
ve diğer ülkelerde birçok sendikanın kendisini sınırsız olarak iktidarda tutabilen
ve kendi haleflerini devşirebilen bir siyasal mekanizmaya sahip bulunan kendi
içlerinde tek- parti oligarşileri tarafından yönetildikleri görülmektedir.
Michels’in eseri, gönüllü örgütlerin iç politikası ile ilgilenmenin ötesinde
aynı zamanda örgüt ve bürokrasilerin daha geniş açıdan incelenmesi alanına ve
genel olarak sosyoloji teorisine de katkı yapmıştır. Philipp Selznick’in belirttiği
gibi, “Michels’in demokratik örgüte ilişkin teorisi beşeri eylem araçlarına özgü
genel aykırılıklara ait özel bir durum olarak da görülebilir.Yeni çıkar ve motivasyon
merkezlerinin yaratılması suretiyle amaçların saptırılması eğilimine tüm
örgütlerde rastlanmaktadır. Rasyonellikten sapma gönüllü örgütler kadar askeri,
endüstriyel ve devlete ait bürokrasileri de niteleyen bir özelliktir.Michels örgütleri
inceleyen araştırmacıları, “örgütün ilan edilen amaçlarından ve rasyonel sistemlerden
sapma eğilimine dikkat etmeleri yönünde duyarlı hale getirmiştir.”(16)
Örgütsel analiz alanında en etkili araştırmalardan birini oluşturan Selznick’in çalışmaları
da geniş ölçüde Michels’in görüşlerini sistemleştirmek ve bunları örgütlerin
ilan edilen normlardan sapma eğiliminin kaynaklarına uyarlamak çabasından
hareket etmiştir.(17) Bu sapmalar örgütlerin içinde çalıştıkları ortamdaki birbirine
zıt gereksinimleri karşılamak için yaptıkları uyumlar olarak algılanabilir.Bürokratlar
yönettikleri örgütleri korumak ve güçlendirmek için belli amaçları gerçekleştirmek,
bunun için de çoğu kez yönettikleri örgütlerin bağlandığı diğer amaçları
ihlal etmek zorunda kaldıklarını görürler. Selznick’e göre örgütleri inceleyen bir
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
21
kişi işe Michels’e ait şu varsayımla başlamalıdır: “…örgütün ilan edilen amaçlarından
sapmalar olacaktır” ve görünürde kurumun bağlandığı amaçlara ihanet
olarak algılanacak bu sapmalar, aynen sosyal demokrat partilerin ya da sendikaların
liderlerinin demokratik normları ihlal etmeleri halinde olduğu gibi, ancak
bürokratların iktidarı kendi ellerinde toplayan ve kendi çıkarlarına göre hareket
eden yöneticiler oldukları varsayımı ile açıklanabilecektir. Selznick’in Tenneese
Vadisi Otoritesi üzerinde yaptığı ve TVA and the Grass Roots başlıklı özgün
eserinde açıkladığı bulgular ,TVA bürokrasisisinin tutucu çıkarlara uyum sağlamasının
örgütün rol ve karakteri bakımından doğurduğu ‘önceden tahmin edilmeyen
sonuçlar’ın ortaya çıkma biçimini ve bunların nedenlerini analiz etmiştir.”(18)
Selznick’in burada örgütün yaşayabilmek için gerekli desteği sağlamak amacıyla
politikalarında uyumlar yapması gereğine ilişkin açıklamaları Michels’in şu uyarısını
yansıtmaktadır:”örgütün gerekli ilkeleri kendisi ile birlike başka tehlikeler
getirir….Gerçekte demokrasi alanı üzerinden tutucu nehirlerin akmasına neden
olan asıl kaynak örgütün kendisidir;bu nehirler bazen felaketlere yol açan sellere
neden olur ve arkasında bıraktığı demokrasi alanını tanınmaz hale sokar.”(19)
Oligarşinin Tunç Kuralına Verilebilecek Bir Cevap Mevcut
mudur?
Daha demokratik ve egaliteryen bir topluma ulaşmak isteği açısından
bakıldığında Michels’in Siyasal Partiler’i pesimist bir eserdir. Michels’in kendisi de
kitabının son bölümünde “tarihsel incelemelerin demokrasi konusunda pesimsist
bir sonuca varmamızı zorladığını” belirtmiştir.(20) O halde demokrasi ütopik bir
ideal midir? Sosyalist toplumlar yaratma çabalarının yeni bir acımasız dikta ile
sonuçlanması kaçınılmaz mıdır?
Marksist ve Komünist Cevaplar
Gerek sosyalist hareketlerin, gerek işçi hareketlerinin Michels’i incelemek
ve onun iddialarını cevaplamak hususunda özel bir sorumlulukları vardır.
Geleneksel Marksist cevap bürokratik örgütün yeni bir egemen yönetici sınıfın
doğuşuna neden olacağı gerçeğini inkar etmek olmuştur; çünkü bu sınıflar teknik
örgüt formu anlamında değil ekonomik kaynaklara mülkiyet anlamında bir temele
ihtiyaç duyarlar.1930’lu yılların başlarında Sidney Hook bir Marksist olarak şu tezi
ortaya atmıştı:
Michels geçmişteki oligarşik liderliğin ……sosyal ve ekonomik varsayımlarını
dikkate almamaktadır. Siyasi liderlik geçmişteki toplumlarda ekonomik güç
anlamına geliyordu. Öğrenim ve gelenekler bazı sınıfların kendilerini egemen koDemokrasi
ve Oligarşinin Tunç Kanunu
22
numda görme eğilimini teşvik ederken aynı zamanda kütlelerin politikaya ilgisini
yokediyordu.Siyasi liderliğin bir idari işlev rolü üstlendiği ve bu nedenle ekonomik
güçten soyutlandığı,öğrenim süreçlerinin psişik eğilimleri oligarşik ihtirasların
yerine ahlaki ve sosyal eşitlik sağlama amaçlarına yönelttiği, öğrenimin sadece
bir sınıfın tekelinde olmaktan çıkarıldığı ve beden emeği ile fikri emek arasındaki
ayırımın giderek ortadan kalktığı sosyalist bir toplumda, Michels’in ‘oligarşinin
tunç kanununun geleneksel şekliyle tezahürü tehlikesi oldukça uzak bir olasılık
haline gelecektir. (21)
Michels’e komünist bir cevap arama çabalarında 1920’lerin başlarında yazan
ve komünist bir teorisyen olarak Lenin’den sonraki en önemli sima Nicolai
Bukharin Michels’in eleştirisindeki doğruluk payını teslim etmiş ve hatta Siyasal
Partiler kitabını “çok ilginç bir eser” olarak tanımlamıştır.Bukharin Michels’in sosyalizmde
yöneticilerin gücünün bir sorun teşkil edeceği varsayımına şiddetle
karşı çıkmamıştır; bununla beraber Hook gibi o da gerçek bir sosyalist toplumda
bu gücün “toplumun insanlar üzerindeki gücü değil, makineler üzerindeki
gücü olacağı” görüşünü vurgulamıştır. Ancak Bukharin bu varsayım üzerinde
pek durmamış,cevabını daha çok alt sınıfların durumundaki değişme üzerinde
yoğunlaştırmıştır:
Michels’in yorumunun temel ögesini oluşturan faktör olan ‘kütlelerin ehliyetsizliği”
(Sosyalizm’de) ortadan kalkacaktır, çünkü bu ehliyetsizlik-bilgisizlik
her sisteme özgü bir nitelik değildir. O da genel kültürel yapıda ve öğrenim-eğitimde
ifadesini bulan ekonomik ve teknik koşulların ürünüdür. Geleceğin toplumunda
çok büyük miktarlarda üretilecek örgütçü yönetici bu grupların sürekliliğine
set çekecektir.
Bununla beraber yazısını Stalinizmin doğuşundan önce kaleme alan
Bukharin bunun yeterli bir cevap olamayacağını bilmekteydi, çünkü Rusya’nın
içinde bulunduğu o dönem,yani “kapitalizmden sosyalizme geçiş dönemi,diğer
bir deyişle proleter diktatörlük dönemi çok daha zordur.” Bu nedenle böyle bir
dönemde bir dejenerasyon eğiliminin doğması kaçınılmazdır,yani bir sınıf mikrobu
olan yönetici katmanın yokedilmesi sırasında bir yozlaşma olabilir. Bu eğilimi
ise birbirine zıt iki eğilim yavaşlatacaktır;bunlardan ilki prodüktif (üretici)güçlerin
artışı, ikincisi ise eğitim sistemindeki tekelin kaldırılmasıdır. İşçi sınıfının kendi
içinden teknoloji elemanlarının ve genel olarak örgütleyicilerin giderek çoğalması,
mümkün olabilecek böyle yeni bir sınıf oluşumunu zorlaştıracaktır. Mücadelenin
sonucu ise hangi eğilimlerin daha güçlü olduğuna bağlı olacaktır.
Aslında Bukharin kapitalizmde sosyalist ve (muhtemelen)Komünist partileDemokrasi
ve Oligarşinin Tunç Kanunu
23
rin yapısına ilişkin olarak Michels’in yaptığı tanımlamalara itiraz etmemiştir.Gerçekten
belirtildiği gibi,Michels’in “kütlelerin ehliyetsizliği “üzerine yaptığı vurgu
Lenin’in Neler Yapılmalıdır? adlı parti örgütlenmesine dair olan temel kitabındaki
tahlillerin çoğu ile uyumludur.Lenin devrim yolunda doğru yönü belirleme ehliyet
ve bilgisinden yoksun kütlelere önderlik etmek üzere profesyonel devrimcilerden
oluşacak küçük bir partiye duyulan gereksinim üzerinde durmuştu.Temel
bir parti rehberi olarak hazırlanan bir kitabın son sayflarında Bukharin sosyalist
bir toplumda ‘yönetici grupların sürekli olarak iktidarda kalmaları’ eğilimini
zayıflatacak bir yol bulunması gereği konusunda uyarılarda bulunmuş, ancak böyle
bir çözüme varma şansının problemli olabileceğini belirtmiştir.Bukharin sosyalizmin
başka bir oligarşik topluma dönüşmeyeceğini ümit ediyor,çünkü gerçek
bir sosyalist toplumun alt sınıfları eğitimle ve ekonomik gelişmeyle yücelteceğine
inanıyordu; ona göre yönetim mekanizması dışında siyasi bilince sahip ve yöneticilerin
topluma egemen olmalarını engellemek üzere eyleme geçebilecek bir grup
daima mevcut olacaktır.
Teorinin Aşırı Determinist Yönleri
Michels, bürokrasinin yalnızca kısıtlayıcı yönlerini görmesi ve bürokrasinin
grupların arzulanan amaçlarına varmalarında önemli bir araç olduğunu gözardı
etmesi nedeniyle aşırı determinist bulunarak eleştirilmiştir.Bu nedenle sosyal bilimcilerce
yapılan daha yeni analizlerin çoğu , bürokratikleşme eğilimine örgütsel
davranışın sadece kişisel çıkarlara hizmet eden bir belirleyicisi olarak değil, aynı zamanda
belli örgüt tiplerini diğerlerine göre daha başarılı kılan faktörleri açıklamak
amacıyla yaklaşmaktadırlar.Bu araştırıcılar örgütleri davranışlarında farklı kılan faktörleri
açıklamaya ilgi duyuyorlar.(24) Üzerinde durulan faktörler arasında örgütlerin
amaçlarının niteliği, amaçların ve yöntemlerin modus operandi içinde özümsenme
biçimi, örgütlerin birden çok olan işlevlerinin davranışlarını etkileme tarzı ve farklı
üye ve müşterilerin bürokratların eylem ve davranışlarını ne ölçüde değiştirdikleri
gibi değişkenler yer almaktadır.(25) Maurice Duverger,Sigmund Neumann,Robert
McKenzie ve başka bazı düşünürler de Michels’in parti davranışlarına ilişkin tahlillerinde
aşırı determinist bir yaklaşım izlediğni ortaya koymuşlardır.Çeşitli siyasi
partilerin örgütsel yapılarında açıkça önemli farklılıklar vardır.Örneğin Amerika
Birleşik Devletleri’ndeki iki ana parti Michels ‘in model aldığı Alman Sosyal Demokrat
Partisi’nden önemli farklar gösterir. Bu iki Amerikan partisinde merkezi
kontrol olmadığı gibi eyalet düzeyinde bile nispeten sınırlı bir merkezileşme
vardır. Ayrıca Amerikan partilerinin içinde ayrışmalar ve farklı eğilimler doygunluk
düzeyindedir ve parti yönetiminde değişim Avrupa siyasi partilerine göre oldDemokrasi
ve Oligarşinin Tunç Kanunu
24
ukça daha yaygındır.Bu farklılık Amerika’da Anayasal kurallara bağlı olarak ortaya
çıkan iki-partili yapının sonucudur; öyle ki bu Anayasal kurallar ülkedeki çeşitli
siyasi çıkarların iki büyük seçmen koalisyonu içinde birleşmesini gerektirmektedir.
Ana yürütme gücü parlemento üyelerince değil tek bir kişinin, başkan veya
eyalette valinin seçimiyle belirlenmektedir.)Çok-partili uluslarda liderleri nispeten
daha az değişen bağımsız partilere sahip farklı gruplar, iki-partili siyasal sistemlerde
bu iki parti içindeki hizip ve ayrışmaların paralelini oluştururlar.
Oligarşi sorununu bir yana bıraksak bile temsil gücü hala bir sorun olarak
ortadadır.Sendikaların faaliyetlerini tahlil eden ve hemen tüm sendikaların yerleşmiş
yönetimlerce kontrol edildiğini kabul eden bazı tahlilciler üye çıkarları açısından bu
sendikaların yine de ana işlevlerini ifa ettiklerini ileri sürerler. Örneğin sendikaları
inceleyen bir İngiliz araştırmacı olan V.L.Allen, Michels’in görüşüne cevap olarak
“sendika faaliyetlerinin amacı üyelerin genel yaşam standartlarını korumak ve
geliştirmektir, işçilere kendilerini yönetmede (sendika demokrasisinde) deneyim
kazandırmak değildir” demektedir.(27) Ancak Allen “bu amaca sendika liderlerinin
yetersizliklerinde, sendika kaynaklarını ya da güçlerini kötüye kullanmaları halinde
şiddetle cezalandırılmaları halinde erişilebileceğini” de belirtmiştir……”Sendikalar
ın demokratik yapısı bu çeşit bir cezalandırmaya olanak tanır.Sürekli olarak üyelerini
kaybetme korkusunda olan bir sendika lideri kaçınılmaz olarak onların
isteklerini karşılayacak adımlar atacaktır….Güçlü çözüm yaptırımlarına göre üye
sayısındaki gerileme çok daha kuvvetli bir teşvik unsurudur.”(28)
Bu teze ilişkin bazı kanıtlar America Bırleşik Maden İşçileri Sendikası’nın
faaliyetlerinden çıkarılabilir;bu sendika 1920’ler 30’ların başlarında bir süre için
başkanı olan John Lewis’in sosyal doktrinleriyle çelişen tutucu sendika politikaları
izlemiştir.
Üye sayısının hızla azalması ve sol kanattan muhaliflerinin artması gerçeği
ile karşılaşan John L.Lewis, bazı ülkelerdeki Komünist ya da sol sosyalist liderlerin
yönetiminde olan maden işçileri sendikalarına göre çok daha militan taktikler
benimsemiştir.Bu iddia en yüksek düzeyde kurumsal tahlil düzeyinde tartışılmştır.
Alvin Gouldner’e göre tüm örgütlerde “yönetilenler tarafından yöneticilere –en
azından belli bir ölçüde- rıza ve onayın verilmesi gereklidir. …. Eğer tüm örgütler
bu çeşit bir rıza ve onayı almak zorunda iseler,her örgütün dokusunda demokrasi
ile kastetiğmiz şeyin önemli bir parçası yok mudur? Bu öyle bir örgütsel kısıttır
ki, bu faktörün, mantığı gereği oligarşileri ve liderleri yönetilenlerden uzaklaştıran
diğer eğilimleri, yani demokrasi karşıtı eğilimleri, demokratik örgütlere göre daha
değişken hale getirdiği söylenebilecektir.”(29)
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
25
Temsil gücü sorunu ayrıca üyelerin seçim yapabilecekleri gerçek alternatiflerin
yokluğu halinde daha karışık bir hal alır. Çoğu sendikalarda ve diğer
benzeri derneklerde örgütlü muhalefet gruplarının yokluğu üyelerin kendi
görüşlerini paylaşan bir lider seçmelerini engeller.Örneğin 1920’lerde ve 30’larda
Musevi egemenliğindeki iki tekstil ve giyim işçileri sendikasının davranışlarının
üyelerin baskın görüşlerindeki farklılıkları yansıttığını söyleyebilmek güçtür.Sidney
Hillman’ın yönetimindeki Birleşik Giyim İşçileri Sendikası CIO’nun temel
direğiydi ve New York’taki Amerikan İşçi Partisindeki komünistlerle işbirliği
yapmıştı.David Dubinsky’nin yönetimindeki Uluslararası Kadın Giysileri İşçileri
Sendikası A.F.L’ye katıldı ve şiddetli bir komünizm karşıtı olan Liberal Partiyi
kurdu.1940’da John Lewis’in üyelerinin çoğunluğu açıkça Franklin Roosevelt’i
desteklerken kendisi Cumhuriyetçi Partinin adayını onayladı.(30) Britanya Tıp
Derneği’nin liderleri devlet güdümündeki tıp hizmeti önerilerine karşı mücadele
verirken,bu derneğin üyeleri üzerinde yapılan bir anket üye çoğunluğunun yöneticilerin
değil devletin önerilerinden yana olduğunu göstermiştir.(31)Britanya’da tek
başına en büyük sendika olanNakliye ve Genel Hizmetler Sendikası Ernest Bevin
ve Arthur Deakin’in liderliği sırasında İşçi Partisi’nin sağ kanadının kalesi iken
Frank Cousins’in Genel Sekreterliğinde İşçi Partisi’nin sol kanadı için en önemli
güç kaynağı haline gelmiştir.Cousin’in bu mevkie geçişi üyelerin tutumlarındaki
bir değişmenin sonucunda olmamış daha önceki iki sekreterin aynı yılda ölümümü
ile gerçekleşmiştir.(32)
Üyelerin çıkarları ve bilinçli amaçları ile liderlerin amaçları arasında ne
zaman gerçekten bir çatışma olduğunu objektif olarak saptayabilmek zordur.
Michels I. Dünya Savaşı öncesindeAlman sendikalarının ve Sosyal Demokrat
Partinin sağa kaymasının liderlerdeki bürokratik muhafazakarlığın örgütleri
amaçlarından ve üyelerin inançlarından saptırma sürecinde etkili olduğunu iddia
etmiştir.Ancak Rose Laub Coser ‘ın bulduğu kanıtlar önce üyelerin amaçları ile
inançlarının değiştiğini göstermiştir.(33) Coser Alman işçi sınıfının sosyal ve ekonomik
durumunda I. Dünya Savaşından önceki yirmi yıl içinde meydana gelen
hızlı gelişmenin nispeten muhafazakar,tatmin olmuş bir alt sınıf doğurduğunu,
parti liderliğinin 1914’den önce savunduğu geleneksel devrimci ve beynelmilelci
ideolojinin bu sınıf için artık pek çekiciliğinin kalmadığını belirtmiştir.
Britanya’da yapılan daha yeni kamuoyu araştırmalarıİngiliz sendikalarının ve
İşçi Partisi üyelerinin büyük çoğunluğunun Partinin parlamentoda sağ kanat
liderliğini desteklediğini göstermiştir; bununla beraber sol kanat 1960’da İşçi Partisi
genel kurul toplantısında bazı konularda çoğunluk oyunu kazanabilmiştir
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
26
ve üyelerinin genel politik desteğini aşan bir oranda bu gücünü sürdürmektedir.
(34) Amerika Birleşik Devletlerinde tüm gözlemcilerce yolsuzluk ve şiddet
olayları ve diktatörlükle özdeşleştirilen, bu nedenlerle de AFL-CIO’dan ihraç
edilen ve çeşitli kamu organlarının takibatına uğrayan Uluslararası Liman İşçileri
Sendikası, AFL-CIO’nun kaynakları ve itibarı ile desteklenen ve mali bakımdan
güçlü olan rakip bir sendikaya karşı, hükümet gözetiminde gizli oya dayalı olarak
yapılan üç yetki tespitini kazanmıştır. (35) Benzer şekilde Jimmy Hoffa tarafından
yönetilen ve yine yolsuzluklar nedeniyle AFL-CIO’dan ihraç edilen , aynı şekilde
hükümet organlarınca diktatörlükle suçlanan Teamster Sendikası da Amerika
Birleşik Devletleri’nin en hızlı büyüyen sendikası olmuştur.Sendika üyelerinin
oligarşiyi,yolsuzluğu, Komünizmi,Cumhuriyetçilerin politikalarını ya da kendi
duyguları ya da çıkarları ile çelişkili diğer politikaları desteklemeleri şeklinde ortaya
çıkan bu paradoks, sendikaların üyelerince algılanma biçimi ile açıklanabilir.
Sendikalar esas itibariyle tek ana amaçlı örgütler olarak görülürlerse ve örgüt de
bu amacı -sendikalar durumunda toplu pazarlık amacını- gerçekleştirirse,üyeler
liderlerine bu ana amaca göre ikinci planda görülen diğer alanlarda geniş bir
hareket serbestisi tanımaktadırlar.
Örgütler genel anlamda daha iyi ücretler,daha yüksek tarım ürünleri fiatları,
daha yüksek karlar ve temettüler elde etme mücadelesinde her nekadar üyelerini
temsil etmek zorunda olsalar da, Michels’in örgütler içinde işbölümünün
etkilerine ilişkin temel varasayımı yine de geçerlidir Belirttiği gibi bu işbölümü
bir küçük lider grubuna etkili bir güç devri ile ve bu grubun çoğu koşullarda iktidarda
kalabilmesi ile sonuçlanmaktadır.Yine bu lider grupları örgütlerin orijinal
amaçlarından ve üyelerin çıkar va tutumlarından sapan kendilerine ait amaçlar
geliştirmektedirler. Bu genellemeler ortaya açıkça siyasi demokrasinin hayatiyet ve
geçerliliğine ilişkin önemli sorunlar çıkarmaktadır. Michels’in kendisi demokrasi
ve sosyalizmin yapısal olarak mümkün olamayacağını ispatladığını düşünmüştür.
Yine de Siyasal Partiler eserini yazarken oligarşik eğilimleri azaltmak için daha
çok demokrasi için mücadele edilmesini desteklemiştir. Demokrasinin imkansız
ve “demokratik” liderlerin gerçekte iki yüzlü kişiler olduklarını kanıtladıktan
sonra ise Michels demokratik ideolojilere ve hareketlere olan inancını, daha az
kötü bir alternatif olarak bile, sürdürememiştir. Ancak Michels’in analizi teorik
bir soru doğurmuştur. Eğer tüm kütle örgütlerinin liderleri doğaları gereği kendi
çıkarlarına düşkün,tutucu oigarşik kişiler ise, siyasal yapı ana sorunları çözecek ve
sosyal değişime yön verecek liderleri nasıl bulacaktır?
Michels’in buna yıllar sonra bulduğu cevap, ”olağandışı vasıflarla
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
27
donatılmış,bazen haklı olarak doğa üstü kabul edilen ve her bakımdan genel düzeyin
çok üzerinde” karizmatik liderlerle bu sorunun aşılabileceğidir.”Bu vasıfları
sayesinde bu kişiler büyük ve hatta mucizevi şeyleri başarabilecek yetenekte sayılır
ve çoğu kez de bu işleri gerçekleştirirler”(36).Ancak karizmatik bir lider, örgütün
yapısında mündemiç olan tutuculuğu kırmak ve kütleleri büyük davaları destekleme
yolunda heyecana getirebilme yeteneğine sahiptir.Büyüklük demokrasiden
ya da bürokrasiden çok karizmadan beklenebilir. İlginçtir ki Michels karizmatik
lideri Benito Mussolini’de bulur. Michels için II Duçe çoğunluğun amaçlarına
yalın ve parlak bir biçimde tercüman olmuştur.Karizmatik II Duce ve faşizm
bürokratik ve oligarşik demokrasinin kısıtlarının dikte ettiği kaba uzlaşmaların
ve tutuculuğun ifadesi olması dolayısiyle değil, “daha çok bu karizmatik yönetim
şekli için gerekli olan faşizmin kendine olan güveni ona özgü dinamik bir
eğilim sağladığı için güçlüdür. Karizmatik liderin geçmişinde mücadeleler-zaferle
sonuçlanan mücadeleler vardır.Bundan ötürü kıymetli kullanım alanları bulan,
geçmişte kanıtladığı vasıflarının bilincindedir…. Diğer yanda ise kendi geleceği
yıldızının sadakatini gösteren kanıtlara bağlıdır.”(37) Sosyalizme bağlılığndan ötürü
Almanya’da akademik yükselmesi önlenen Michels Basle Üniversitesindeki pozisyonunu
terkedip Benito Mussolino’nun kendisine 1928’de şahsen teklif ettiği bir
kürsüyü kabul etmiştir.
“Elitist “ Demokrasi Teorisi
Toplumun ve örgütün elitler ve onları izleyenler diye ikiye ayrıldığı görüşü
Michels’in karizmatik bir liderin yönetiminde elitist bir sistemin en iyi yönetim
biçimi olacağı fikrine inanmasına nasıl neden olmuşsa, aynı görüş başka düşünürleri
tamamen farklı sonuçlara götürmüştür. Başka birçok düşünür arasında
Max Weber ve Joseph Schumpeter,demokrasinin ayırıcı ve en değerli unsurunun
temelde pasif olan bir seçmen grubunun oyları için yapılan rekabetçi mücadeleden
siyasi bir elitin doğuşu olduğunu vurgulamışlardır.(38)Bu genel görüş son olarak
Talcott Parsons tarafından işlenmiştir;Parsons’a göre siyasal sistem kollektif
amaçları belirlemede ve bunlara varmada daha geniş olan sosyal sistem için genel
bir liderlik sağlar ; bu ise farklı lider gruplarının özel çıkarlarına ilişkin önlemlere
yönelik beklentilerinin onaylanmasına genel destek veren ilgili örgütlerce kabul
görür. Buna değişik yönde olmak üzere, çeşitli sosyal gruplar belirli politikalar
oluşturur ve bu politikaları savunurlar; bu politikalar sonuçta kamu organlarınca
özel kararlara dönüşebilirler.Siyasi elit içindeki genel ve özel destek sağlamaya
yönelik rekabet mücadelesi mevcut otorite yapısının dışında kalanların da siyasi
güce ulaşmaları için olanaklar sağlar.(39) Bu yaklaşımda anahtar terim ‘ulaşma’dır.
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
28
Parti liderleri, bürokraside belli mevkilere sahip olanlar, kütle örgütlerinin yöneticileri
gibi siyasi elitlere ulaşma olanağı bulanlar, siyasi katılımları sadece dört yılda
bir ya da daha kısa aralıklarla oy vermekle sınırlı olsa bile belirli bir politikaya nasıl
bir tepki vereceklerini ve etkin bir güç içinde nasıl bir paya sahip olmak istediklerine
karar vermek zorundadırlar.(40)
Liderliğin destek arama süreci,’ temsil’ sistemi dediğimiz ortamda cereyan
eder.Bu sistemin temel yapısı sadece formel hükümet mekanizmalarını
içermez,aynı zamanda –parti sistemleri ve çıkar örgütleri gibi-otorite ile toplumda
özel çıkarları olan spontane gruplanmalar arasındaki değişimleri kolaylaştıran,
demokratik bir toplumdaki çeşitli kurumsal uygulamaları da içerir.Temsil sistemi
(yasama,yürütme ve yargı kolları ile) otorite ve dinler,sınıflar,etnik gruplar, meslekler,
bölgeler vb. gibi çeşitli alt gruplar arasındaki bağı sağlar.Temsil ne basitçe
sadece sosyal baskılara uyum aracıdır, ne de bir manipülasyon aracıdır. Temsil
her iki işlevi de içerir,çünkü amacı etkin hükümet yönetiminin işleyişini mümkün
kılacak partilerle onların sosyal tabanlrı arasındaki ilişki kombinasyonlarını ortaya
koymaktır.
Elitist demokrasi teeorisi Michels’ın kütle örgütlerinin iç yapısına ilşikin
tahlillerinin çoğunu kabul eder, fakat bu teoriye göre Michels ve onu etkileyen
Pareto,Mosca ve Sorel gibi Makyavelist ekolün diğer mensupları ,liderlerle onları
izleyenler arasındaki ayırımı ipso facto anlamda demokrasinin reddi olarak
görmek suretiyle, tanım gereği geniş anlamda siyasal yapı, içinde demokrasinin
imkansızlığını ileri sürmektedirler.
Tüm üyelerin ya da vatandaşların karar alma sistemine sürekli bir süreç
olarak aktif katılmaları anlamında, demokrasi, iç mantığı gereği mümkün değildir.
Örgütsel elitler genel olarak uzun dönemler itibariyle mevkilerinde kalırlar. Michels
kompleks bir toplumda yönetenlerle yönetilenler arasındaki yapısal ayırımı
(işbölümünü) sona erdirmenin teknik imkansızlığını açıkça göstermiştir. Siyasal
ve örgütsel elitler temsil ettikleri kişilerin çıkarlarından sapan özel grup çıkarlarına
sahiptirler.Ancak Amerikan Tıp Derneği ve AFL-CIO için bu engellerin ya da
eleştirilerin hepsinin geçerli olduğunu kabul etsek bile, bu demokrasinin imkansız
olduğu anlamına gelmez; bu eleştiriler daha çok kompleks bir toplumda demokratik
potansiyel hakkında daha gerçekçi bir anlayışa olan ihtiyacı gösterir.
Michels’in iktidar görüşü esas itibariyle tüm egemen azınlıkların davranışının
ister toplum düzeyinde ister örgütler içinde olsun temelde bir kişisel çıkar
mantığını izlediği, kendi imtiyazlarını ve güçlerini devam ettirmek ya da genişletmek
amacıyla kütleleri istismar etme varsayımına dayandığı şeklinde yorumlanDemokrasi
ve Oligarşinin Tunç Kanunu
29
malıdır.Bu açıdan Michels açıkça tarihin materyalist yorumununa dayalı Marksist
görüşü kabul etmiştir. Kendisinin de ileri sürdüğü gibi teorisi “bu yorumu
tamamlamakta ve desteklemektedir. Bu bakımdan tarihin bir dizi sınıf mücadelesinden
oluştuğu doktrini ile sınıf mücadelelerinin değişmez biçimde eski oligarşilerle
kaynaşan yeni oligarşiler yaratmayla sonuçlanması doktrini arasında bir
çelişki yoktur. Siyasal bir sınıfın varlığı ekonomik bir dogma olarak değil bir tarih
felsefesi olarak düşünüldüğünde Marksizmin temel içeriği ile çelişmez…”Talcott
Parsons’a göre, “siyasal hayata ilişkin bu görüş toplumda vuku bulan şeyleri gerçekte
belirleyen faktörün sadece güç olduğunu varsaymaktadır…Buna karşı ben
(Parsons) gücün sosyal olayları belirleyen ilgili faktörlerden sadece biri olduğunu
öne sürüyorum.”(42) Örgütlü herhangi bir azınlığın gücü önderlik ettiği siyasal
yapının iç ve dış sosyal çevresi tarafındaan belirlenir. Kuşkusuz kütle örgütleri ve
siyasal partiler toplumun büyük kısmını baskılara karşı etkili biçimde özgürleştiren
(ifade ve örgütlenme özgürlüğü, iş güvencesi,vb gibi) birçok değişiklikleri
gerçekleştirmişler ve fırsat ve gelir eşitliği sağlamışlardır. İskandinavya, Britanya
va Amerika Birleşik Devletler’indeki işçiler, onların desteğine dayanan siyasal
partiler yönetime seçilmiş oldukları için bu gün daha özgürdürler. Öte yandan
Amerikan Tıp Derneği’ne ve AFL-CIO’ya üye sendikalara süregelen yönetim
kadroları ile oligarşiler egemendir,fakat bu örgütlerin başkanları devlet güvencesindeki
sağlık sigortası konusunda birbirinden keskin biçimde ayrılan görüşlere
sahiptirler. Seçmen kitlesinin desteğini kazanma gereği karşısında Amerika Birleşik
Devletlerinde Cumhuriyetçiler ve Büyük Britanya’da Muhafazakarlar kendilerinden
önceki hükümetlerin refah devletinde sağladıkları birçok kazanımları
devam ettirmişlerdir.Güç geniş ölçüde” toplumun ya da (bir örgütün) kaynaklarını
genel bir kamusal taahhüdün yapıldığı ya da yapılabileceği hedeflere varmak
amaciyle harekete geçirme kapasitesi” olarak görülebilir.(39) Örgütsel ya da siyasal
yaşantıda ana vurgunun oligarşik ya da ‘iktidar elitleri’ üzerine yapılması açıkça
yerinde değildir,çünkü bu yaklaşım savunucularını ihtilaflı konuların kaynaklarını
ve sonuçlarını ihmal etmeye yöneltmektedir. Michels yönetim mevkilerinin kötüye
kullanılmasına ilişkin mücadeleler dışında sosyalist hareket ya da diğer partiler
içinde sol ve sağ kanatlara ait gruplar arasındaki çatışmaların doğuracağı ihtilafları
gözardı etmek zorunda kalmıştır ve bu çeşit ihtilaflara pek de değinmemiştir.
Benzer şekilde elit teorisinin en yeni savunucularından C. Wright Mills Amerikan
iktidar mücadelesinde siyasal partilerin varlığını nerdeyse tamamen ihmal etmektedir.(
44)
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
30
Modern toplumda demokrasi esas itibariyle destek için rekabet eden örgütlü
gruplar arasındaki mücadele olarak görülebilir.(45) Birçok örgütlü grup demokratik
bir sistemde fiilen ya da potansiyel olarak yönetim dışında ya da yönetimdekilerin
desteğinden yoksun oldukları için demokratik ifade, basın ve toplantı
hakları ve benzeri özgürlükleri kurumsallaştırmayı çıkarları için gerekli görürler.
Demokrasinin örgütlü gruplar arasında çatışma ve yönetilenlerin yöneticilerine
erişme olanağı olarak olarak görülmesi, ideal Yunan Şehir devleti ya da İsviçre
kantonlarındaki idealden uzak olabilir, ancak bir sistem olarak işleyişinde insanın
insan tarafından sömürülmesini azaltmaya yönelik herhangi bir başka sisteme
göre çok daha iyidir.Ancak çatışma ve açık hedeflere kamusal bağlılık sayesinde
iktidarın bencil amaçlarla kötüye kullanımı sınırlandırılabilir.
Özel yönetimlerin çoğu,sendikalar,mesleki dernekler, gazi dernekleri ve
siyasal partiler, sürekli bir çatışmaya sahne olmadıkları için tek-parti sistemleri
olarak kalırlar, ancak, iç yapısında oligarşik olan bu örgütlerin geniş toplum içinde
siyasi demokrasinin sürdürülmesine katkı yaptıklarını ve üyelerinin çıkarlarını
diğer grupların müdahalelerine karşı koruduklarını kabul etmek önemlidir.
Demokrasi, geniş ölçüde, hiçbir grubun karşı olduğu grupların isteklerini etkili
biçimde baskı alabilmesini veya reddedebilmesini sağlayacak bir güç temeli oluşturamayacağı
ve çoğunluk üzerinde egemenlik kuramayacağı gerçeğine dayanır.
İşçi hareketi eşitlik ideali ile siyasal demokrasinin kurumlarını teşvik ve geliştirmede
ana bir rol oynamıştır.Tüm demoktasilerde işçiler, günümüzde, otuzyıl öncesine
göre, davranışlarının geçimlerini kazanma güçlerini olumsuz etkileyeceği
korkusuna kapılmadan seslerini yükseltme ve hareket etme olanağına sahiptirler.
Üyeleri üzerinde işverenlerin bir zamanlar işçiler üzerinde sahip oldukları potansiyel
güce sahip gücü olan işçi sendikası az sayıdadır.(Malesef bu çeşit bazı
sendikalar vardır.)
Michels’in ortaya attığı örgütün oligarşi anlamına geldiği iddiası o dönemde
özellikle sosyalist hareketteki kendi yoldaşlarına yönelikti. Sosyalizm yalnızca
devlet gücünün güçlendirilmesi ve devlet mülkiyeti anlamına geldiği oranda, demokrasiye
olan potansiyel tehdidi arttırmıştır. Bundan dolayı devlet tam istihdamı
garantilemesi, mal ve hizmetlerin dağılımında daha fazla eşitlik sağlaması,
daha fazla eşit fırsatlar ve hastalık ve yaşlılık tehlikelerine karşı daha çok güvenlik
sağlaması yönünde alt sınıflardan gelen isteklere cevap olarak kollektivist bir toplum
doğrultusunda hareket ettikçe sosyalizm ve demokrasi arasındaki uyumsuzluk
daha belirgin hale gelir. Kapitalizmin eski yöneten sınıfından daha güçlü ve
daha sömürücü yeni bir Komünist sınıfın doğuşu, tüm demokratlara ve özellikle
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
31
onlar arasındaki sosyalistlere Michels’in Siyasal Partiler eserinde verdiği demokrasi
derslerini öğrenmeleri yolunda devamlı uyarılar vermektedir.Modern tarih
iyi ki Batılı sosyalistlerin bu dersleri iyi öğrendiklerini kaydediyor.Sosyalistlerin
çoğu artık refah ve eşitlik amaçlarına ulaşmaya çalışrken devlet mülkiyetini ve
kontrolünü ancak gerekli olduğu kadar savunuyor ve kamusal, kooperatif ve özel
mülkiyet gibi farklı yaklaşımların bir grupta yeni güç birikimine göre daha tercih
edilir olduğunu kabul ediyorlar Ayrıca sendikaların sosyalist amaçları destekleseler
bile sosyalist partilerin kontrolündeki devletten ve hükümetlerden bağımsızlıklarını
korumaları gereği tüm demokratik sosyalit hareketlerde artık kabul edilen
bir ilkedir.İktidarın merkezileşmesinin (güç birikiminin) yarattığı tehlikelerin
başkalarına göre daha fazla farkında olan Milovan Djilas Yeni Sınıf isimli eserinde
Batıdaki sosyalist refah devleti ile Doğudaki totaliter sistem arasındaki farklara şu
şekilde işaret etmektedir:
(Komünist ve Batılı sistemler) arasındaki diğer farklılıklardan başka, devlet
mülkiyeti ve devletin enonomideki rolü arasında da temel bir fark vardır. Devlet
mülkiyeti bir dereceye kadar teknik olarak iki sistemde de varolmakla beraber,bu
ikisi birbirinden farklı ve hatta birbirine zıt mülkiyet biçimleridir. Bu devletin ekonomideki
rolü için de geçerlidir.
Hiçbir Batı hükümeti ekonomide mülkiyet sahibi olarak hareket etmez.
Gerçekte Batılı bir hükümet ne millileştirilmiş mülkün sahibi, ne de vergilerle
topladığı fonların sahibidir. O bir malik olamaz, çünkü değişime tabidir. O mülkiyeti
parlementonun kontrolünde yönetmek ve dağıtmak zorundadır. Mülkiyetin
dağılımı sürecinde, hükümet çeşitli etkilete maruzdur, ancak hükümet malik değildir.
Bütün yaptığı kendine ait olmayan mülkiyetin ,iyi ya da kötü, yönetimini ve
dağılımını sağlamaktır.(46)
Hükümeti değiştirme hakkının korunmsı, farklı güç merkezlerinin
sağlanması,otoriteye ulaşma yollarının açık tutulması, yirminci yüzyılın ikinci yarısında
özgürlüğe önem veren kişilerin görevidir. Tarihin belki bizimle alay eden
bir rastlantısı olarak, özgürlük alanında başlıca entellektüel silahlardan biri olan
ve örgüt içinde özgürlüğe karşı yaygın bir tehdite karşı bizi uyaran bu parlak
analiz,endüstriyel insanın ekonomiyi ve siyaseti yönetmede kullanması gereken
bu araç bize İtalya’da faşist yönetimi destekleyen biri tarafından verilmiştir. Fakat
bu adamı II Duçe’nin hayranı olarak değil, oligarşinin kaynakları hakkında eserinin
sonunda şunları yazdığı için hatırlamalıyız:
Demokrasi hiç kimsenin tek başına yapacağı bir arama ile keşfedemeyeceDemokrasi
ve Oligarşinin Tunç Kanunu
32
ği bir hazinedir.Ancak aramamıza devam ederken ,keşfedilemez olanı keşfetmek
için yorulmadan emek sarfederken, demokratik anlamda ayrıca verimli sonuçları
olacak bir iş yapmış olacağız…Gerçekte bireyde eleştiri ve denetim için gerekli
yetenekleri teşvik etmek ve kuvvetlendirmek demokrasinin ve dolayısiyle de işçi
hareketinin genel bir özelliğidir.
Bundan ötürü denebilir ki, insanlık -bazı eksikliklerine rağmen- demokrasinin,
en iyi biçimi ile dahi olsa aristokrasi karşısında taşıdığı üstünlüklerin bilincine
ne kadar çok varırsa, bu bilincin örgütte ve toplumda aristokrasiye dönüş
eğilimlerini zayıflatma olasılığı o kadar çok olacaktır….Hiçbir şey demokrasinin
oligarşik tehlikelerini serinkanlılıkla ve samimiyetle incelememiz ölçüsünde bu
tehlikeleri -tamamen bertaraf edemesek de- asgariye indirmemizi sağlayamaz.
Bu Giriş benim Robert Michels’e olan büyük entellektüel borcumu ifade
eden bir çeşit önsözdür. Meslekdaşlarım Martin Trow ve James Coleman’la birlikte
yaptığımız Union Democracy isimli araştırmada Michels’in iyimser yönü
üzerinde durduk ve onun şu sorusu bağlamında ileri sürdüğü birçok hipotezi
test etmeye çalıştık: Sendikalar gibi özel örgüt ve yönetim biçimlerinde demokrasiyi
mümkün kılan koşullar nelerdir? İnanıyorum ki bu yeni baskı sayesinde
Michels’in fikirlerinin daha geniş kütlelere dağılması onun önerilerini politikada
ve bilimde izleyecek olanların sayısını arttıracaktır. Amacımız onun tavsiye ettiği
gibi “keşfedilemez olanı keşfetmek” için yorulmadan emek harcamaktır; onun algıladığı
gibi, demokrasi ve sosyalizm ideallerine hiçbir zaman tam ulaşılamasa da,
bu yolda sürekli mücadele etmek o ideallere yakınlaşabilmenin yegane yoludur.
SEYMOUR MARTIN LIPSET
Berkeley, California
Ağustos,1961
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
33
DİPNOTLARI
1 Michels’in teeorisini daha sonraki gelişmeler açısından özetleyen ve değerlendiren
ayrıntılı çabalar için şu incelemelere bakınız: Philip Selznick,”An Approach to a Theory of
Bureaucracy,” American Sociological Review (1943), ss.47-54; James Burnham, The Machiavellians
(New York:The John Day Co.,1943,ss.135-70; C.W Casinelli,”Tha Law of Oligarchy,”
American Political Science Review,47 (1953),ss.473-84; ve S.M.Lipset “The Political Process
in Trade Unions: A Theoretical Statement,” M.Berger,C.Page,ve T.Abel .ed., Freedom and
Control in Modern Society (New York: D.Van Nostrand Co.,1954), içinde, ss82-124.
2 Michels’in ‘kütlelerin ehliyetsizliği’ ile ilgili varsayımları Lenin tarafından onaylanmış,
Lenin kitlelere sosyalizm yolunda önderlik edecek profesyonel ihtilalcilerden oluşacak
elitist bir partiye olan inancının gerekçesini açıklar kitleleri “uyuklayan, duyarsız, dar
görüşlü, tembel, cansız ve uyuşuk” olarak tanımlamıştır. V.I. Lenin, Left Wing Communism:
An Infantile Disorder (New York: International Publishers,1940),ss.74-75. Olanakları
sınırlı alt sınıfların siyasal faaliyetlere daha az katılma ve güçlü liderlere dayanma eğilimine
ilişkin bir inceleme için, bakınız:S.M.Lipset, Political Man (New York:Doubleday
and Co.,1960)ss.97-130,179-219.
3 Dissent’in editörleri Komünist harekatteki değşimleri açıklarken Siyasal Partiler
eserinden alıntılar yapıyorlar. Robert Michels erken yirminci yüzyıl sosyalizmine ilişkin
klasik çalışmasında şunları yazmıştı: “Parti bürokrasisi arttıkça, her sosyalist düşünce ve
kavramın temel direklerini oluşturan iki unsur kaçınılmaz bir zayıflamaya uğrar: sosyalizmin
daha geniş ve daha kültürel amaçları hakkında bir anlayış, ve sosyalizmin tezahürlerinin
ulularası alanda gösterdiği çeşitliliğe ilişkin bir anlayış. Mekanizma kendi içinde
bir amaç haline gelir.Michels bu parlak cümleleriyle Leninizmden Stalinist harekete olan
tarihi gelişmenin temel gidişatını önceden görmüştür.” The American Communist Party.
A Critical History (Boston:Beaco Press,1957)s.501.
4 Yugoslavya’da Tito’dan sonra en yüksek komuta mevkiinde olanki Milovan
Djilas’ın söylediği gibi, “sosyal sınıflardan kurtulmak adına yapılan Komünist ihtilali tek
bir sınıfın en mutlak otoritesi ile sonuçlanmıştır. Bunun dışında herşey sahtedir ve bir
hayaldir.” The New Class, An Analysis of the Communist System (New York:Frederick
A.Praeger,1957), s.36.
5 On yıl kadar önce Michels’in Siyasi Partiler kitabının sosyalistler üzerinde yaptığı
çarpıcı bir etkiye tanık oldum. Latin Amerika’daki bir sosyal demokrat partinin lideri aldığı
bir Siyaset Sosoyolojisi dersinde kendilerine okutulan bu kitapla ilgili olarak, kitaptan
on nüsha satın alarak bu nüshaları partisindeki çeşitli liderlere gönderdiğini söyledi. Kendisi
Michels’in tüm sosyalistlerin okuması gereken bir kaynak olduğuna inanıyordu.
6 Bakınız:S.M.Lipset,M.Trow ve J. Coleman, “O Demokracji zwiqzkowej,” Zeszty
teoretyczno-polityczne, 1-2 (44-45),1958,ss.111-124. Bu bölümün orijinal ingilizcesi Union
Democracy isimli kitabımızın 18. bölümünde yer almaktadır.(Bakınız Glencoe: The
Free Press,1956; Doubleday-Anchor tarafından 1962’de paperback olarak yaniden basılmıştır.)
Bu bölüm siyasal güç üzerinde kurumsallaşmış denetimlerin ve meşru muhalefet
gruplarının yokluğu halinde kaçınılmaz olarak totaliter bir yönetimin ortaya çıkacağını
vurgulamaktadır.
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
34
7 Bakınız: Szymon Chodak, “Roberta Mihelsa Socjologia Niemieckiej Socjal
democracji,” (Robert Michels’in Alman Sosyal Demokresisinin Sosyolojisi) Studia Socjologiczno
Polityczne, 1,(1958 ) ss.123-62. Bu makalenin İngilizce özeti şöyle sona
ermektedir:”Michels’in çalışması yeni bir bilim dalı olarak Parti Sosyolojisinin, partinin
gelişme süreçlerinin,yapısal olara parti tiplerinin, partinin üyelik durumlarının …. tahlilinde
bir hareket noktası oluşturmuştur.” s.162. Szymon Chodak (aynı Polonyalı sosyolog)
kitap hacminde bir eser yayınlamıştır. “Systemy Party Jne Europy Zachodniej”
(Batı Avrupa’da Parti Sistemleri), Studia Socjoliczno Polityczne, 9 (1961) ss.7-255. Bu
eser Michels’in ilginç ve ileri düzeyde bir eleştirisini içermekte, onun demokrasiyi adeta
yoktan tanımladığını vurgulamakta, parti yapı ve uygulamalarındaki çeşitlilikleri belirleyen
faktörleri açıklamaya çalışmaktadır.
8 Sigmund Neumann, ed., Modern Political Parties (Chicago:University of Chicago
Press,1956),s.405.
9 Bakınız: J.P.Mayer, Max Weber and German Politics (London:Faber and
Faber,1956)ss.81-83;aynı zamanda bakınız: Max Weber, The Theory of Social and Economic
Organization (New York:Oxford University Press,1947) s.408. Weber ve Michels
arasındaki kişisel ilişkiler için, bakınız:H.H.Gerth ve C.W.Mills, From Max Weber: Essays
in Sociology (New York:Oxford University Press,1946), ss.19-21. Michels’in Sosyal Demokrat
Parti’deki üyeliğinden dolayı akademik atanması engellenmiş ve Weber bu olaya
şiddetle karşı çıkmıştı.
10 James Bryce, Modern Democracies, Vol. II (New York:The Macmillan Co.,
1921),s.546.
11 Maurice Duverger, Political Parties (London:Methuen,1954), özellikle
bakınız;ss134,169 ve 151-82.
12 Robert McKenzie, British Political Parties (London: William Heinemann,1955),
s.15. Gerçekten Michels’in teorisi özetlenen ve tartışılan yegane yaklaşımdır.
13 Ibid.,s.587.
14 Unions and Union Leaders of Their Own Choosing (New York: The Fund of
the Republic, 1957), s. 12.
Bu gruplarda oligarşik eğilimlerin varlığını gösteren kanıtlar çeşitli eserlerde özetlenmiştir.
Sosyolog Bernard Barber’in işaret ettiği gibi, “Örgütler hangi çıkarları temsil
ederlerse etsinler, hepsinin aktif bir azınlığın kontrolünde olduğunu görüyoruz.” “Participation
and Mass Apathy in Associations,” Alvin Gouldner, ed., Studies in Leadership
(New York: Harper and Brothers,1950) içinde, s.584.Barber çeşitli gruplarda oligarşinin
işleyişine dair örnekler vermektedir: “ American League 1919’da küçük bir grup tarafından
kurulmuştu ve halen sürekli iktidarda kalan bir oligarşi tarafından yönetilmektedir….”
Nitekim kardeşlik (dayanışma)kuruluşlarında, tüketici kooperatiflerinde ve diğer
gruplarda benzer eğilimleri sergileyen birçok kanıt verilmektedir. National Association of
Manufacturers ve American Medical Association gibi birçok kurumda oligarşinin varlığına
ilişkin kanıtlar hakkında tartışmalar için, bakınız: David Truman, The Governmental
Process, (New York:Alfred A. Knopf,1958), özellikle ss.129-210.Örgütte bürokrasinin
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
35
egemenliği tezini destakleyen kanıtları tartışırken, Peter Blau şirket yöneticilerinin, pay sahiplerinin
isteklerinin aksine, şirketleri nasıl kontrol edebildiklerini gösteren çeşitli araştırmaları
zikretmektedir.Blau’ nun belirttiğine göre, “hemen tüm şirketlerde pay sahibi olan
kişi, totaliter bir ülkenin vatandaşı seçimlerde ne kadar tercih imkanına sahipse ancak o
kadar kendini ifade imkanına sahiptir. Mevcut lidere muhalefet olanağı hemen hemen
hiç yoktur…” Bureaucracy in Modern Society (New York:Random House, 1956),s.108.
Kurum içinde bürokratikleşmenin ve oligarşinin yerleşmesinin kurumu açıkladığı amaçlarından
ve üyelerinin (ortaklarının) çıkarlarını temsil işlevinden ne ölçüde uzaklaştırdığı
ve bu amaçların yöneticilerin sürekli büyüyen kurumu yönetme istek ve ihtiyacın nasıl
feda edilebildiğini gösteren kanıtlara işletmeci gruplarınde de rastlanmaktadır. Şirketler
ortaklara optimal bir kar dağıtımı yerine karları sürekli olarak yeniden kapital yatırımı için
kullanırlar.Michels’in hipotezleri A.B.D.’de biçimsel olarak en az merkezi dini örgütlerden
biri olan American Baptist Convention’da bu örgütün kendi ifadesiyle doğrulanmaktadır.
Bu örgüt ileri derecede bürokratiktir ve merkezi liderliğin örgüt faaliyet ve politikaları
üzerindeki yetkileri bir hayli fazladır.”Örgütsel koordinasyonu istikrara kavuşturmak
çabaları büroktatik prosedür yöntemleriyle engellenmekte ve bu yöntemler örgütün asıl
amaçlarının yerini almaktadır. “Dolayısiyle örgüt bir araç olmaktan bir amaç haline dönüşmektedir.”
Bakınız: Paul M. Harrison, Authority and Power in the Free Church Tradition
(Princeton:Princeton University Press,1959) s.136. Harrison’un yaptığı alıntı Michels’in
Political Parties eserindendir.
15 İngiliz ve Amerikan sendikalarının davranışlariyle ilgili araştırmalar Michels’in
elli yıl önce Kıta Avrupası örgütlerine ilişkin olarak vardığı sonuçları doğrulamıştır: liberal-
demokrasi davasını savunan grupların kendileri aslında oligarşi ile yönetilen kurumlardır.”
Douglas Verney, The Analysis of Political Systems, (London:Routledge and Kegan
Paul,1959) ,ss.155-56. Amerikan sendikalarının yönetimine ilişkin ayrıntılı tahlilinde William
Leiserson bu kuruluşları tek-parti sistemleri olarak tanımlamıştır. Yazar çoğu “sendikalarda
üyeler arasında ortaya çıkan partilerdeki çeşitten muhalefet gruplarına genellikle
sendika düşmanı göziyle” bakıldığını belirtmektedir.”Sendikalar içinde yöneticilere karşı
örgütlü bir muhalefet , karşıt dış odaklardan gelen hücumlardan esas itibariyle farklı görülmemektedir.
Egemen baskılar birlik ve oybirliğinden yanadır.” American Trade Union
Democracy (New York:Columbia University Press ,1959),s.75.
16 Philip Selznick, “The Iron Law of Bureaucracy,” Modern Review 3 (1950),ss.162-63.
17 Yazarın “An Approach to a Theory of Bureaucracy başlıklı makalesi geniş çapta
Michels’in teorik bir açıklaması niteliğindedir.Yazar burada Michels’in nispeten kuşkulu
bazı psikolojik varsayımlarını bertaraf edecek teorik bir açıklama getirmeye çalışmıştır.”
“The Iron Law of Bureauceacy,” op.cit.,s.160
18 Ibid.,ss.163-64.
19 Bu sorun hakkında genel bir açıklama için ,bakınız.R.K. Merton, “The Unanticipated
Consequences of Purposeful Social Action,” American Sociological Review, 1
(1936),ss.894-904
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
36
20 Alvin Gouldner büroktasinin birey özgürlükleri ve eylemleri üzerindeki sınırlayıcı
etkilerini abarttıkları için birçok sosyologa yönelttiği bir eleştirisinde Michels’in
yaklaşımının “ diğerlerinden hatta marazi ölçüde daha kötümser olduğuna” işaret etmektedir.
Bakınız:”Metaphysical Pathos and the Theory of Bureaucracy,” S.M.Lipset
ve N.W.Smelser, ed., Sociology:The Progress of a Decade (Englewood-Cliffs:Prentice-
Hall,1961),s.86.
21 Towards the Understanding of Karl Marx (New York:John Day Co., 1933),s.312.
Hook’un hala bir sosyalist olmasıne ve Michels’in kötümser sonuçlarını eleştirmesine rağmen
Marx’ın az çok ortodoks nitelikteki eleştirisini artık desteklemediği belirtilmelidir.
Hook’un daha yakın zamandaki görüşleri için, bakınız: Reason, Social Myths and Democracy
(New York:John Day Co.,1940),ss.119. Ve de The Hero in History (Boston:Beacon
Press,1955), ss.240-45.
22 Nikolai Bukharin, Historical Materialism.A System of Sociology (New York:
International Publishers,1925),ss.309-311.Bu kitap halen kendisine gösterilen ilgiden çok
daha fazlasına layıktır. Eser önemli bir Marksistin sosyolojide ortaya çıkan yeni teori ve
ve araştırmalarla uzlaşma çabalarını yansıtmaktadır. Yazık ki Bukharin’in Stalin tarafından
“faşist bir canavar ve hain” olduğu ithamıyla öldürtülmesinden bu yana Komünist hareketin
Bukharin’in kitapkarına olan tüm ilgisi kaybolmuştur. Bu kitabın Amerikan baskısı
ancak 1934de yapılmışsa da sosyalistler ve konuyla ilgilenen diğer çevreler dünya Komünizminin
temel bir eseri olan bu kitaba artık ilgi göstermemektedir.
Alıntılardaki vurgular Bukharin’in orijinal metnindendir.
23 Lenin’in örgütlere yaklaşımı ile bu alandaki sosyolojik teori arasındaki ilişki Philip
Selznick tarafından kurulmuştur.The Organizational Weapon:A Study of Bolshevik
Strategy and Tactics (New York:McGraw-Hill Book Co.,1952) Free Press of Glencoe
tarafından tekrar basımı yapılmıştır.
24 Bakınız: Reihard Bendix,” Bureaucracy:The Problem and Its Setting,” American
Sociological Review,12 (1947), özellikle ss.493-95. En son kitabında Selznick de liderr
davranışlarındaki çeşitliliklerin örgütlerin çevrelerine tepki biçimleri ve amaçlarına varma
eğlimleri üzerindeki etkilerini ayrıntılı olarak incelemiştir. Bakınız: Leadership in Administration
(Evanston, Row , Peterson and Co., 1957).
25 Bu alanda yapılmış araştırmalara iyi bir örnekleme olarak şu eserlerdeki makalelere
bakınız:Amitai Etzioni,ed.., Complex Organizations (New York: Holt, Reinhart
and Winston,1961) ve R.K. Merton,A.P.Gray,B.Hockey ve H.C.Selvin,ed., Reader in Bureaucracy
(Glencoe:The Free Press,1952).
26 Farklı ülkelerde parti sayılarını ve tiplerini belirleyen bazı faktörlere ilişkin
bir tartışma için, bakınız: S.M.Lipset, “Party Systems and the Representation of Social
Groups,” European Journal of Sociology, 1 (1960),ss.50-85.
27 Power in Trade Unions (London:Longmans,Green and Co.,1954),s.15.
28 Ibid.,s.63.
29 Gouldner, op.cit., s.88.
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
37
30 Irving Bernstein,”John L.Lewis and the Voting Behavior of the C.I.O.” Public
Opinion Quarterly 5 (1941),ss.233-249.
31 Harry Eckstein, “ The Politics of the British Medical Association,” The Political
Quarterly 26 (1955)ss.345-59;ayrıca bakınız: The Political Life of the American
Medical Association (Cambridge: Harvard University Press,1941) ve isimsiz “American
Medical Association:Power,Purpose and Politics in Organized Medicine,” Yale Law Journal
63 (1954),ss.938-1022.
32 Bu sendikada oligarşinin ve üye duyarsızlığının kaynakları ve niteliği hakkında
ayrıntılı bir tahlil için,bakınız:Joseph Goldstein, The Government of British Trade Unions
(London:George Allen ve Unwin,1952).
33 An Analysis of the Early German Socialist Movement (Master tezi:Department
of Sociology, Columbia University,1951).
34 Eylül 1960’da,yani İngiliz Sendikalar Konfederasyonu’nun (TUC) ve İşçi
Partisi’nin kongrelerinde delegelerin çoğunluğunun İngiltere’nin tek taraflı olarak silahsızlanmaya
gitmesini öngören sol programı onayladıkları bir tarihte yapılan bir kamuoyu
araştırmasında ,sendika üyelerinin sadece yüzde 16’sının İngiltere’nin tek taraflı olarak
nükleer silahlardan vazgeçmesi önerisini desteklediklerini,geri kalan yüzde 83’ünün ise
diğer güçler silahsızlanmayı kabul edene kadar İngitere’nin bu çeşit silahları muhafaza
etmesi gerektiğini istediğini ortaya koymuştur. Bakınız: Research Department, Odhem’s
Press, Report on a Survey of Opinions Concerning Disarmament (London:1960). Yaklaşık
aynı tarihte aynı konularda British Gallup Poll’un yaptığı bir araştırmada İşçi Partisi
için oy kullananların nispeten küçük bir yüzdesinin (yüzde 24) tek taraflı silahsızlanmaya
destek verdikleri görülmüştür. (Gallup raporu sendika üyelerini ayrı olarak belirtmemiştir.)
Bakınız: The Gallup Political Index, Report No.9, Eylül 1960.Bu sonuçlar karşısında
sendikaların ve partinin içinde silahsızlanmaya karşı olanların parti politikasının yönünü
değiştirmek amacıyla Demokratik Sosyalizm İçin Kampanya adında bir örgüt kurarak
ve kongrelerde görünürde çoğunluğun desteğini almak suretiyle politikaları bir yıl içinde
değiştirebildiğini söylemek şaşırtıcı olmayacaktır.
35 Bakınız:Daniel Bell, The End of Ideology (Glencoe:The Free Press,1960),
ss.159-60. Seçim sonuçları ss.186-87’de verilmektedir.
36 Robert Michels, First Lectures in Political Sociology (Minneapolis:University
of Minnesota Press,1949), ss.122-23. Bu kitapta Michels’in 1920’lere ve 30’lara ait birçok
yazısı bulunmaktadır.
37 Ibid., s.131. Michels’in Duçe hakkındaki kanaatleri Fidel Castro’yu destekleyenlerin
görüşlerine benzemektedir.
38 Bakınız: J.Schumpeter, Capitalism, Socialism and Democracy (New York: Harper
and Brothers,1947),s.269; From Max Weber: Essays in Sociology, op.cit. s.226. Demokrasi
ile ilgili olarak bu yaklaşımı ben de kendi çalışmalarımda kullandım. Bakınız:”Party
Systems and Representation of Social Groups,” op.cit.,ss.50-53; Political Man, op.cit.
ss.45-46, ve Union Democracy, op.cit.,ss.405-12.
Demokrasi ve Oligarşinin Tunç Kanunu
38
39 Bakınız:Talcottt Parsons, “Voting and the Equilibrium of the American Political
System,” E.Burdick ve A.Brodbeck ed., American Voting Behavior (Glencoe:The
Free Press,1959), ss.80-120 içinde.
40 Demokratik güçle ilgili bu yaklaşım David Truman tarafından işlenmiştir; op.cit.,
özellikle ss. 264-528.
41 Bu grubun görüşlerinin sistematik bir sunumu için,bakınız: James Burnham,op.
cit.
42 Structure and Process in Modern Societies (Glencoe:The Free
Press,1960),s.221.
43 Loc. Cit.
44 C. Wright Mills, The Power Elite (New York:Oxford University Press),1956.
45 İtalya’da ölümünden önce yazdığı son makalelerinden birinde Michels belirtilen
bu demokrasi anlayışına açıkça karşı çıkmıştır. “Liderlerin hızlı değişimi demokratik ülkelerde
otoritenin gerçek niteliği konusunda deneyimsiz kişileri aldatır. Liderleri deviren kütleler
değil, kütlelerden bunu gerçekleştirmek yolunda yararlanan yeni liderlerdir.””Social
Mobility in General with Special Reference to Post-War Mobility,” Dino Camavitto “Roberto
Michels-In Memoriam,” American Sociological Review, 1 (1936)s.798.
46 Op.cit., s.,207.

Add Comment