Okullarda Örgütsel Davranış ve Yabancılaşma

ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

EĞİTİM YÖNETİMİ, TEFTİŞİ, PLANLAMASI VE EKONOMİSİ

ANABİLİM DALI

 

 Adsız

 

OKULLARDA ÖRGÜTSEL DAVRANIŞ

 ve 

YABANCILAŞMA

 

 

Hazırlayan 

 Mustafa SAVAŞ

Danışman

Yrd. Doç. Dr. Bertan AKYOL

 

Mayıs 2015

AYDIN

İÇİNDEKİLER

SAYFA NO

GİRİŞ..……………………………….…………………………………………………………..4

  1. YABANCILAŞMA KAVRAMI……………………..………………………………………5

          1.1. TANIMI………….…………………………………….…………………………………….5

          1.2. TARİHSEL GELİŞİMİ…………………………….………………………………………..5

          1.2.1. Klasik Dönem……………………………………………..………………………6

1.2.1.1.  Hegel ve Yabancılaşma………………………………………………………..6

1.2.1.2. Feuerbach ve Yabancılaşma…………….…………………………………….7

1.2.1.3 Marx ve Yabancılaşma………………….………………………………………7

1.2.1.4. Weber ve     Yabancılaşma………….………………………………………….9

                       1.2.1.5.  Durkheim  ve Yabancılaşma……………….…………….…………9

 

      1.2.2. Çağdaş Dönem…………………….……………………………………………………….10

                      1.2.2.1.  Fromm ve Yabancılaşma……………………………….……..……10

                      1.2.2.2.  Marcuse ve Yabancılaşma…………………………….……………11

                      1.2.2.3.  Mills ve Yabancılaşma………………………………….…………..11

                      1.2.2.4.  Simmel ve Yabancılaşma………………………………..………….12

                      1.2.2.5.  Seeman ve Yabancılaşma……………………………………………12

 

1.3. Yabancılaşmanın Boyutları..…………….……….…………………………………….13

1.3.1. Güçsüzlük..……….…….………….……………………………………………13

1.3.2. Anlamsızlık..…….…….…………………………………………………………14

1.3.3. Yalıtılmışlık..…….….……………………………………………………………..14

1.3.4. Kuralsızlık..………..……………………………………………………………..15

1.3.5. Kendine Yabancılaşma…….……………..………………………………………15

  1. ÖRGÜTLERDE VE EĞİTİM ÖRGÜTLERİNDE YABANCILAŞMA…………..….16

 

2.1. Eğitim örgütlerinde Yabancılaşmanın Nedenleri ve Etkileri……………………..17

2.2. Yabancılaşmaya Karşı Alınabilecek Önlemler.…………………………………..19

SONUÇ ……………………………………………………………………………………….20     

 

KAYNAKÇA ………………………………………………………………..………………21

GİRİŞ

Özellikle son yüzyıllarda dünya hızlı bir değişim yasamaktadır. Herkes tarafından kabul edilen bu gerçek, çağımıza her alandaki hızlı değişim ve gelişmelerin damgasını vuracağıdır. Ülkeler bu değişme ve gelişmelere ayak uydurmaları oranında gelişmiş ülkeler arasında yerlerini alacaklardır.

            Özellikle teknolojik alanda yaşanan hızlı değişimler toplumların üst ve alt yapılarını,  sosyo-kültürel yapılarını şekillendirmekte,  olumlu yansımaları yanında, insanın topluma ve  kendi  özüne  uyumunda  sorunlar  meydana getirmektedir. İnsanın doğası,  çevresi  ya  da  içinde  bulunduğu  toplum ile  olan  ilişkilerinde  bozulmalar  meydana  gelmekte  ve  mutsuzluk  hali giderek  ön  plana  çıkmaktadır.  Günümüzde ekonomik tatmin artık insan için tek başına yeterli olamamakta,  manevi anlamda da tatmin sağlayamayan insan giderek yalnızlaşmakta ve yabancılaşmaktadır. (Şimşek vd., 2006: 570)

Günümüz modern  toplumlarının  büyük  bir  sorunu  olarak  karşımıza  çıkan yabancılaşma kavramının tarihsel süreç içerisindeki anlamı, örgütlerde ve eğitim örgütlerindeki önemi ele alınmıştır. Zira kişiler meslek  yaşamları  boyunca  sosyal,  psikolojik,  maddi,  fiziksel  ve kurumsal   birçok   etkenden   etkilenirler. Kişilerin çalıştıkları, etkileşim içinde oldukları kurumun  nitelikleri,  mesleği  seçiş  biçimleri,  mesleğe  verdikleri  önem,  sağlık  durumları,  aile yaşamları, iş doyumları, mesleğe yabancılaşmaları bu etkenlerden en önemlileridir. Bu etmenler  içinde   yabancılaşma, iş verimini, yaşam kalitesini,     kendilerini  geliştirmesinden toplumsal   tutumlarına   kadar   bütün   davranışlarını etkilemektedir.

  1. ÖRGÜTSEL YABANCILAŞMA KAVRAMI

1.1. Tanımı

         Belli tarihsel koşullarda insan ve toplum etkinlikleri ürünlerinin (emeğin, paranın, toplumsal ilişki sonuçlarının, insanın özelliklerinin ve yeteneklerinin)bu etkinliklerden bağımsız ve bunlara egemen ya da özlerinde olduklarından değişik biçimde kavranması. Yabancılaşma; en genel anlamıyla bireylerin birbirlerinden ya da belirli bir ortam veya süreçten uzaklaşmalarını ifade etmektedir (Marshall, 1999; Akt. H. Şimşek, R. Balay ve S. Şimşek, 2012: 2)

         Yabancılaşma kavramının etimolojik öyküsüne bakıldığında, Latince’de  bu  kavramın  en  az  üç  değişik  anlamıyla  kullanıldığı görülmektedir. Hukuksal olarak devretme, elden çıkartma, zilliyet-mülkiyet hakkını başkasına verme iken;  sosyolojik olarak,  ayrılmak;  diğer  insanlardan, yurdundan  ve  Tanrılardan  ayrı  düşmek,  kopmak  olup  son  olarak  tıbbi-psikolojik anlamı,  çılgınlık,  tinsel  şaşkınlık  vb.  gibi  bir  tür  bunama  ya  da  psişik  bozukluklar demeti,  ruh  hastalığıdır  (Teber’den  Akt. Parsıl, 1997: 22).

           Psikiyatride “şizofreni, psikoz gibi ruh hastalıklarında, kişiliksizleşme, gerçek dışıcılık, kuralsızlık, yalnızlık, güçsüzlük, rol karışıklığı, umutsuzluk duygularıyla ifade edilen durum” (Budak, 2003: 813), sosyolojide, “en genel anlamıyla bireylerin birbirlerinden ya da belirli bir süreç veya ortamdan uzaklaşmaları” (Marshall, 1999: 798) anlamında kullanılan ve felsefe dünyasına Hegel’le giren (Ulaş, 2002: 1563) yabancılaşma (alienation) kavramı, Latince’de başkası, yabancı anlamındaki “alienus” kelimesinden türetilmiştir (Akt. Ayık, 2013: 105).

Yabancılaşma bireyin yaşadığı psikolojik bir durumdur. Yabancılaşma kavramı kapsamının geniş olması ve geçirdiği evrelerden kaynaklanan farklı algılamalara müsait yapısı nedeniyle tanımlanması zor olmuştur. Farklı disiplinlerde hatta aynı disiplin içerisinde farklı bilim insanları veya düşünürler tarafından farklı biçimlerde ele alınmıştır.

1.2. Yabancılaşmanın Tarihsel Gelişimi

            Hegel öncesi dönemde yabancılaşma kavramı, ilk defa ilk çağlarda insanların putlara, klanlara, krallara tapması ile ilgili olarak Eski ahid’de karşımıza çıkmaktadır. İnsanoğlu kendini gerçekleştirerek aşmak yerine, kendisi ile ilgili özellikleri nesnelere, putlara aktarmakta kendi varlığı ile ancak puta tapma yolu ile ilişki kurabilmektedir. Böylece kendine ve kendi gücüne yabancılaşmakta, kendi varoluşuna putların yaşamına boyun eğerek dolaylı bir biçimde ulaşabilmektedir. Bunun nedeni ise yaşadığı ruhsal bunalım ve boşluktur. (Tolan, 1983: 283. Akt. Gürcü, 2006: 26). Kısacası yabancılaşma, sanayi devrimi öncesinde tamamen din ve felsefe alanında tanımlanırken sanayi devrimi ile birlikte sosyoloji ve psikolojide de ele alınarak karşılıklar bulmuştur.

          Yabancılaşmaya  ilişkin yaklaşımlar kronolojik olarak iki başlık altında incelenebilir. Birincisi  “Klâsik Dönem” dir ve Hegel, Marx, Weber, Durkheim ve Feuerbach’ın görüşlerini kapsar; ikincisi ise “Çağdaş Dönem”dir  ve  daha çok 1950 sonrasını kapsayan Marcuse, Fromm, Seeman, Simmel ve Mills’in görüşlerini kapsar (Tolan, 1983, Akt. Gürcü, 2006: 26).

1.2.1. Klasik Dönem

Klasik dönem Hegel, Marx, Weber, Durkheim ve Feuerbach’ın görüşlerini kapsar;

1.2.1.1. Hegel ve Yabancılaşma

             İnsanın, kayıtsız ve hatta düşman bir evrende kendi başına, yalnız olduğu

anlamında yabancılaşma, neredeyse tüm insan ve toplum bilimlerinde, felsefede ve edebiyatta iki yüzyıldır önemli bir tema olmakla birlikte, yabancılaşma kavramını ilk kez felsefi bir kavram haline getiren Hegel’dir. Hegel’de yabancılaşma, kendi içinde kendi ortadan kaldırılışını içerir (Marks, 2010 , Akt. Emir, 2012: 21).

               Hegel’de yabancılaşma  kavramının birbiriyle ilişkili  iki anlamı  olduğu  bilinmektedir.  Bunlardan  birincisi;  bireyin  özde  farklı  olmadığı  ve geçmişte  birleşik  olduğu bir şeyden  ayrıldığının  farkındalığıdır.  İkincisi  ise;  bireyin özde farklı olmadığı ve geçmişte birleşik olduğu bir şeyden ayrı olan benliğinden kesin vazgeçişi  ya  da  teslimiyeti;  yani  yabancılaşma  durumundaki  kendisini,  bu  ayrılığın zeminini yok etmek için kurban edişidir   ( Demirer ve Özbudun, 1998, Akt. Mercan, 2006: 33).

      Hegel’e felsefesinde yabancılaşma olgusu, insanın fiziki ve ruhi varlığı arasındaki ayrım

sonucu ortaya çıkmaktadır. İnsanın doğaya ve kendi ruhuna yabancılaşmasının sebebi ürettiği  mal  ve  eşyalardır.  İnsan,  varlığını  ancak  ürettiği  mal  ve  eşya  aracılığıyla kanıtlayabildiğine  inanmakta,  böylece  insan  yaşamı,  mutsuz  bilincin  ve  korkuların ürünü   haline   gelmektedir  (Eryılmaz, 2010: 4)

          Başka  bir  ifadeyle  insan  kendisini,  toplumsal  kurumlara  uzak,  bağımsız  varlığını sürdüren kişi şeklinde tanımlamaktadır. Hegel’e göre bu evre, insanın kendi ruhunun farkına varmasının bir ifadesi ve adeta gelişimin bir işaretidir. Bu felsefede toplumdan kopuş tam anlamıyla sağlanmadığı sürece gerçek bir özgürlükten bahsetmek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla Hegel felsefesinde birey ile toplumsal kurumlar arasındaki birleşme, bir yabancılaşma süreciyle gerçekleşmektedir (Schacht, 1989, Akt. Eryılmaz, 2010: 5).

           Hegel’e göre insanın  gelişim   gösterebilmesi  için  yabancılaşma  olgusunu  yaşanması gerekmektedir.  Ruh  önce  toplumsal  kurallardan  ayrılır  bireyselleşir ve yeniden birleşir (Gürcü, 2006: 26).

 

1.2.1.2. Feuerbach ve Yabancılaşma

Feuerbach,  yabancılaşma sürecini  dine  dayandırarak  açıklamıştır. Ona göre din, insanın temel istek ve güçlerinin yansımasından başka bir şey değildir. Tanrıya atfedilenler, aslında insanın kendi nitelikleri olduğundan, insan kendisinden uzaklaşmış ve sonunda yabancılaşmıştır (Ergil, 1980. Akt. Gürcü, 2006: 27).

Feuerbach yabancılaşma kavramını daha çok dinsel bağlamda ele alıp açıklamıştır. Ona göre Hegel’in felsefesi insanı somut olarak bireyi açıklamak yerine geist (mutlak tin) üzerine kurulmuş bir teolojidir. Feuerbach’a göre tanrı insanı değil, insan tanrıyı yaratmıştır. Din dediğimiz olgu da insanın kendi isteklerinin, özelliklerinin yansımasından başka bir şey değildir. Tanrıya atfedilen özellikler insanın kendi özellikleri olduğundan, din olgusu ile İnsan önce tanrıyı yaratmış, sonra onun karşısında köle durumuna düşerek kendine yabancılaşmıştır (Tolan, 1993: 285).

Feuerbach, insanın kendi özünü insan olarak kavraması gerektiğini, bu yolla yabancılaşmanın aşılacağını belirlemiştir. İnsanın kendi özünü irade, akıl ve sevgi ile kavraması gerekmekte  ve  yabancılaşma  ancak  bu  yolla  aşılabilmektedir  (Tolan,1981: Akt. Emir, 2012: 25)

1.2.1.3. Marx ve Yabancılaşma

Marx‟a göre, insanı, kendi etkinliğinin ürünlerine, üretken etkinliğin kendisine,

içinde   yaşadığı  doğaya,   kendine,   kendi   özsel   doğasına, insanlığına ve        öteki

insanlara yabancılaştıran eylem olarak ifade edilmiştir (Gürcü, 2006: 25)

Marx’ın yabancılaşma ile ilgili görüşlerinde Hegel ve Feuerbach’ın etkisi görülmektedir. Hegel’in aksine Marx yabancılaşmaya olumsuz bir anlam yükleyerek somut bir temele oturtmuştur. Feuerbach’ın ileri sürdüğü dinsel yabancılaşmayı kabul etmiş fakat bunun pek çok farklı yabancılaşma alanlarından biri olduğunu söylemiştir. Marx yabancılaşmayı Hegel’in tinsel bakış açısının aksine tarihsel ve toplumsal gerçeklik içinde değerlendirir (Yılmaz ve Sarpkaya, 2009: 318).

Marx’a göre yabancılaşmanın en belirgin görüldüğü alanlardan birisi ekonomik yaşamdır. Marksist yabancılaşma kuramının temelleri genel anlamda da kapitalist düzene özel anlamda ise işbölümüne dayandırıldığı görülmektedir (West, 988, Akt. Eryılmaz, 2010: 7). Marx’ın yabancılaşmanın, çalışma sürecinde iş görene özerklik, sorumluluk ve kendini  gerçekleştirme  olanağı  sağlanamadığı  koşullarda  ortaya  çıkan  bir  durum olduğunu  vurgulamaktadır.

Marx’a  göre  yabancılaşmış işgörenin  yaptığı iş (emek), ona artık kendi dışında bir varlık gibi görünmekte; işgörenin istemeyerek yerine getirdiği bir iş halini almaktadır (Overend, 1975, Akt. Eryılmaz, 2010: 7).

             Marx’ın öğretisinde yabancılaşmaya konu olan üç temel öğe bulunmaktadır; emek, sermaye ve gereksinimler. Marx, emeğin yabancılaşmasının birbiri ile ilişkili dört biçimini ortaya koymaktadır (Taş, 2007, Akt.. Emir, 2012: 27 ):

    Emekçinin, emeğin ürününe yabancılaşması,

    Emekçinin kendi üretken faaliyetlerine(iş sürecine)yabancılaşması,

    Emekçinin kendi yaşamına (doğaya) yabancılaşması

    Emekçinin kapitaliste (kendine) yabancılaşması

Marx, yabancılaşmanın ancak iki pratik koşulla ortadan kaldırılabileceğini söylemektedir. Bunlardan birincisi; yabancılaşmanın katlanılmaz bir güç yani insanın ona karşı devrim yaptığı bir güç  haline gelmesi için, onun insanlığın büyük bir çoğunluğunu tamamen mülkiyetten yoksun hale ve aynı zamanda gerçekten mevcut olan bir zenginlik ve kültür dünyasıyla çelişkili hale getirmesi gereklidir (Marx vd.,2010.  Akt. Emir, 2012: 29  ).

Görüldüğü gibi Marx yabancılaşma kavramını insan ile değil işgören ile birleştirmiş, yabancılaşmadan kurtulmanın yolunun ise kapitalist sistemin yıkılarak komünist toplumsal yapılar kurmak olduğunu belirtmiştir.

  • Weber ve Yabancılaşma

 

Weber,  yabancılaşma kavramına katkıda bulunan düşünürlerden birisi de Weber’dir. Weber’e göre “fabrikadan ordulara ve okullara kadar rasyonel hukuksal otoriteye dayanan tüm bürokratik işletmelerde belli kural ve kalıplar içinde davranmak zorunda kalan insan, kaçınılmaz bir şekilde bireyselliğini, özerkliğini ve duygusallığını kaybetmiştir, yabancılaşmıştır” (Gencer, 2002; Akt. Emir,2012)

Weber,  kapitalizmin  yönlendirici  gücü  olan  dünyevi  hazlardan vazgeçmenin ya da sakınmanın kendisi ile birlikte getirdiği şeylerin insanı yabancılaştırabileceğini  söyler. Hayattan alınacak tüm zevkleri bir kenara bırakan  insanlar  kendilerini  çalışmaya ve  çalışmaları karşılığında  para kazanmaya, kazandıkları parayı harcamaksızın biriktirmeye ve devamında sermaye birikimi edinerek kapitalizmin bir parçası olmaya yönelirler. Bu kişiler için asıl amaç yaşamak değil çalışmaktır. Böylece, dünyevi hazlardan vazgeçerek   hayatını   sürdürmek,   dinsel   bir   yaşam  biçimi   olmaktan tamamıyla  uzaklaşarak  rasyonel  bir  boyuta  ulaşmakta  ve  inançların yitirilmesi ile sonuçlanmaktadır. Bu durum, insanın yabancılaşmasına neden olmaktadır (Weber, 1997: Akt. Gürcü, 2006: 28).

1.2.1.5.  Durkheim  ve Yabancılaşma

            Emile Durkheim kavram olarak yabancılaşmayı kullanmamıştır. Fakat yabancılaşma olgusunu   doğuracak   olan   “anomi”   (kuralsızlık)   kavramı   üzerinde   durmuştur. “Toplumsal İşbölümü ve İntihar” adlı eserinde ise yabancılaşmayı oluşturan ortamın kuralsızlık  (anomi)  olduğunu  vurgulamaktadır.  Toplumda  bireyler  tarafından  kabul edilen bağlayıcı kuralların yokluğu sonucu anomi (kuralsızlık) ortamının oluşacağını vurgulamaktadır. Durkheim’a göre, toplumsal kurallar birey üzerinde uyumlaştırıcı bir etki yaratmaktadır (Durkheim, 2006; Akt. Eryılmaz, 2010: 23).

            Durkheim toplumsal gelişmeyi iş bölümünün artması, farklılaşması ile ilişkilendirmekte, İş bölümünün artması ile nüfus artışının ilişkisine dikkat çekmektedir. Nüfusun ve iş bölümünün az olduğu mekanik dayanışmalı toplumlar homojen toplumlardır. Gelenekçilik ve cemaat kültürü egemendir. Nüfus artışı ile birlikte iş bölümü artar ve iş bölümünün artması toplumları mekanik dayanışmadan organik dayanışmaya geçirir. Bireycilik, ihtisaslaşma artar, din evrenselleşir, yerel bağlar zayıflar  ve evrensel değerler gelişir. (Kongar 1993, akt. Emir, 2011: 51)  Durkheim yabancılaşmayı daha çok sosyolojik bağlamda kullanmış; yabancılaşmanın değer sistemleri ve toplumsal normların, bireylerin davranış ve isteklerini yönlendirememesi sonucu ortaya çıktığını ileri sürmüştür(Şimşek, Balay ve Şimşek. R. , 2012: 2).

 

1.2.2. Çağdaş Dönem

 

         Marcuse, Mills ve Seeman gibi birçok düşünür Marx sonrası yabancılaşma kavramı üzerinde durarak Marksist yabancılaşma kavramının çağdaş yorumcuları olarak değerlendirilmişlerdir (Şimşek vd., 2010: 572).

 Çağdaş Dönem   daha çok 1950 sonrasını kapsayan Marcuse, Fromm, Seeman, Simmel ve Mills’in görüşlerini kapsar (Tolan, 1983, Akt. Gürcü, 2006: 26).

 

1.2.2.1.  Fromm ve Yabancılaşma

         Fromm (1992) ise yabancılaşmayı, toplumsal bir olgu olduğu kadar, bireysel bir sorun olarak değerlendirmektedir (Şimşek, Balay ve Şimşek. R. , 2012: 2). Froom’a göre çağdaş insan bir tür bunalım içerisindedir.  Bu bunalım halini en iyi açıklayan kavramda yabancılaşma kavramıdır. Froom’a göre yabancılaşma çağdaş yaşamda hayatın sıradanlaşması, insanın kendi varoluşuyla ilgili sorunların bilincine varabilmesinin engellenmesi olarak tanımlamaktadır (Froom, 2006, Akt. Emir, 2012: 48).

Ona göre insan ilk başta doğanın bir parçası olarak onun fiziksel kurallarına bağlıdır. Fakat daha sonra akıl gücü ve farkındalığı insanı uyum içerisinde olduğu doğadan koparmış ve böylece insanoğlunun yabancılaşması başlamıştır (Emir, 2012: 48).

Froom yabancılaşmayı Marx’taki ekonomik ve işçi sınıfına yoğunlaşan anlamı dışında insanlığın büyük bölümünün yaşadığı bir durum olarak nitelendirmektedir. Froom’a göre insan,  kapitalizmin daha fazla (sınırsız) kâr elde etme, sürekli üretme kültürünün bir parçası olarak ortaya çıkan teknoloji dininin esiri olmuştur. Teknoloji dini ruhsuzdur ve sevgisizdir. İnsanları sürekli devam eden tüketim yarışının içerisine sokmaktadır. Bu durum tükettikçe daha fazla mutlu olacağına, var olacağına inanan, yalnız ve güçsüz günümüz insanının derin bir varoluşsal boşluk yaşamasına neden olur. Çağımız insanı mutsuz, kendi doğasına ve yaşamına yabancılaşmıştır (Froom, 2004, Akt. Eryılmaz, 2010: 9).

 Froom endüstri, teknoloji, bürokratik kurumlar vb. modern kurumların, süreçlerin bireyin ruhsal yapısı üzerinde yıkıcı etkiler yaptığını, psikolojik sorunlar yarattığını günümüzde günlük hayatta yaşanan nevrozların bireyin yabancılaşmasının bir kanıtı olduğunu

söylemektedir (Emir, 2012: 49-50).

1.2.2.2.  Marcuse ve Yabancılaşma

              Marcuse yabancılaşmayı, bireylerin kendi bilinç ve yaratıcı güçlerini, kolektif insani özlerini kaybetmeleri olarak görmekte ve kendileri üzerinde hakimiyet kuran, insani özden uzaklaştıran güçlerin tutsağı haline geldiğini belirtmektedir. Marcuse, modern  endüstriyel  ve  teknolojik  dünyanın  insanları  tek  boyutlu  hale  getirdiği, hayatın bütünselliği ve güveninden yoksun bıraktığını belirtmektedir (Aytaç, 2005, Akt. Emir, 2012: 52).

            Marcuse göre kapitalizmin modern insan üzerinde yarattığı bir diğer olumsuzluğun da, bireye kendini ifade etme ve sosyalleşme imkânı verecek zamanı bırakmaması olduğunu söylemektedir. Marcuse’e göre, modern insan kapitalist sistemde zamanının büyük bir kısmını yoğun çalışmak ve bu yoğunluk sonucu yorgun düşen vücudunu dinlendirmek için harcamakta, dış dünya ile iletişim kuracak zaman bulamamaktadır. Dış dünya ile iletişim kuracak zaman bulamayan birey bu ihtiyacının büyük kısmını kitle iletişim araçlarıyla sağlamaktadır (Demir, 1999, Akt. Eryılmaz, 2010: 21).

Kitle iletişim araçlarının da insanı nerdeyse tamamen bir tutsak haline getirdiğini, sömürdüğünü, toplumu yönetenlerin istedikleri bilgileri vermek suretiyle onların istediği biçimde düşünen, davranan, tavır ve davranışlarının bilincinde olmayan birer varlık haline geldiklerini ileri sürmektedir (Tuna ve Ekin, 1970, Akt. Eryılmaz, 2010: 21).

1.2.2.3.  Mills ve Yabancılaşma

Mills,  yabancılaşmış  bireylerin  kitle  toplumunu,  bu  toplumun  buyurgan, güçlü olana boyun eğen bir yapıda olduğunu söylemektedir. İnsanların güce karşı duydukları saygı  ve  korku  nedeniyle  sorgusuz  eğilmelerini yabancılaşma olarak yorumlar. Toplumların bu yapılarının ise kitle iletişim araçlarının, iktidarın gücünün sınırlayıcılığı sonucu olduğunu belirtmektedir (Mills, 1974; Akt. Emir, 2012: 53  ).

Mills, kapitalist sistemin, siyasal eyleme geçebilecek ve toplumu yeniden kodlayabilecek yeteneklere sahip bireylerden oluşan etkin bir toplum yerine, bilgisiz, güdülen, örgütsüz ve bencil kişilerden  oluşan  bir  kitle  toplumu  yarattığına  dikkati  çekmektedir  (Tolan,  2005, Akt., Emir, 2012:54). Mills ayrıca  işgörenlerin  ellerinden  emekleri  sonucunda  üretilmiş  birçok  şey  geçmesine rağmen,  kendilerinin  bunları  bizzat  sahiplenmemeleri  sonucunda  yabancılaşmanın gündeme gelebileceğini ileri sürmüştür (Şimşek vd., 2006,Akt. Emir, 2012: 54).

1.2.2.4.  Simmel ve Yabancılaşma

Simmel‟e göre, işgörenin  üretim araçlarından kopması, nesnel ve öznel   çalışma  koşulları  arasında   bir   farka   yol   açmaktadır.  İşgücü metalaştığında,   kişiliğin   bölümlerinde  farklılaşmaya sebep  olur;  bunlar kişilikten  bağımsızlaşarak  bağımsız nesneler hâline gelirler. Makine-insan ilişkisine  bakıldığında,  makinenin  giderek  insanın  işinin  artan  bölümünü üstlendiğini   ve   bütünleştiğini  görürüz.   İnsan  bütünlüğünü   yitirerek makinenin bir parçasına dönüşür. Bu da, insanın nesnelere, yani kültürün içeriğine yabancılaşmasını getirir (Demirer ve Özbudun, 1998: Akt. Gürcü, 2006: 30).

1.2.2.5.  Seeman ve Yabancılaşma

    Yabancılaşma kavramını kuramsal düzeyde ele alıp bilimsel araştırmalarla ölçülebilir bir düzeye indirme çalışmaları ilk defa Seeman’dan gelmiştir. Amerika’da  yabancılaşma  konusunda  çalışan  bilim adamlarından  en önemlisi olan    Seeman’ın    amacı,    toplum    içinde    hareket    eden   bireyin    kişisel    açıdan yabancılaşmasını   incelemektir.   Bu   amaç   doğrultusunda   Seeman,   yabancılaşmayı sosyal-psikolojik  açıdan  ele  almış  ve  araştırmalarında  toplumsal  koşulları  dışarıda tutmuştur (Esin, 1982; Akt. Mercan, 2006: 36 ).

Seeman’ın      yaptığı     çalışmalar      yabancılaşmanın      tanımlanmasına     ve

gözlemlenebilmesine  çok büyük katkılar getirmiştir. Seeman, yabancılaşma kavramını sınırlandırarak      bireye     etkilerini     aşamalarla      göstermiştir.      Seeman’a      göre yabancılaşmanın beş boyutu vardır. Bu boyutlar: güçsüzlük, anlamsızlık, normsuzluk, çevreden uzaklaşma,  kendinden uzaklaşmadır  ( Eltugay, 1999; Hoşgörür,  1997; Esin,1982; Akt. Mercan, 2006: 36  ).

Melvin Seeman yabancılaşmayı,  bir kişinin öz duyuları ve özgeçmişleri ile bağlantısını kaybetmesi olgusu olarak tanımlamıştır.

Seeman, bir ıslahevinde yaptığı araştırmada güçsüzlük duygusu anlamındaki yabancılaşma  ile  öğrenme  ilişkisini  araştırmıştır. Araştırma ıslahevindeki gençlerin öğrenme sürecinde öğrendiklerinin kendi beceri, istek, yetenek ve yönelimlerinin soncunda gerçekleştiğine inanmaları durumunda daha başarılı olduklarını göstermiştir. Sistemin zorlamasından dolayı öğrendiklerine inanan öğrencilerin ise başarısız oldukları görülmüştür.  Seeman,  yaptığı çalışmalar sonucu,  ileri kapitalist toplumlarda var olan yapı ve ilişkiler çerçevesinde bireylerin kendilerini ve toplumu algılamalarında önemli sorunlar yaşadıklarını vurgulamıştır (Tolan, 2005, Akt. Emir, 2012: 48).

  • Yabancılaşmanın Boyutları

 

Farklı birçok araştırmada yabancılaşma farklı boyutlarda ele alınmış olmakla birlikte en çok kabul gören sınıflama Seeman’ın sınıflamasıdır.

Melvin Seeman, sosyolojik ve psikolojik araştırmalarına dayandırarak ortaya koyduğu  yabancılaşmaya  yönelik  görüşlerini  beş temel  boyut  altında ele almıştır. Bunlar güçsüzlük, anlamsızlık, normsuzluk, yalıtılmışlık ve kendinden uzaklaşmadır (Seeman, 1959, Akt. Durcan, 2007: 12).

 

1.3.1. Güçsüzlük (Powerlessness)

Güçsüzlük kavramı,  bireyin kendi ürettiği ürünler ile üretim sürecinde  kullandığı araçların  sonuçları  üzerinde  denetim  hakkının  olmamasıdır (Seeman,  1959, Akt. Eryılmaz, 2010: 12). Marksist anlamda,  kişinin üretim araçlarından uzaklaşmasını  anlatan  sadece  nesnel  bir  kavram  değil,  aynı zamanda bireyin ruh halini anlamaya yönelik öznel bir kavramdır.

Modern toplumların yarattığı büyük toplumsal yapılar farklı bir işleme sistematiği olan bireysel belirlenimlerden uzak toplumsal yapılardır. Bireylerin bu yapılar üzerinde müdahale gücü yoktur. Ve bu da kişilerin kendini güçsüz hissetmesine neden olmaktadır (Aydın, 2008, Akt. Emir, 2012: 55).

Güçsüzlük, bireyin davranışları neticesinde istediği sonuca ulaşamayacağı ya da gerekli desteği alamayacağına ilişkin olumsuz algısından kaynaklanan bir duygudur (Akgün, 1999, Akt. Emir, 2012: 55).  Güçsüzlük bireyin kendi yaşam alanlarının bazıları üzerindeki kontrolünü yitirmesidir. Bunun sonucunda birey kendini güçsüz hisseder ve başkalarının yönlendirmesine gereksinim duyar (Bayındır, 2002, Akt.  Emir, 2012: 55).

Güçsüzlük,  insanın olaylar üzerindeki denetimini yitirdiği, olayların kendini sürüklediği, olaylara gerçek benliğini yansıtamadığı duygusuna kapılmasıdır. İnsan, bedensel tükenmişlik, süreğen yorgunluk, umudunu yitirmişlik gibi güçsüzlük içine düştüğünde birlikte olduğu insanlarla iyi ilişkiler geliştiremez (Başaran, 2008, Akt. Emir, 2012: 55).

1.3.2. Anlamsızlık (Meanınglessness)

Yabancılaşmanın ikinci boyutu olan anlamsızlık,  bireyin hangi doğrulara inanması gerektiği konusunda yeterince aydınlanamamasıdır. Bireye öğretilen doğruların onun için hiçbir bir anlam ifade etmemesi ve bu doğruların kendisini bir sonuca götüreceğine dair inancının olmaması olarak da tanımlanabilir  (Seeman,  1959,  Akt. Eryılmaz, 2010: 13).

Başaran’a göre (2008, Akt: Emir, 2012: 56) İnsanın çevresindeki toplumsal, siyasal olayları anlamsız bulması, toplumsal etkinliklerden dışlanmışlık duygusuna kapılması,  kendini toplumdan çekilmiş saymasıdır. Dünyada her şeyin anlamsız gelmesi, insanı  yaşamaktan bıktırır. Bu tür yabancılaşmada insan eylemlerini ve çevresindeki olayları yargılamada yanılgıya düşer.

Öğretmenler üzerinde düşünülecek olursa, Erjem (2005, Akt: Emir, 2012: 56)’in tanımına göre anlamsızlık; öğretmenliği olumsuz algılama, dersleri ve eğitsel süreçleri monoton, sıkıcı ve zevksiz bulmadır.

Tolan’a göre (2005, Akt. Emir, 2012: 56) Anlamsızlık özellikle bireysel karar verme sürecinde,  bireyin kendi doğrularından hiçbirinin genel toplumsal doğrularla çakışmaması durumunda gözlenebilen bir durumdur.

1.3.3. Yalıtılmışlık (Isolatıon)

Yalıtılma (İzolasyon): Toplumda veya örgütte yüksek değer verilen inanç ya da amaçların birey açısından herhangi bir değer taşımaması (Şimşek H, Balay ve Şimşek A., 2012: 55)

Yalıtılmışlık  (soyutlanma), kişinin bulunduğu fiziksel çevrede diğer insanlarla ilişkide bulunmaktan kaçınmasını ya da bu ilişkiyi en aza  indirgemesi olarak tanımlanabilir. Bu geri çekilmenin ya da uzaklaşmanın kaynakları bireyin içinde bulunduğu psikolojik durumdan ya da çevresinden kaynaklanabilmektedir. (Elma, 2003: 37).

Aydın’a göre (2008, Akt. Emir, 2012: 57) yalıtılmışlık bireyin toplumdaki her türlü aktif katılımı reddederek,  kendini toplumdan soyutlamasıdır.  Birey,  toplumun amaçlarını,  bu amaçlara ulaşmayı sağlayacak araçları, hatta toplumsal düzen tarafından oluşturulan her türlü değeri reddeder.  Bu tür kişiler kendini toplumdan bütünüyle reddederek kendi dünyasına çekilir ve orada yaşar.

1.3.4. Kuralsızlık (Normlessness)

  Kuralsızlık,  belirli amaçlara ulaşmak için toplumsal olarak benimsenmeyen davranışlara başvurma gerekliliği hakkındaki yüksek beklentidir  (Seeman,  1959, Akt. Emir, 2012: 57). Kuralsızlık (Normsuzluk) Kuralların etkisini yitirmesi, amaçlara ulaşmak için kural dışı eylemlerin zorunluluğuna inanılmasıdır (Şimşek H, Balay ve Şimşek A., 2012: 55).

            Kelime anlamından çıkarılabileceği gibi, kuralsızlık, bireyin kurumsal hedef ve amaçlara ulaşmaya çalışırken gerek toplumsal gerek kurumsal temel kuralları göz ardı etmesi durumudur. Çalışan hedefe ulaşmada kuralları umursamaz ve kendi yolunu çizmeye çalışır. Bu durum kurum çalışanlarının kabul görmeyen ilk ve ölçütlere göre hareket etmeleriyle kendini gösterir (Seeman, 1959; Dean, 1961; Elma, 2003; Eryılmaz & Burgaz, 2011  Akt.  Polat ve  Yavaş,  2012: 220).

        Hızlı gelişme, kentleşme, ekonomik kalkınma gibi durumlarda değişmenin beklenenin üzerinde gerçekleşmesi sonucu normlar toplumsal ihtiyaçlara cevap veremez. Yeni normların oluşması da zaman alacağından ortada bir boşluk oluşur. Normların zayıflaması sonucunda anomi ortaya çıkmaktadır (Güney,  2009, Akt. Emir, 2012: 58).

1.3.5. Kendine Yabancılaşma

Seeman’a (1959, Akt. Emir, 2012: 60) göre kendine yabancılaşma,  bireyin kendisini mutlu eden, ödüllendirici gerçek doyum sağlayan etkinlikler bulmakta yetersiz kalmasıdır.

Bireylerin eylemlerinin kendi başına bir doyum kaynağı olmaktan çok kendi dışındaki doyumlar için bir araç durumuna gelmesi, şeklinde açıklanmaktadır(Şimşek H, Balay ve Şimşek A., 2012: 55).

Başaran (2000)’a göre, kendine yabancılaşma,  insanın eylemlerinin, kendi geliştirip içselleştirdiği değer,  norm ve gereksinmelerine dayanmaması, davranışların bunlara uymamasıdır. Ona göre bu tür yabancılaşmada insan, içinden gelmeyen ya da içsel güdülenmeye dayanmayan,  sırf yapılmış olmak için yapılan davranışlarda bulunur.( Emir, 2012: 60)

Tolan’a (2005, Akt. Emir, 2012: 60) göre kendine yabancılaşma, bireyin kendi yetenek, potansiyel ve öz güçlerini kendisi dışında, kendine yabancı görmesi olarak da betimlenebilir.

 

  1. ÖRGÜTLERDE VE EĞİTİM ÖRGÜTLERİNDE YABANCILAŞMA

 

            Örgütsel yabancılaşma, özellikle endüstri devrimi sonrasında, üretim ilişkilerinin yeniden şekillenmesi ile birlikte büyüyen, farklılaşarak karmaşıklaşan, sosyal refahın artması, endüstri teknolojisinin giderek gelişmesi ve değişmesinin toplumsal değişimi de tetiklediği günümüzde adından sıkça söz ettiğimiz bir olgudur. (Kanungo, 1982, Akt. Eryılmaz, 2010: 17)

            Yabancılaşma örgütsel anlamda ele alındığında;   örgüt çalışanları arasında genel bir tatminsizlik durumu veya örgüt çalışanı olarak, bireyin duyuşsal,  devinimsel ve bilişsel yeteneklerini etkin kullanamaması,  bireyin potansiyelinin özgün  ürünlere  dönüştürülememesi  sonucunda,  örgüt kültürün çalışan  tarafından  dışsallaştırılması  durumu olarak açıklanabilir  (Başaran,  1998;  Eryılmaz  &  Burgaz,  2011, Akt. Polat ve Yavaş, 2012: 219).

            Başaran (2000, Akt. Yılmaz ve Sarpkaya:321) yabancılaşmayı işgörenin örgüt ile igili tutum bozukluğu görmekte, örgüt için olumsuz bir durum olarak değerlendirmektedir. Örgüte yabancılaşan birey işten soğur, işten kendini çeker. İşine devam etse bile kendini örgütün bir üyesi olarak değerlendirmez. Yabancılaşma işgörenin görevine, içinde yer aldığı gruba olabilir. Fakat en kötüsü kendine yabancılaşmasıdır.

            Günümüzde farklılaşan üretim ilişkileri, hızla değişen maddi ve manevi kültür öğeleriyle birlikte yabancılaşma, örgütler de daha fazla karşılaşılan bir psikososyal bir olgu halini almıştır. Bu düşünceyle hareket edildiğinde her örgüt gibi eğitim kurumları içinde de bir yabancılaşma sürecinden bahsedilebilir. Eğitim örgütlerinin en önemli çalışanları olarak yönetici ve öğretmenleri düşünmek mümkündür.  Ülkemizde eğitim örgütlerinin yöneticilerin yabancılaşması üzerine çalışmalar az olmakla birlikte, öğretmenlerin yabancılaşma durumuna yönelik çalışmalar daha yaygındır (Yılmaz ve Sarpkaya,  2009;  Eryılmaz  ve Burgaz,  2011;  Özbek,  2011;  Erjem,  2004;  Yapıcı  2005, Akt.  Polat ve Yavaş, 2012: 219).

            Eğitim örgütlerinde yabancılaşma ile ilgili araştırma sonuçlarına baktığımızda öğretmenlerin görülme sıklığına göre güçsüzlüğü, sonra yalıtılmışlığı, en son olarak okula yabancılaşmayı yaşadıkları görülmüştür. Okulun bürokratik yapısı ile yabancılaşma arasında anlamlı ilişki bulunmakla beraber, 25 yılın üzerinde kıdemi olan öğretmenlerde yabancılaşmanın daha az görüldüğüne ilişkin araştırma sonuçları dikkat çekicidir. Bu konuda yine dikkat çekici bir nokta da sınıf öğretmenlerinin branş öğretmenlerine göre yaşadığı güçsüzlük ve anlamsızlık düzeylerinin daha düşük olmasıdır( Elma, 2003, Akt. Yılmaz ve Sarpkaya,  2009: 324 ).

2.1. Eğitim örgütlerinde Yabancılaşmanın Nedenleri

 

Eğitim örgütlerinde yabancılaşmanın nedenleri konusunda çeşitli araştırmalar yapılmış olmakla birlikte bu araştırmalarda, eğitimde yabancılaşma olgusunun modern eğitimin temel bir formu olan “okul eğitimi” alanında daha fazla yaşandığını göstermektedir.  Bu araştırmalar okulların bürokratik yapısının,  kalabalık sınıfların,  yoğun müfredatın,  yoğun ders yükünün, yönetsel yapının demokratik olmayışının,  yaşamda karşılığı olmayan bilgilerin öğretilmeye çalışılmasının,  öğretim süreçlerinin dışarıdan belirlenmesinin eğitimde yabancılaşmaya neden olduğunu ortaya koymaktadır  (Erdem,  2005: 397).

Yabancılaşmaya yol açan örgütsel etmenleri Şimşek  vd.  (2006: 576-577) ise,   örgütsel etmenler ve çevresel etmenler olmak üzere iki bölümde incelemektedirler.

Örgütsel etmenler;  yönetim  tarzı, geçmiş  olaylar  ve  deneyimler,  örgüt  büyüklüğü  (yönetim alanı,  yetki  devri, uzmanlık, merkezleşme),  bilgi  akışı, grup özellikleri (grupların toplumsal yapıları, gruplarda rol yapıları, grup normu, grup içi dayanışma, gruplarda önderlik), örgütsel modüler ilişkiler  (örgüt  bağı  vb  nedenlerle  kurulan  yapmacık, geçici  ve  yüzeysel  ilişkiler), üretim  biçimi,  işbölümü,  çalışma  koşulları (gürültü,yüksek  çalışma  temposu  ve  yorgunluk, can sıkıntısı  ve  monoton  çalışma, izole  edilme,  çalışma  saatleri,  katılım  ve  insan  ilişkileri),  inanç  ve  tutumlar  olmak üzere  sıralandırılabilir.

Çevresel etmenler ise;  ekonomik yapı (ekonomik politikalarda etkinsizlik, para piyasasındaki.  İstikrarsızlıklar),  teknolojik yapı, toplumsal ve kültürel yapı  (toplumsal değer,  beklenti ve yaşam tarzlarındaki hızlı gelişmeler,  gelenek,  görenek,  moral,  aile yapısı,  vs),  sanayileşme,  kentleşme ve sosyal çözülme, politik ve hukuki yapı, sendikal örgütlenmeler, kitle iletişim araçları (medyatik kirlenme, basın ve yayın organlarındaki iletiler, vs) olarak incelenebilir.

            Ülkemizdeki eğitim örgütleri bağlamında konuya bakıldığında eğitim sisteminin merkeziyetçi ve bürokratik yapısının çalışanların yetkilerinin, kararlara katılım ve insiyatif kullanma olanaklarının sınırlı olmasına yol açtığı görülmektedir. Eğitimde ders müfredatlarının, ders çizelgelerinin, yönetmeliklerin yapılmasında, yönetici ve öğretmenlerin seçiminde vb. konularda öğretmenler etkilerinin olmadığını düşünmekte aynı durum öğrenciler içinde geçerli olmaktadır. (Yılmaz ve Sarpkaya,  2009: 325 ).

            Öğretmen penceresinde bakıldığında bakanlık tarafından öğretmenlere gereken değerin verilmemesi,  eğitim sisteminde kalitenin düşmesi,  eğitime siyasetin karışması, eğitime gereken önemin verilmemesi,   program içeriklerinin gereksiz ayrıntılarla dolu olması gibi nedenler yabancılaşmayı hızlandırıcı stres kaynakları  olarak  gösterilebilir.

Bunların yanında yöneticilerin yönetim becerilerinin olmaması, ders programlarının adil olmaması, öğrenci sayılarının sınıflarda fazla olması, ödüllendirmelerin adaletsiz olması gibi faktörler de öğretmenler üzerinde stres ve yabancılaşma yaratan faktörler olarak sayılabilir  (Aydın,  2008, Akt. Emir, 2012: 62).

Yabancılaşmanın öğretmen üzerindeki etkileri şu şekilde sıralanabilir (Hoşgörür,1997, Akt. Emir, 2012:62):

  • Öğretmenlerin yaratıcılığını engellemesi.
  • Öğretmenlerin öğrencilerine ve topluma örnek bir model olmasını engellemesi.
  • Öğretmenlerin mesleki yönden kendilerini geliştirmelerini engellemesi.
  • Öğretmenlerin toplumsal kalkınmaya katkısını engellemesi.
  • Öğretmenlerin öğretme- öğrenme sürecindeki etkililiğini engellemesi.
  • Öğretmenlerin öğretim hizmetindeki verimliliğini engellemesi.
  • Öğretmenlerin okul yönetimi ve diğer öğretmenler ile işbirliği içinde çalışmalarını engellemesi.

Öğrenci penceresinden okula, eğitime karşı yabancılaşmaya baktığımızda ise yabancılaşma sebeplerinin bir kısmını Başaran (2000: 180) şu şekilde sıralar:

  • Öğrenciye kötü davranılması,
  • Okul/sınıf yönetiminin yetkeci ve okulun/sınıfın havasının bunaltıcı olması,
  • Öğrencinin herhangi bir gruba dahil olamaması; diğer öğrenciler tarafından dışlanması, aşağılanması, yalnızlığa gömülmesi,
  • Öğrencinin sürekli başarısızlık içinde olması, kendine başarısızlığını yenmede rehberlik edecek kişilerin olmaması,
  • Gelişim geriliği ya da özrü yüzünden öğrencinin savsaklanması,
  • Öğrencinin okulda/sınıfta saldırılma, düş kırıklığı,  engellenme,  zorlanma gibi onu sınıftan kaçırıcı bir yaşantısının olması,
  • Okulun/sınıfın öğrenciye anlamsız gelmesi,
  • Çalışma, hastalık gibi değişik nedenler yüzünden okula devam edememesidir

            Ayrıca okuldaki rekabet ortamı yabancılaşmaya yol açmaktadır. Rekabeti, motive olmuş, hızlı düşünen ve çalışma disiplini olan öğrenciler kazanmaktadır. Diğer taraftan tutunamayan, rekabetten yenik çıkan öğrenciler kendilerini değersiz hissetmekte ve kendilerini soyutlamaktadırlar. Öğretmenlerin yüksek not alanlar için gösterdiği takdir,  başarısız öğrencilerin kendilerini iyiden iyiye bırakmalarına ve umtsuzluk duygusuna kapılıp yabancılaşmalarına sebep olmaktadır  (Sanberk, 2003, S: 43 ).

            Okullarda ve sınıflarda yabancılaşmış öğrencileri çoğu yönetici ve öğretmen fark edememekte ve öğrencilerin uyumsuz,  sıkıntılı ve başarısız olduğunu ifade etmektedirler.  Oysa yabancılaşmış öğrencilerin bazılarının sadece oturup öğretmenlerini izlediklerini ve boşluğa bakar hissi verdiklerini,  diğerlerinin ise derste huzursuzluk çıkarıp dersi böldüklerini ifade etmişlerdir.  Aslında onların gerçekten yabancı olmadıklarını sadece eğitilmek için sistemli bir şekilde yabancılaştırıldıklarını belirtmektedirler. (Ataş ve Ayık, 2012: 107)

            Brown, Higgins ve Paulsen (2003, Akt. Ataş ve Ayık, 2012: 107 )’e göre, okula yabancılaşan öğrenciler;

  • Okulu sıkıcı bir hapishane gibi görürler.
  • Okul sorumluluklarını kendileri için fazla bulurlar.
  • Kendi görüş ve düşüncelerini değersiz bulurlar.
  • Okulun ve ailenin beklentilerini gerçekleştirebilmek için kurallara uymazlar.
  • Okulda aldıkları eğitimin gelecek yaşantısına katkı sağlayacağını düşünmezler.
  • Okulda kendilerini yalnız, kurallardan ve standartlardan kopuk hissederler.

2.2. Yabancılaşmaya Karşı Alınabilecek Önlemler

            Yabancılaşmanın önlenmesi, çözümlenmesi veya işlevsel hale getirilmesinde kullanılabilecek başlıca yöntemler aşağıdaki biçimde önerilmektedir.

  1. Örgütte yabancılaşmanın erken fark edilebilmesi için yöneticiler bilgilendirilmeli veya buna ilişkin birimler oluşturulmalıdır. Yönetici veya bu amaçla kurulmuş birimler örgüt içi yabancılaşma düzeyini nedenleriyle birlikte sürekli bir biçimde analiz etmeli, analiz sonuçlarına göre çeşitli önlemler ve politikalar geliştirebilmelidir.
  2. Örgütte stres ve çatışmanın yönetilmesi ve kontrolü konusunda alt birimler oluşturulmalı, bu birimlerin etkin bir biçimde çalışması için gerekli önlemler alınmalıdır.
  3. Örgütte demokratik bir ortam oluşturulmalı, işgörenlerin yönetime katılmalarına, insiyatif kullanmalarına olanak sağlanmalıdır. İşgörenlerin örgüte aidiyet duygusu arttırılmalı, örgütü içselleştirmeleri konusunda çeşitli sosyal, sportif vb. etkinlikler düzenlenmelidir.
  4. Yöneticiler örgütte çalışanların moral düzeyini arttırma konusunda çalışmalar yapmalıdır.
  5. Çalışma ortamının kalitesi arttırılmalıdır.
  6. Geçmişte yaşanmış olayların olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için çalışmalar yapılmalıdır.
  7. Kişilerin inançlarını korumayı ve toplumda inanç kaynaklı oluşabilecek çatışmaları engellemeyi temel alan çalışmalar yapılmalıdır.

 

SONUÇ

            Yabancılaşma kavramı tarihsel süreçte Hegel, Feurbach, Marx, Weber, Froom, Millis, Seeman gibi birçok düşünür tarafından ele alınmış bir konudur. Farklı sınıflamaları bulunmakla birlikte Seeman’ın yaptığı gibi güçsüzlük, anlamsızlık, kuralsızlık, yalıtılmışlık ve kendine yabancılaşma olarak sınıflandırılabilir.

            Özellikle endüstri devrimi ile birlikte ortaya çıkan kapitalist sistemin bir sonucu olarak üretim ilişkilerinin değişmesi, toplumsal yapının üretim ve kâr kavramları çerçevesinde yeniden kodlanması, teknolojinin yaşamımızdaki rolünün artması, bürokrasinin büyük örgütler için en iyi yönetim biçimi olarak görülmesi ile birlikte, bürokrasinin Weber’in ifade ettiği biçimde tam olarak uygulanamaması vb. nedenler, bürokratik bir yönetim özelliği gösteren eğitim örgütlerinde, işgörenlerin yabancılaşmasını hızlandırıcı bir etki yaratmaktadır.

Yabancılaşmanın ne tür sonuçlar doğurduğu sorusu, aslında yabancılaşmanın içinde yanıtını barındırmaktadır. Yabancılaşma; güçsüzlük, anlamsızlık, toplumdan uzaklaşma ve kendine yabancılaşma türleri ile başlı başına bir sonuçtur. (Yılmaz ve Sarpkaya, 2009)

KAYNAKÇA

 

ATAŞ, Ö. ve AYIK, A, (2013) Öğretmen Adaylarında Okula Yabancılaşma, Turkish Studies,

             Sayı:8/8: İzmir.

DURCAN, N. M. (2007)Yabancılaşmanın İnsan Kaynakları Yönetimi Açısından İncelenmesi,

              Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü: İzmir

ELMA, C. (2003). İlköğretim Okul Öğretmenlerinin İşe Yabancılaşması  (Ankara İli

          Örneği).  Yayımlanmamış Doktora Tezi,  Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri

           Enstitüsü, Ankara.

EMİR, S. (2012) Ortaöğretim Öğretmenlerinin Yabancılaşma Düzeyleri, Yüksek Lisans

          Tezi, Adnan Menderes Üniversitesi. Aydın

ERYILMAZ, A. (2010) Lise Öğretmenlerinin Örgütsel Yabancılaşma Düzeyi, Yüksek Lisans

           Tezi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü: Ankara

ERJEM,  Y.  (2005) “Eğitimde  Yabancılaşma  Olgusu  ve  Öğretmen:  Lise Öğretmenleri               

  Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma”, Cilt:3, Sayı:4,  Gazi Üniversitesi Eğitim

   Bilimleri Dergisi: Ankara

GÜRCÜ, Ö.D. (2012) Algılanan Örgütsel Adaletin  Örgütsel Yabancılaşmaya Etkisi Üzerine       Yalova İli Kamu ve Özel Kuruluşlarında  Karşılaştırmalı Bir Araştırma, Yüksek Lisans  Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü: İstanbul

MERCAN, M. (2006), Öğretmenlerde Örgütsel Bağlılık Örgütsel Yabancılaşma ve  Örgütsel     Vatandaşlık, Yüksek lisans tezi, Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü : Afyonkarahisar

PARSIL A. M. (2007) Sınıf Örgütünde Yabancılaşma, Yüksek Lisans Tezi

                 Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü: Sivas

POLAT, M, YAVAŞ, T, (2012) Yabancılaşma, Kurumsal Değerler ve Duygu Yönetimi,

                 Eğitim ve Öğretim Araştırmaları Dergisi, Cilt:1 Sayı:2 : Ankara

ŞİMŞEK,  H,  BALAY, R ve  ŞİMŞEK A. S. (2012)  İlköğretim Sınıf Öğretmenlerinde Mesleki Yabancılaşma, Eğitim Bilim Araştırma Dergisi, Cilt: 2 Sayı: 1 :

 

TOLAN, B. (1983) Toplumbilimlerine Giriş (Toplumbilim), Savaş Yayınları: Ankara

        (1993) Sosyoloji,  Adım Yayıncılık: Ankara

YILMAZ, S. ve SARPKAYA, P. , (2009) Eğitim örgütlerinde Yabancılaşma ve Yönetimi

          Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi Cilt: 6 Sayı:2 Sakarya

Add Comment