ABD’de ve Türkiye’de Denetimin Tarihsel gelişimi ve Bazı Avrupa Birliği Ülkelerinde Eğitim Denetimi

ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ EĞİTİM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI

EĞİTİM YÖNETİMİ, TEFTİŞİ, PLANLAMASI VE EKONOMİSİ

 Adsız

 

ABD’DE ve TÜRKİYEDE DENETİMİN TARİHSEL GELİŞİMİ

ve

BAZI AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE EĞİTİM DENETİMİ

 

 Hazırlayanlar

Fatih OKUYAN | C. Bilge KAPÇAK

 

 

Yrd.Doç.Dr. Bertan AKYOL

 

 

AYDIN

MART  2015


 

İçindekiler

GİRİŞ. 1

  1. Denetimin Kavramı ve Tarihçesi 1
  2. Denetimin İşlevsel Sınıflandırması 2

2.1.       İç Denetim.. 2

2.2.       Dış Denetim.. 3

  1. Denetimin Örgütsel Açıdan Önemi 6
  2. Türkiye’de Denetimin Gelişimi 7

4.1. Cumhuriyet Öncesi Denetim.. 7

4.2. Cumhuriyet Dönemi Denetim.. 8

4.2.1.İlk-Ortaöğretimde Denetim.. 10

4.2.2.Yüksek Öğretimde Denetim.. 12

  1. A.B.D.’de Eğitimin Yapısı 14
  2. ABD’de Eğitim Fakültelerine Öğrenci Seçim İşlemi 14
  3. ABD’de Denetimin Gelişimi 15
  4.  Bazı Avrupa Birliği Ülkelerinde Eğitim Denetimi 19

8.1.       Avusturya. 19

8.2.       İngiltere ve Galler. 20

8.3.       Almanya. 20

8.4.       Finlandiya. 21

8.5.       Fransa. 21

8.6.       İspanya. 22

SONUÇ. 24


GİRİŞ

 

Eğitimde denetim hemen hemen her ülkede farklılıklar göstermektedir. Bu farklılıklar şüphesizdir ki ülke nüfusuna, kültürüne, eğitime bakış açısına ve gelişmişlik düzeyine göre değişmektedir.  Dolayısıyla bu unsurlar dikkate alındığında eğitimde denetim kavramının da ülkeden ülkeye farklılık göstermesi gayet doğal bir durumdur. Eğitimde denetim kavramının  daha iyi anlaşılabilmesi için ülkede yetişen öğretmen potansiyeline ve onların nasıl seçildiklerine bakmak gerekir. Dolayısyla birinci bölümümüzde, ABD’de denetim konusunu ele almadan önce, ülkedeki eğitimin genel yapısına ve  eğitim fakültelerine öğrenci seçim işleminin nasıl yapıldığına kısaca değinilecektir. Zira, eğitimde denetlenenin kim olduğunun bilinmesi, denetimin daha sağlıklı bir şekilde yapılmasını sağlamaktadır.

İkinci bölümümüzde ise; Türk eğitim sisteminde denetimin tarihsel gelişim süreci genel  olarak Cumhuriyet Öncesi Dönem ve Cumhuriyet Dönemi olarak iki dönemde inceleyeceğiz.İlgili alanyazının tarandığı çalışmada, eğitim denetiminin tarihçesi mevcut ulaşılabilen kaynaklardan derlenmiş ve bir düzen içerisinde denetim hizmetlerinin bilinen ilk başlangıcından günümüze kadar incelenmiştir. Yıllara göre teftişle ilgili, yapılan değişikler ve çıkarılan yasa ve yönetmelikler; ortaya çıkan  aksaklıklar dolayısıyla vazgeçilen uygulamalar ve yapılan bilimsel çalışmalar belirtilmiştir.

  1. Denetimin Kavramı ve Tarihçesi

Genel olarak denetim, bir kurum veya kuruluşun, işleyişi ve çıktılarının önceden belirlenmiş standartlara uygunluk derecesinin araştırma, gözlemleme, sorgulama gibi yöntemlerle tespit edilmesi ve elde edilen bulguların objektif ve sistematik bir biçimde değerlendirilerek ilgili taraf veya taraflara iletilmesi süreci olarak tanımlanabilir. (Köse, 2007). Ayrıca  (Apan, 2011)’ın tanımına göre; “Denetim, kamu kurum ve kuruluşlarının eylem ve işlemlerinde sistemi (vatandaşı) keyfiliğe karşı koruyan en temel araçlardandır.”  Benzer şekilde eğitime uyarlarsak Zepeda da denetimi “öğretmenlerin mesleki olgunluğa gidişlerindeki büyük yap-bozun önemli bir parçası” olarak değerlendirmektedir.(Beycioğlu ve Dönmez, 2009:76)

Denetimin temel amacı, var olanı ortaya koyup olması gerekenle karşılaştırmaktır. Bu niteliğiyle denetim, standartlara uygunluk arayışı olarak tanımlanabilir. Klasik yaklaşımlarda denetimin birincil işlevi, hata ve yolsuzlukların önlenmesi olarak değerlendirilir. Farklı bir yaklaşıma göre ise denetim bir meslek olmaktan çok, kalkınmanın, çağdaşlaşmanın, toplumsal refaha ulaşmanın vazgeçilmez bir halkası, ülkeyi geliştiren girişimlerin itici gücü, bir yerde kalkındıran unsurların birbiriyle pekişmesi ve kaynaşması için gerekli harçtır.(Köse, 2007)

Denetim kavramının, Batı dillerindeki karşılığı (audit) kökenini oluşturan Latince “audire” kelimesi; işitmek, dikkatlice dinlemek anlamına gelmektedir. Meslek unvanı olarak “auditor” unvanı, 1289 yılında ilk defa İngiltere’de kullanılmıştır. Profesyonel denetçiliğin ilk örgütü ise 1581 yılında Venedik’te kurulmuştur. Sanayi devriminin ortaya çıkması ile birlikte, Arupa’da muhasebe kayıtlarının incelenmesi ve belgelendirme dahil günümüz denetimi ile benzer özellikler taşıyan bir denetim yapısı oluşturulmaya başlanmıştır. Avrupalılar bu uygulamaları Kuzey Amerika’ya taşımıştır.1850’li yıllarda “İskoçya Fermanlı Muhasebeciler Enstitüsü” tarafından modern muhasebe denetimi yazılı hale getirilmiştir. İngiltere’den Amerika’ya göç eden muhasebeciler, 1886 yılında, New York’ta “Diplomalı Kamu Muhasipleri Kanunu”nun çıkarılmasını sağlamışlardır.(.icdenetimmerkezi)

Yirminci yüzyılın ilk yarısından itibaren geniş ve karmaşık yapıdaki şirketlerin ortaya çıkması ile denetim fonksiyonunun gelişimi hızlanmıştır. Bunun sonucunda denetim uluslararası nitelikte örgütlenmelere ihtiyaç duymaya başlamıştır. Modern anlamda denetim faaliyetlerinin önem kazanması, 1941 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde Uluslararası İç Denetim Enstitüsü’ nün (IIA) kurulmasıyla başlamıştır. (icdenetimmerkezi)

  1. Denetimin İşlevsel Sınıflandırması

Denetimin örgütsel yapısı ya da bir başka deyişle denetimi yapan profesyonel denetim kuruluşlarının nitelikleri ve bunların gerek adına denetim yaptıkları, gerekse de denetledikleri kurum ve kuruluşlarla ilişkileri göz önünde bulundurulduğunda, denetimi iç denetim, dış denetim ve yüksek denetim olmak üzere üçlü bir işlevsel ayrıma tabi tutmak mümkündür. Çünkü günümüzde denetim dendiğinde akla gelen, profesyonel denetim örgütleri aracılığıyla gerçekleştirilen bağımsız, tarafsız ve objektif bir değerlendirme anlaşılmaktadır. (Köse, 2007)

  • İç Denetim

İç denetim, bir kurumun iç yapısı içinde yer alan, ancak belirli bir bağımsızlık düzeyine sahip kişi ya da birimlerce gerçekleştirilen denetimlerdir. Bağımsızlık, iç denetim için kilit bir kavram olup, aksi halde kurumun kendi bünyesinde yer alan ve kurumun en üst yöneticisine bağlı olarak faaliyet gösteren kişilerin gerçekleştirecekleri denetimin gerçek anlamda bir denetim olması beklenemez. (Köse, 2007)

Ülkemizde örgütsel düzeydeki iç denetim, yakın zamana kadar daha çok teftiş kurulları aracılığıyla yürütülmüştür. Yeni yeni kurulan iç denetim birimleri ise, kamu kurumlarındaki iç denetim ihtiyacını yeni bir yaklaşımla ele almak üzere örgütlenmelerini sürdürmektedir. Görece daha bağımsız ve mesleki ve teknik donanıma sahip kılınacak olan bu birimler, içerisinde yer aldıkları örgütlerin yapı ve işleyişleri konusunda daha sağlıklı bir güvence oluşturacaklardır. (Köse, 2007)

 İç denetimin amacı, bağlı bulunduğu kuruluşun amacına en verimli bir şekilde, zamanında ve geçerli hukuk düzenine uygun, rasyonel olarak ulaşıp ulaşmadığını, amaca ulaşmada metotların, yapılan eylem ve işlemlerin uygunluğunu, bunların optimum verimlilik, etkinlik ve ekonomi ile hizmet kalitesini sağlayıp sağlamadıklarını araştırmak ve kontrol etmek, sapmalar varsa meydana çıkarmak; genel düzeltme çarelerini tavsiye etmek; eğitim, haberleşme, merkez ve taşra arasında köprü kurma, merkezdeki planlama ve düzenleme çalışmalarına katılma gibi hizmetlerin en uygun tarzda yürümesine yardımcı olmaktır. (Köse, 2007)

 İç denetimden farklı bir kavram olan ancak çoğunlukla iç denetimle karıştırılan iç kontrol ise, yolsuzluk ve usulsüzlükleri saptamaya ve önlemeye yönelik sistem ve düzenlemeler olarak tanımlanabilir. Kuşkusuz önceden önlem almak, sonradan sorun gidermeye çalışmaktan daha etkili ve ekonomik bir yöntemdir. Önceden önlem almaya yönelik işlemler, kurulacak mekanizmalar ve iş akım süreçleri gibi sistematik düzenlemeler, iç kontrolün sağlanmasında yaşamsal önem taşırlar. Özel işletmeler açısından iç kontrolü, işletmenin varlıklarının korunması, muhasebe verilerinin doğruluk ve düzenliliğinin sağlanması, firma faaliyetlerinde etkinliğin artırılması amacına yönelik yöntem ve önlemler  Kamu Yönetiminde Denetim Olgusu şeklinde tanımlamak mümkündür. Bu anlamda iç kontrol, hem mali hem de idari kontrolleri içerir. İdari kontrol, faaliyetlerin etkinliğini ve yönetim politikalarının uygunluğunu belirleyen organizasyon planı, yöntem ve süreçlere ilişkindir. Mali kontrol ise, varlıkların korunmasına ve muhasebe kayıtlarının güvenilirliğinin sağlanmasına ilişkin yöntem ve prosedürlerle organizasyon planını içerir. Genellikle kayıt tutma ve raporlama görevlerinin, faaliyet ve görevlerden ayrılmasını ve bu görevlere ilişkin yetki ve sorumlulukların belirlenmesini gerektirir. (Köse, 2007)

  • Dış Denetim

Örgütsel bir yapının, kendisinin dışında yer alan ve kendisinden bağımsız denetim elemanlarınca yapılan denetimini ifade eder. Genellikle özel sektörde söz konusu olan bu tür denetimlerde, örgütün iç kontrol ve iç denetim sistemleri, mali yapıları ve buna ilişkin dönem sonu tabloları, yönetimin verimliliği ve etkinliği değerlendirilir ve sonuçları raporlanarak tüm ilgili taraflara sunulur. Gerek kamusal alanda, gerekse özel kesimde dış denetimin en önemli özelliği, bağımsızlıktır. “Bağımsızlık” sözcüğü geniş anlamda yasalarda, muhasebe ve denetim literatüründe denetlenen kuruma karşı tarafsız olma durumu olarak tanımlanır. Bu durum aynı zamanda “objektiflik” olarak da nitelendirilebilir. (Köse, 2007)

 Dış denetime duyulan gereksinimin temelinde de, iç denetimin bağımsız olmaması ve çeşitli baskılar nedeniyle tarafsızlığını ve güvenirliğini yitirebilmesi yatmaktadır. Özel kesim açısından dayanağı olmayan iyimserlik duygusu, işlemler hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olmama, zararlar ve diğer uyarıcı işaretler nedeniyle bankalardan gelen baskılar, yetersiz iç denetim veya işletmenin güçlü bir yönetici tarafından yönetilmesi gibi hususlar, yıllık finansal tablolarla ortaya konulan finansal durum ve sonuçların çarpıtılmasına neden olabilir.19 Denetçi eğer gerçekten bağımsızsa, bu tür baskılardan etkilenmesi söz konusu olamaz. Dünyadaki mesleki etik anlayışları ve denetim ilke ve standartları da, denetçinin tamamen objektif davranmasını sağlayacak bir bağımsızlık düzeyine sahip olmasını gerektirmektedir. (Köse, 2007)

Yine dış denetimin önemli bir özelliği, gizlilik hakkına saygıdır. Dış denetçi, etkin bir denetim yapabilmek için denetlediği kurumun bütün bilgilerine sahip olmak ister. Bu gereksinimin denetlenenler tarafından anlaşılmasında güçlük çekilir. Yöneticiler, kurum veya işletme politikaları, bütçeleri, pazarlama stratejileri, sermaye ve yatırım planları, finansman gereksinimleri, gelecekten beklentileri gibi konulardaki bilgi ve görüşlerini denetçiye aktarmaktan kaçınma yoluna giderler. Ancak denetçiye meşru olarak istediği bilgilerin verilmemesi, denetçinin görevinin engellenmesi anlamına gelir. Kuşkusuz denetçi de, sahip olacağı gizli bilgilerin kendisinin elinde güven içinde olduğuna dair denetlenen kuruma yeterli güvenceyi vermek zorundadır. (Köse, 2007)

Bağımsız denetçide bulunması gereken tarafsızlık, bağımsızlık ve gizlilik hakkına saygı dışında, denetçinin yeterli teknik donanıma sahip olması ve kişisel nitelikleri açısından da dürüst ve güvenilir, insan ilişkilerinde yetenekli olması gerekmektedir. Dış denetim, genellikle özel kesimde söz konusu olup, işletmenin dışında profesyonel kişi veya ekipler tarafından ücret karşılığı yapılır ve işletmenin finansal tablolarının ve faaliyetlerinin ilgili yasal düzenlemelere ve genel kabul görmüş muhasebe standartlarına uygunluk açısından incelenip sonuçların bir değerlendirme raporuyla ilgililere iletilmesini içerir. Son yıllardaki gelişmelerle bu raporlar sınırlı şekilde de olsa devlet tarafından da vergi incelemeleri açısından geçerli addedilmektedir. (Köse, 2007)

Dünyada genel olarak Kıta Avrupası (Dış Denetim, Dışsal Denetim) ve Anglo-Sakson (İç Denetim, İçsel Denetim) olmak üzere iki denetim sistemi bulunmaktadır.

 Adsız
  1. Denetimin Örgütsel Açıdan Önemi

En genel anlamıyla denetleme ya da teftiş kamu kurum ve kuruluşların yararına insan

davranışını kontrol etme süreci olarak tanımlanmaktadır (Taymaz, 1997: 2). Denetim ve teftiş sözcükleri arasında, ikincisinin Arapça olması dışında bir farklılık yoktur, her ikisi de düzeltme-geliştirme amaçlı etkinlikler bütününü anlatır (Başar, 2000: 8).

Her örgüt, belirlenen amaçları gerçekleştirmek, belli bir ihtiyacı veya ihtiyaçları karşılamak için kurulur. Bu amaçlar veya ihtiyaçlar onun varlığının nedenidir. Örgütlerin varlıklarını sürdürebilmeleri, amaçlarına ulaşma derecelerine etkili ve verimli olarak çalışabilmelerine, sürekli değişen çevre şartlarına uyum sağlayacak yapıları kurmalarına bağlıdır. (Özcan,  2011:22).

 

             Eğitim kurumlarının örgütsel bir nitelik kazanması sonucu, bu kurumlarda çeşitli nitelik ve nicelik de personelin istihdamı, araç-gereç ve binaların sağlanması ve inşaası gerekmeye başlamıştır. Bunun sonucu eğitim kurumlarının yönetimi ve denetimi ortaya çıkarak, teftiş ve denetim konusu önemli bir süreç haline gelmeye başlamıştır.(Buluç, 2008: 27).

            Eğitimin ayrılmaz bir boyutu olan denetimin amacı, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik yapılan eylemlerinin saptanan ilke ve kurallara uygun olup olmadığının anlaşılmasını sağlamak ve daha iyi bir sonuç almak üzere gerekli önlemleri almak ve eğitimi geliştirmektir. Bu amaçla örgütsel işleyiş sürekli olarak planlı ve programlı bir şekilde izlenir, eksik yönler saptanıp düzeltilerek, hataların yinelenmesi önlenir ve daha sağlıklı bir örgütsel işleyiş gerçekleştirilmeye çalışılır (Aydın, 2000: 11).

            Eğitim denetimi, öğretmenlerin mesleki gelişiminin teşvik edilmesi, eğitimin amaçlarının yeniden belirlenmesi ve düzenlenmesi, öğretim araç ve yöntemlerinin geliştirilmesinin teşvik edilmesi ve eğitimin değerlendirilmesinin geliştirilmesi gibi eylemleri içerir ve öğrenmeyi kolaylaştıracak, örgütün amaçlarına ulaşacak şekilde öğretmenin davranışını doğrudan etkileyen ve örgüt tarafından resmi olarak belirlenen davranışlar olarak değerlendirilebilir (Gökçe, 1994: 74).      

 

  1. Türkiye’de Denetimin Gelişimi

 

            Her kurumun amacına ulaşabilmesi için sahip olduğu ve yararlanabileceği kaynakları iyi bir şekilde kullanması gerekir. Örgütün amaçlarına ulaşma derecesi bir bakıma kaynakları kullanabilme derecesine bağlıdır. Bu nedenle kurum çalışmalarının sürekli olarak gözetim ve denetim altında tutulması, kaynakların kullanılma durumunun belirlenmesi zorunludur. Örgütler kendi içyapılarında bu görevi yerine getirebilecek organlar oluşturmuşlardır.

            Bütün diğer örgütlerde olduğu gibi Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) da bu görevi Teftiş Kurulu Başkanlığı ve görevli müfettişlere vermiştir. Tarihsel süreç içerisinde müfettişlerin bu görevleri değişiklik göstermiştir.

  4.1. Cumhuriyet Öncesi Denetim

            Teftiş kavramı, Rüştiye Mekteplerinin açılmasına bağlı olarak 1838 yılında çıkarılan bir layihada, “Bu okullarda öğretmenlerin mesleki yeteneklerini tespit etmek, öğretimi geliştirmek ve öğrencilerin daha iyi yetişmelerini sağlamak üzere görevlendirilecek memurlar tarafından teftiş edilmeleri …” şeklinde yer almış, 1847 yılında yayımlanan bir yönetmelikle, “Mektepleri teftiş etmek, hocalara yol göstermek üzere muin adı verilen elemanlar …” görevlendirilmiştir. Bu dönemde teftiş ilk kez öğretmene yardım olarak düşünülmüş ve müfettişe de yardım eden, rehber anlamına gelen “Muin” unvanı verilmiştir.

            1862 yılında Rüşdiye ve Sibyan okullarını teftiş etmek üzere görevlendirilen memurlara ilk defa müfettiş denilmiştir. Teftişin bir yönetim süreci olduğu gerçeğine, 1869 yılında hazırlanan, Maarif-i Umumiye Nizamnamesinde rastlanılmaktadır. 1875 yılında hazırlanan bir nizamname ile rehberlik ön plana çıkarılmış, kurumlarda teftiş defteri bulundurulması, tespit, gözlem ve önerilerin buraya yazılarak saklanması öngörülmüştür.

            1876 da Meclis-i Maarif tarafından yayımlanan bir talimat eğitim tarihimizde teftiş ile ilgili bilinen en eski belgelerdendir. 1879 yılında kabul edilen Rumeli Şarkî Vilayetinin Tedrisi Hakkında Kanunda, Kaza Mektepleri Müfettişlerinin görevleri adı altında sıralanan etkinlikler, bugünkü yönetmelikle büyük bir örtüşme içindedir. 1911 yılında yürürlüğe giren Maarif-î Umumiye Nezareti Merkez Teşkilatı Hakkındaki Nizamname ile merkez hizmetleri idare ve teftiş olmak üzere ikiye ayrılmış, müfettişlerin orta ve yüksek okul öğretmenleri arasından seçilmesi esası getirilmiştir.

            1912 yılında hazırlanan yeni bir tüzükte müfettiş-i umumilik ibaresi yer almış, bunların, “…ülkede bulunan kız ve erkek okulları ile Bakanlığa bağlı diğer kuruluşların öğretim, yönetim işlerini ve onların her birine ait kanun, tüzük, yönetmelik ve karar hükümlerinin tamamıyla uygulanıp uygulanmadığını sürekli olarak teftiş ve bu husustaki izlenimlerini, edinecekleri bilgileri, düşünceleri ile birlikte Bakanlığa bildirmek, sonuçları alıncaya kadar kovuşturmak görevi ile yükümlü …” oldukları ifade edilmiştir. Bu tüzüğe göre çıkarılan yönetmelik münhasıran, Millî Eğitim Bakanlığı genel teftişine yönelik ilk yönetmeliktir. 1914 yılında yapılan ek bir düzenleme ile de ortaöğretim ve Bakanlığa bağlı diğer kurumların teftişinde gözetilecek esaslar belirlenmiştir. Müfettişliğin ciddi bir teftiş müessesesi haline getirilmesi vilayetlerde, müstakil sancaklarda, il ve ilçelerde teşkilatlandırılması 1914 yılında yayımlanan “Maarif Müfettişlerinin Vazifelerine Dair Talimatname“ ile olmuştur.

 4.2. Cumhuriyet Dönemi Denetim

            Cumhuriyetle birlikte; 1923 yılında Maarif Müfettişleri Talimatnamesi yayımlanmış ve burada müfettişlik müessesesinin, kuruluş, görev ve yetkileri ile teftişin esasları açıklanmış, bir müdür ve on (10) müfettişten oluşan Teftiş Heyeti ibaresi ilk defa kullanılmıştır. 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-î Tedrisat Kanunu ile tüm okul ve medreselerin Maarif Vekaletine bağlanması üzerine konu yeniden gündeme getirilmiş ve 1925 yılında hazırlanan Maarif Müfettişlerinin Hukuk, Salahiyet ve Vazifelerine Dair Talimat ile Maarif Vekili adına tüm eğitim kuruluşlarını kanun, tüzük ve yönetmeliklere uygun olarak denetlemek üzere görevli müfettiş-î umumilerin yanına muavinlerinin atanması hükme bağlanmıştır.

            1926 yılında 789 sayılı Maarif Teşkilat Kanununun yürürlüğe girmesiyle, müfettişlerin hak, yetki ve görevlerine ilişkin bir yönetmelik hazırlanmış, burada Müfettiş-î Umumi yerine Vekalet Müfettişi unvanı kullanılmış, muavinlik kaldırılmıştır. Bu arada merkez ve mıntıka müfettişleri diye ikiye ayrılan vekâlet müfettişleri 1931 yılında tekrar birleştirilmiştir. 1933 yılında 2287 sayılı Kanun ile Millî Eğitim Bakanlığı örgütü genişletilmiş, bu Kanunun 10’uncu maddesinde Teftiş Kurulunun oluşturulması ve görevleri yeniden düzenlenmiştir. Zaman içinde, Millî Eğitim Bakanlığının kuruluş kanununda çeşitli tarihlerde değişiklikler yapılmışsa da teftişin yapısı genel hatları ile korunmuştur.

            3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun’un 4. ve 26. maddelerinde yer alan hükümler gereğince, Teftiş Kurulu, Millî Eğitim Bakanlığının merkez teşkilatı içinde “denetim birimi” olarak yerini almış, Kanun’un 27. Maddesinde de Teftiş Kurulu Başkanlığının görevleri ayrıntılı olarak belirtilmiştir, Bakanlık teşkilatı ile Bakanlık kuruluşlarının her türlü faaliyet ve işlemleriyle ilgili olarak teftiş, inceleme ve soruşturma işlerini yürütmek” işlevi de yüklenmiştir.

            Anayasasının 115. maddesindeki; “Bakanlar kurulu, kanunun uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak üzere ve Danıştay’ın incelemesinden geçirilmek şartıyla tüzükler çıkarabilir.” hükmü doğrultusunda, 3797 sayılı Kanunun 27’nci maddesinin son paragrafında; “Teftiş Kurulunun ve müfettişlerin görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usulleri tüzükle düzenlenir” denilerek Anayasa’nın yukarıdaki hükmü işletilmiş ve bu yasal prosedür bağlamında 1993 yılında Millî Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Tüzüğü ve Yönetmeliği yürürlüğe konulmuştur.

            14.9.2011 tarihinde yayımlanan 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bakanlığın teşkilat yapısı yeniden düzenlenmiş, Teftiş Kurulu Başkanlığı kaldırılarak yerine Rehberlik ve Denetim Başkanlığı Kurulmuş, böylece Bakanlığın hizmet birimleri arasında yerini almıştır. Kanun Hükmünde Kararnamenin 17. maddesinde Rehberlik ve Denetim Başkanlığının görevleri ayrıntılı olarak belirtilmiş, bu görevler arasında “Bakanlık teşkilatı ile Bakanlığın denetimi altındaki her türlü kuruluşun faaliyet ve işlemlerine ilişkin olarak, usulsüzlükleri önleyici, eğitici ve rehberlik yaklaşımını ön plana çıkaran bir anlayışla, Bakanlığın görev ve yetkileri çerçevesinde denetim, inceleme ve soruşturmalar ile Bakanlık teşkilatı ile personelinin idarî, malî ve hukukî işlemleri hakkında denetim, inceleme ve soruşturma yapma” işlevi de yer almış, bu arada müfettiş unvanı kaldırılarak Millî Eğitim Denetçisi unvanı verilmiştir.

            14.03.2014 tarihli 6528 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yapılan değişiklikler sonucunda Millî Eğitim Denetçiliği ve İl Eğitim Denetmenliği unvanları Maarif Müfettişi unvanıyla birleştirilmiş ve Rehberlik ve Denetim Başkanlığında görev yapan Millî Eğitim Denetçileri İl Millî Eğitim Müdürlükleri bünyesinde oluşturulan Maarif Müfettişleri Başkanlıklarına atanmıştır. 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Rehberlik ve Denetim Başkanlığına verilen görevlerin yerine getirilmesi amacıyla Başkanlıkta Maarif Müfettişleri görevlendirilmesi yapılmıştır.

            Şu anda güncel olarak Türkiye’de denetmenlerin göreve alınması, görev ve yetkileri 24.05.2014 tarihli 29009 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Denetim Başkanlığı ile Maarif Müfettişleri Başkanlıkları Yönetmeliğine göre düzenlenmiştir. Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, 3/10/1993 tarihli ve 21717 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Yönetmeliği ile 24/6/2011 tarihli ve 27974 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Müfettişleri Başkanlıkları Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.

 24.05.2014 tarihli 29009 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Denetim Başkanlığı ile Maarif Müfettişleri Başkanlıkları Yönetmeliğine göre;

             Denetmenlerin göreve alınması; Yarışma sınavı, yazılı ve sözlü sınavdan oluşur. Yarışma sınavına, öğretmenlikte sekiz yıl ve daha fazla hizmeti bulunanlar doğrudan katılabilir. Yazılı sınava katılacaklarda, 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde sayılan genel şartlara ek olarak;

  1. a) En az dört yıllık lisans eğitimi veren eğitim, fen-edebiyat, hukuk, siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, iktisat, işletme, ilahiyat fakülteleri veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt içindeki veya yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak,
  2. b) Yarışma sınavının yapıldığı yılın Ocak ayının birinci günü itibarıyla otuz beş yaşını doldurmamış olmak,
  3. c) Öğretmenlikte sekiz yıl ve daha fazla hizmeti bulunanlar hariç olmak üzere, son başvuru tarihi itibarıyla geçerlik süresi dolmamış Kamu Personeli Seçme Sınavından, yarışma sınavı duyurusunda belirtilen puan türlerine göre asgarî puanı almış olmak,

ç) Öğretmenlikte sekiz yıl hizmeti bulunanlar bakımından halen Bakanlık kadrolarında görev yapıyor olmak şartları aranır.

            Yazılı sınavda alanları itibarıyla en yüksek puan alan adaylardan başlamak üzere, ilân edilen kadro sayısının dört katı aday sözlü sınava girmeye hak kazanır.  Son adayla aynı puana sahip olan adaylar da sözlü sınava çağrılır. Bu sınavda sınav komisyon üyelerinin 100 tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalaması sonucunda 70 ve daha fazla puan alanlar başarılı sayılır ve müfettiş yardımcılığı kadrosuna atanır. Müfettiş yardımcılarının fiilen üç yıllık yetiştirme döneminin tamamlandığı tarihten itibaren en geç altı ay içinde Sınav Komisyonu tarafından belirlenen tarihte yeterlilik sınavı yapılır ve sınavdan 100 puan üzerinden 70 ve daha fazla puan alanlar başarılı sayılarak müfettiş ünvanı alarak atanırlar.

4.2.1.İlk-Ortaöğretimde Denetim

            1927 yılında yayımlanan “İlk Tedrisat Müfettişleri Talimatnamesi” ile her ilçede en az bir ilköğretim müfettişinin bulunacağı hükmü getirilerek, ilköğretim müfettişleri için “İlk Tedrisat Müfettişleri Rehberi” çıkarılmıştır (Sağlamer 1985; 14; Akt. Söbü, 2005; 16). 1927 yılında yürürlüğe giren bu “İlköğretim Müfettişleri Yönetmeliği” denetim, öğretim ve yol gösterme, soruşturma, görevlerin yerine getiriliş biçimi ve sonuçları ile diğer konularla ilgili hükümler yer almıştır (Sarıyar, 1997; 14). Ayrıca uzun yıllar bu yönetmelikteki ölçütlere göre ilköğretim müfettişleri alım ve ataması yapılmıştır. Müfettişler bu yönetmelikteki esaslara göre görev yapmışlardır (Memişoğlu, 2001; 59).

            1929 yılında ilköğretim müfettişleri için uygulama sırasında karşılaşılan güçlükleri ortadan kaldırmak, ortak bir uygulama şekli tespit etmek ve teftişin daha etkin ve verimli olmasını sağlamak amacıyla “İlk Tedrisat Müfettişleri Rehberi” isminde bir kitapçık hazırlanmıştır (Memişoğlu, 2001; 59).

            1938 yılında 3407 sayılı “İlk Tedrisat Müfettişlerinin Muvazene-i Umumiye İçine Alınmasına Dair Kanun” la ilköğretim müfettişleri genel bütçe içine alınmış ve müfettişler arasındaki öğrenim süresi bakımından ortaya çıkan farklılığın ortadan kaldırılması için müfettişlere “Gazi Terbiye Enstitüsü” ve yabancı ülkelerdeki benzer okullardan mezun olma şartı getirilmiştir (Başar, 2000;118; Taymaz, 1997; 16). 1945 yılında yayımlanan “İlköğretim Müfettişlerinin Staj Yönetmeliği” ile ilk defa müfettişlerin hizmet içi eğitimlerinden bahsedilmiştir (Buluç, 1997;6; Başar,2000;118).

            1961 yılında 5 Ocak 1961 gün ve 222 sayılı yasanın 23. maddesi ile “İlköğretim kurumlarının rehberlik, teftiş ve soruşturma hizmetlerini yürütmek üzere ilköğretim müfettişleri görevlendirilir” hükmü uygulanmaya başlamıştır. 1962 yılında yürürlüğe  giren “İlköğretim Müfettişleri Yönetmeliğinde” ise ilköğretim müfettişlerinin görevleri kısmında; öğretmen, eğitmen ve yöneticilerin iş başında yetiştirilmeleri, mesleğe yönlendirilmeleri ve kendilerine müfettişlerin rehberlik etmesi gibi hususlara yer verilmiştir. Yine aynı yıl yapılan 7. Milli Eğitim Bakanlığı Şurasında; teftiş sisteminin öğretmeni iş başında yetiştirmeye yönelik olması, müfettişlerin gruplar halinde belli bir bölgede belli bir süre görev yapmaları ve müfettişlerin kullandıkları teftiş formlarının geliştirilmesi ve teftiş sonuçları öğretmen ve yöneticileri geliştirmeye yönelik olması görüşülmüştür (Ece, 2007; 18-19).

            1969’da yürürlüğe giren “İlköğretim Müfettişleri Yönetmeliği” ile teftiş sisteminde “İlköğretim Müfettişleri Kurulu” adıyla yeni bir organ yer almıştır. Bu yönetmelikte müfettişin görevleri yerine kurul görevleri açıklanmaktadır. Bu görevler: a) Teftiş ve Denetleme b) Mesleki yardım ve iş başında yetiştirme c) İnceleme d) Soruşturma olarak gruplanmıştır (Koçer, 1992;187).

             Bu yönetmelikte ilköğretim müfettişlerinin görevleri özetle şöyle belirtilmiştir:

“İlköğretim müdürlüklerinin, resmi ve özel ilköğretim, okul öncesi eğitim, yetişkinler eğitimi kurumlarının, çocuk kitaplıklarının, her türlü kurs ve dershanelerin çalışmalarını ve bütün bu kurumlarda çalışanları teftiş etmek ve denetlemek, bu kurumlardaki görevlilerin işbaşında yetiştirilmelerine yardımcı olmak, gerekli incelemeleri yapmak ve verilecek soruşturma görevlerini yürütmektir.” 1970 yılında ise 1261 sayılı kanunla Teftiş Kurulu Başkanı Milli Eğitim Bakanlığı Şurasının tabii üyesi kılınmıştır (Taymaz, 1997; 19).

            1990 yönetmeliği ve buna bağlı yönerge teftiş hizmetlerinde çağdaşlaşma yolunda atılmış  önemli bir adım olmak hasebiyle ciddiyet arz etmektedir. 1992 yılında ise 12 Mayıs 1992 gün ve 21226 sayılı Resmi Gazete ’de yayınlanan 3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat Ve görevleri Hakkında Kanun’un 27. maddesiyle Teftiş Kurulu Başkanlığının Bakandan alacağı emir ve onay üzerine Bakan adına; teftiş, inceleme, soruşturma gibi görevleri yapması karara bağlanmıştır.

            Bu kanuna bağlı olarak 19.2.1993 gün ve 21501 sayılı Resmi Gazete’ de “Milli Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Tüzüğü” 3.10.1993 gün ve 21717 sayılı Resmi Gazete’ de de “Milli Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Yönetmeliği” yayınlanarak uygulanmaya başlanmıştır. Bu tüzüğe göre müfettiş yardımcılığına gelmek için, ilköğretim müfettiş yardımcılarından farklı olarak (ilköğretimlerde 5 yıl öğretmenlik veya yöneticilik yapmış olmak şartı aranırken) Bakanlığa bağlı okullarda branşında en az on yıl öğretmenlik veya branşında beş yıl öğretmenlik yaptıktan sonra Bakanlık teşkilatında veya okullarda en az üç yıl yöneticilik görevi yapmış olanlardan giriş sınavında başarılı olmak şartı getirilmiştir (Madde 12). Son zamanlara kadar  ortaöğretim kurumlarında denetim bu tüzük esaslarına dayalı olarak yürütülmekteydi.

            Geçmişten günümüze kadar bakıldığında ilköğretim kurumları ile ortaöğretim kurumlarının denetimi ayrı birimler tarafından yapılmış.Bu da denetimde ikilik ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu durum, denetimde iki başlılığı ve kopukluğu ortaya çıkarmasıyla çeşitli sorunların ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

4.2.2.Yüksek Öğretimde Denetim

            1981 yılında yayınlanan kanunla yükseköğretim kurumlarının denetimi Yükseköğretim Denetleme Kurulu’na verilmiştir. 6.11.1981 tarih ve 17506 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununun 8. maddesinde Yükseköğretim Denetleme Kurulunun, Yükseköğretim Kurulu adına üniversiteleri, bağlı birimlerini, öğretim elemanlarını ve bunların faaliyetlerini gözetim ve denetim altında bulunduran, Yükseköğretim Kuruluna bağlı bir kuruluş olduğunu belirtmektedir. Yükseköğretim Denetleme Kurulunun, Yükseköğretim Kurumlarında eğitim-öğretim ve diğer faaliyetlerin, Kanun’un 4. Maddesindeki amaçlara, 5. maddesindeki ana ilkelere ve 65. maddesinde belirli yönetmelikler ile Yükseköğretim Kurulunun belirleyeceği diğer yönetmelikler ve esaslara ve gerekli görüldüğünde diğer kanunlara uygunluğunu Yükseköğretim Kurulu adına denetlemekle görevli olduğunu belirtmektedir. Ayrıca aynı maddede “Yükseköğretim kurumlarının çalışmaları ve özlük işleri, her türlü gelir ve harcamalar, bina, dershane, araç, gereç ve diğer fiziksel kaynaklar, kantin, matbaa, yayım faaliyetleri, döner sermaye ve benzeri kuruluşları, disiplin işleri, öğrenci ile ilgili her türlü işlemler, sosyal faaliyetler, eğitim öğretim programları dışındaki öğrenci faaliyetleri, yükseköğretim kurumlarının üniversite dışındaki kurum ve kuruluşlarla ilişkileri ile diğer her türlü faaliyet ve işlemleri ve Yükseköğretim Kuruluna bağlı birimlerin tüm çalışmaları, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca verilecek görev dairesinde, Kurul tarafından gözetim ve denetim altında bulundurulur.” ifadesine yer verilerek gözetim ve denetim görev ve yetki alanları ifade edilmektedir (Özmen ve Yasan, 2007; 5).

Bu kurulun üyeleri; 1) Yükseköğretim Kurulu tarafından önerilecek beş profesör üyeden, 2) Yargıtay Danıştay ve Sayıştay tarafından gösterilecek üçer aday arasından Yükseköğretim Kurulu taralından seçilip önerilecek birer üyeden, 3) Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığınca seçilecek birer üyeden oluşur. (Aydın, 2007;172).

            Yükseköğretimde ise daha önce ifade edilen Yüksek Denetleme Kurulu ile birlikte bir diğer denetleme aracı da Akreditasyon ’dur. Akreditasyon yükseköğretim kurumunun hem kendi kendine öz değerlendirme yapmasına, hem de başka bağımsız bir kuruluş tarafından denetlenmesine imkân sağlayan bir çeşit kalite güvence sistemi olarak tanımlanabilir (Bayrak, 2008; 256).

            Üniversitelerin özerk yapısının da etkisiyle yükseköğretim kurumlarının denetimi konusu ciddi aksaklıklara uğramaktadır. Akreditasyon sistemi de yeterince işletilmemektedir. Dolayısıyla yükseköğretim kurumlarının denetimi ilköğretim ve ortaöğretime nispeten daha belirsiz bir durumdadır. Üniversitelerde özellikle öğretimin denetimine yönelik neredeyse hiçbir uygulamanın olmayışı ve tamamen üniversitelerin inisiyatifine bırakılmış olması, yükseköğretim kurumlarının denetimi ile ilk ve ortaöğretim kurumlarının denetiminin birbirinden tamamen ayrı değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu nedenle burada yükseköğretimin denetimiyle ilgili sadece tarihsel süreçteki gelişmelerden ve mevcut belirgin uygulamalardan bahsedilmiştir.(Şahin,2013;1117).

  1. B.D.’de Eğitimin Yapısı

Başka ülkeden gelen biri için, Birleşik Devletler’deki eğitim sistemi, doğal olarak geniş kapsamlı ve çeşitli – hatta düzensiz gözükür. Ancak bu karmaşık görüntü içinde, Amerikan eğitimi, değişen ülkenin tarih, kültür ve değerlerini yansıtmaktadır. Geniş bir bakış açısıyla bakarsak, Amerikan eğitim sisteminin karakteristik özellikleri arasında büyüklük, örgütlenme yapısı, göze çarpan şekilde merkezi olmayan düzeni ve giderek artan çeşitliliği sayabiliriz. (USA Education in Brief)

Amerika Birleşik Devletleri’nde okullar – özel ve devlet okulları, ilkokul ve liseler, eyalet ve özel üniversiteler – ülkenin her yerine dağılmış olarak bulunabilir. Amerika, dünyanın en geniş kapsamlı evrensel eğitim sistemlerinden birini yönetmeye devam ediyor. Ulusal Eğitim İstatistikleri Merkezi verilerine göre, 2005-2006 akademik yılında Amerikan okul ve üniversitelerinde 75 milyondan fazla çocuk ve yetişkin kayıtlı idi. Ayrıca, 6,8 milyon kişi anaokulundan üniversiteye kadar olan eğitim sürecinde öğretmenlik görevini üstlenmişti. (USA Education in Brief)

 Ek olarak, düşük gelirli ailelerden gelen, yaşları genelde 3-4 arasında değişen, okul öncesi eğitim çağındaki bir milyondan fazla çocuk, Avantajlı Başlangıç (Head Start) adı verilen eğitim programına katılıyor. Okul öncesi eğitim çağındaki çocukların 5-6 yaşlarına geldiklerinde okula hazır olmalarını sağlamak üzere tasarlanmış olan bu ulusal program kapsamında, bilgi/beceri, sosyal gelişim ve beslenme eğitimi verilmektedir. (USA Education in Brief)

  1. Dünya Savaşı sonrasında “Baby Boom” olarak bilinen nüfus patlaması dönemi (1946-1964 yılları arası) boyunca, devlet okullarına kayıt oranı katlanarak arttı. 1980’li yıllarda bir düşüşün gözlendiği okul kayıtları, son ABD Nüfus Bürosu raporlarına göre, büyük ölçüde İspanyol ve Latin Amerika kökenli nüfusun artışıyla yeniden çok güçlü bir tırmanışa geçti. (USA Education in Brief)
  2. ABD’de Eğitim Fakültelerine Öğrenci Seçim İşlemi

ABD’de eğitim tüm eyaletlerde merkezi olmayıp, yerel bir yapı göstermektedir.  Söz konusu eyaletlerin kendine özgü yerel unsurları, eğitim kurumları ve programları bulunmaktadır.  Öğretmen olmak isteyen aday 4-5 yıllık lisans ve lisansüstü eğitimden geçmek zorundadır. Ancak öğretmenlik eğitimi veren fakültelere öğrenci kabulü zor bir süreci beraberinde getirir. Çünkü ABD’de herkes öğretmenlik eğitimi veren fakültelere kabul edilmez. Eğitim fakültelerine öğrenci kabulü tüm eyalet üniversitelerinde farklı ölçütler taşımakla birlikte genel anlamda bir öğretmenlik lisans programına öğrenci kabulü için adayın çok çeşitli psikolojik, fiziki ve bilişsel testlerden geçmesi gerekir. (Polat ve Arabacı; 2012, 78)

ABD’de eğitim fakültelerine öğrenci alımında şekil 1.de belirtilen ölçütler her eyalette farklı özellikler ve oranlar göstermekle birlikte genel olarak öğretmen yetiştiren kurumlara seçilimde esas nitelik teşkil ederler. Buna karşın öğretmen yetiştiren kurumlarda başvurularda bu testlerin haricinde örneğin Virginia Üniversitesinde görüldüğü gibi Fen Edebiyat fakültesinde ilk 2 yılı bitirmiş ve not ortalaması 2,7 ve üzeri bir puanda olan bununla birlikte Eğitim Bilimine Giriş dersini almış veya kayıtlı görünen öğrencilerde öğretmenlik lisans programlarına devam edebilirler Görüldüğü üzere ABD’de tüm ülke genelindeki eyaletlerde öğretmen eğitimine çok büyük önem verilmektedir. Üstelik öğretmenlik eğitimini almış olmakta öğretmen olmak için gerekli ve yeter koşul değildir. Öğretmen adaylarını mezuniyet sonrası da yine yoğun bir süreç beklemektedir (Polat ve Arabacı, 2012, 78; Telci, 2011).

  1. ABD’de Denetimin Gelişimi

            Eğitim denetimine ilişkin ilk kayıtlar, Amerika’da 1647 yılında çıkarılan Massachutes Okul Yasasında görülmektedir (Beycioğlu ve Dönmez, 2009; Oliva ve Pawlas, 2004: 4). Denetimin ilk aşaması olan bu dönem 1856 sivil savaşına kadar sürmüştür.(Aydın, 2014; Daresh, 2001, 4).

            Bu dönemde denetçiler daha çok kontrol etme odaklı olup, öğretmenlerin sınıf içinde yaptığı hataları ortaya çıkarmaya dayalıydı. (Aydın, 2014)

            Öğretmenlerin yerel toplum tarafından seçildiği, tek öğretmenli dönemin sona ermesi, öğrenci sayısının artması ile birlikte, eğitimin birden çok öğretmen tarafından sunulma zorunluluğu, beraberinde “başöğretmen” veya okul müdürü” denilen bir yetkili mercinin varlığı gözlenmeye başlanmıştır. Aynı zamanda bölge yöneticisi olan okul müdürleri (superindent) denetim görevini de üstlenmişlerdir. Ancak okul bölgelerinin çok geniş alanlara yayılması ile bir bölge müdür yardımcısı istihdam edilmiş ve bu kişiler ilk deneticiler olarak görevlendirmiştir. Önde gelen görevleri okulların kontrol edilmesi, öğretmenlerin işe alınması ya da işlerine son verilmesi amacına yöneliktir. (Aydın,2014)

            1872 yılında denetçilerin öğretmenlerden bekledikleri görevler şunlardı.

  • Öğretmenler her gün lambaları dolduracak, bacaları temizleyecek ve fitilleri kısacaklardır.
  • Her öğretmen bir kova su ve bir kova kömür getirecektir.
  • Kalemlerinizi dikkatle yapın ve kalemleri öğrencilerinizin beğenisine göre yontabilirsiniz.
  • Okuldaki on saatten sonraki zamanı öğretmenler İncil ya da diğer iyi kitapları okumak için kullanabilirler.
  • Evli ya da nişanlı kadın öğretmenler yakışık almayan davranışlar içinde iseler işlerine son verilecektir.
  • Sigara ya da alkol kullanan bütün öğretmenler kamusa alanlarda ya da bir berber dükkanında değerleri, niyetleri, dürüstlük ve doğrulukları konusunda iyi izlenimler bırakacaklarıdır.
  • Beş yıl boyunca verimli ve hatasız performansla çalışan öğretmenleri, Eğitim Kurulu’nun onayı ile haftalık 25 Cent maaş artışı sağlanacaktır.

Aydın(2014), 2000 yılı baskılı Sullivian ve Glanz’ın kitabından alıntı yaparak şunları dile getiriyor; “…okul denetiminin ilk zamanlarında koloni döneminden 19.  yy’ın ilk yarısına kadar okul denetimi , öğretimin iyileştirilmesinden çok, var olan öğretim standartlarının korunması düşüncesine dayalı olmuştur.

  1. Yüzyılda Amerika okullaşma süreci, yerel yetkililerin ellerine teslim edilmişti. Bu dönemde okullar küçük ve tek odadan oluşurdu. Öğretmenler genellikle genç ve ilköğretim konularında tecrübesizlerdi.  Öğretmenlere oldukça düşük ücretler ödenmekteydi. Öğretmenlerin işe alımı ve denetimi genellikler yerel yönetim kurulları tarafından gerçekleştirilirdi. Okulları denetleyen bu kurulların üyeleri genellikle profesyonel eğitimden geçmemiş, ilgi alanları farklı olan kişilerdi. Daha sonra bölge sistemine geçilmesi ve denetimin eyalet tarafından kontrol edilmesine başlanmasıyla birlikte denetim sürecinin karakterinde köklü bir değişim gerçekleşti. (Aydın, 2007)

Amerikan eğitiminde “ilk profesyonel denetici” olarak ilan edilen Horace Mann dönemi 19. Yüzyılın ikinci yarısında  Endüstri Devriminin de etkisiyle başlamış ve onun etkileri daha sonraki dönemlerde de sürmüştür. Okul görevlileri ve özellikle de bölge eğitim yöneticileri okulları büyük kentlerde ve daha örgütlü bir ağ içinde biçimlenmeye başlamıştır.  Örgütler yerel ve ulusal düzeyde, okulların yeni doğan endüstriyel çağın gereklerini karşılayabilecek bir etkililik ve örgütlenmeye kavuşturulması konusunda güçlü bir inancı dile getirmeye başlamışlardı. Eğitimdeki reform hareketi, toplumsal değişmeleri karşılamaya çalışırken ekonomide ortaya çıkan sorunlar okullar üzerinde de ciddi etkiler bırakmıştır (Aydın,2007; Sullivan ve Glanz, 2000, 6).Bölge yöneticilerinin denetim sorumluluğun üstlenmeleri ile birlikte merkezi yönetimin aşırı bürokrasisi, yolsuzluk ve verimsizliğin eğitimi baltaladığı yönünde görüşler ileri sürmeye başlamışlardır.(Aydın,2007)

 Denetim  konusundaki ilk kitabın yazarı olan Payne’ye göre (1875), öğretmen sınıfta sorumluluklarını sürdüren kişi olmalı, uzman denetici ise uyum ve verim için olları “izleyen” kişi olarak tanımlamıştı. Öğretmenler denetimi genellikle bir yardım işlevi olmaktan çok, bir kontrol süreci olarak görmekteydiler. (Aydın,2007; Sullivan ve Glanz, 2000, 8).

Amerika’da 19 yüzyılın denetimsel özellikleri özetlenecek olursa şunlar söylenebilir:

  • Denetim bölge yöneticileri tarafından yerine getirilen önemli bir işlev olarak ortaya çıkmaktadır.
  • Kontrole dayalı uygulamalar denetim sürecinde baskın bir rol oynamaktadır. (Aydın,2007; Sullivan ve Glanz, 2000, 8).
  1. yüzyılın başlarında okullaşma oranının artmasıyla birlikte ortaya çıkan büyüme ,gereksinimleri karşılayacak düzeyde sağlayamamıştır. Deneticiler bu dönemde daha büyük bir önem ve yeni yetkiler kazanmışlardır. Ayrıca okul müdürlerine sınıfların günlük işleyişinin denetlenmesi sorumluluğu verilmiştir. (Aydın,2007; Sullivan ve Glanz, 2000, 9).

ABD’de 20.yüyılın başlarında iki uzman grup bulunmaktaydı. İlk olarak “ özel deneticiler” denilen grup, genelikle kadınlardan oluşan ve okul müdürü tarafından seçilen,  deneyimsiz öğretmenlere belli konularda yardım sağlayan usta öğretmenlerdi. Resmi olarak ders verme zorunlulukları yoktu ancak arta kalan zamanlarında öğretim sorumluluklarını da üstlenen kişilerdi. İkinci grubu oluşturan “genel deneticiler” ise, daha çok erkeklerden oluşan, okulun işletilmesi ve daha iyi yönetilmesi adına okul müdürlerine yardımcı olan kişilerdi. (Aydın,2007)

“Özel ve genel deneticilerin işlevleri arasındaki farklılık 19.yüzyılda hakim olan yaygın anlayışa uygun biçimde kadın- erkek ilişkilerinin yansıması olarak ortaya çıkmıştır. Bu dönemdeki bir yöneticinin “ Erkekler daha iyi yönetsel kararlar verebilirler. Kadınlar ise özel deneticilik görevini daha iyi yapabilirler çünkü onlar ayrıntılarda daha iyidirler. Bununla birlikte kadınlar genel deneticilik ya da yardımcı yöneticilik görevlerini iyi yapamazlar.”  Biçimindeki sözleri erkek ve kadınlara yüklenen toplumsal cinsiyet anlayışını ortaya koymaktadır. Kadınlara karşı takınılan bu ayrımcı ve aynı tavır Payne’nin  “kadınlar okullarda erkeklerin yaptığı işleri yapamazlar” sözlerinde de görülmektedir. Yine bu dönemde eğitim alanında erkeklerin prestijli ve kazançlı işlere daha uygun olduğu inancı yaygındı.” (Aydın,2007)

Denetimin ilk hali kontroldür. Bir otorite figürü periyodik olarak öğretmenleri ziyaret eder ve öğretmenin önceden belirlenen kurallara uygun davranıp davranmadığına bakardı. Amerika’da eski yıllarda bu görevi okul kurulu ya da yönetim kurulu üyeleri yaparken daha sonra okulların sayıca artması sonucu bu işlev okul  müdürleri ya da diğer yöneticilere verildi. Kontrol genellikle öğretmenlerin gelişimine yardım amacı ile yapılmıyordu. Eğer öğretmenler beklendiği gibi çalışmıyor ise uyarılır ancak, performanslarında bir değişme olmazsa işlerine son verilirdi.(Kimbrough ve Burkett, 1990, 171-172)

            ABD’de denetimin tarihsel gelişimi yukarıdaki tartışmalar da dikkate alındığında Tablo 2’deki gibi sınıflandırılabilir.( Beycioğlu ve Dönmez, 2009; Oliva ve Pawlas, 2004)

Tablo 2: ABD’de Denetimin Tarihsel Gelişimi

  1. Bazı Avrupa Birliği Ülkelerinde Eğitim Denetimi
    • Avusturya

Denetimde öncelikle okul müdürü sorumludur. Bütün okullardaki tüm öğretmenlerin ilk gözetmeni ve rehberi, okul yasalarının uygulayıcısı; öğretiminin kalitesini ve öğrenci başarısı ile performanslarını belli düzeyde sağlama yükümlülüğü okul müdüründedir.

Göreve ilk atanan öğretmen, mesleğinin ilk beş yılı içerisinde kendi uygun göreceği bir zamanda denetimini ister. Bölge müfettişi tarafından verilen tarihte de denetlenir. Öğretmenin bu denetimdeki başarısı diğer yıllardaki başarısının da ölçüsü olarak kabul edilir. Eğer öğretmen daha üstün bir başarıya ulaşmak ve bunu belgelendirmek isterse yeniden bir denetim talebinde bulunur. Bunun dışında herhangi bir denetim görmesi söz konusu değildir. Fakat okul müdürü kişiyi yetersiz buluyor ve daha önceki başarısını sürdürecek çalışmayı yapmadığını düşünüyorsa, öğretmenin yeniden denetlenmesi için başvuruda bulunabilir. Örneğin takdirname ile ödüllendirilmiş bir öğretmen, takdire şayan görülmüş bu olağan üstü çalışmasını sürdürmek durumundadır. Takdirname beş senelik bir çalışmanın ürünü olup, kişi başarısını devam ettirmezse hakkında yeni bir değerlendirme yapılır. (Kasapçopur, 2007)

  • İngiltere ve Galler
“Okullar aşağıdaki şekillerden birisiyle denetlenir;

·         Genel Denetim ( Okullara yüksek kalite ve standart kazandırmak için okul çalışmalarının tamamının değerlendirilmesi)

·         Odak Denetimi ( Bir veya daha çok konuda seçilmiş okul çalışmaları için yapılan denetimdir.)

·         Bölge Denetimi ( Okullar için özel sorumluluğu olan bölge müfettişleri tarafından yapılır. Denetim özel bir konuda düzenlenmelidir)

·         İki parçalı Odak Denetimi (İlköğretim okullarının değişik kademelerinde konu değerlendirmelerine yönelik yapılan denetim)

·         Bildirilmemiş Denetim (Kırsal kesime odaklanmış)

·         Birleştirilmiş Denetim ( Sağlık ve Sosyal Servis Düzenlemeleri ve Denetim Birimleri   ile birlikte kırsal bölgede çocukları korumaya yönelik yapılan denetim).” (Kasapçopur, 2007)

 

İngiltere’de okullar altı hafta boyunca denetlenir. Bu altı haftalık denetimden sonra özet bir denetim raporu hazırlanır. Hazırlanan rapor iki dilli olup, biri okulun bağlı olduğu resmi kuruma, diğeri ise Eğitimde Standartlar Dairesi Başkanlığına gönderilir. Tam rapor kamu dökümanıdır ve Web sitesi vasıtası ile geniş topluluklara bilgisine sunulur. Müfettiş denetleme sonunda velilerle toplanarak okul hakkında onların görüşlerini alır. (Kasapçopur, 2007)

  • Almanya

Almanya’da federal düzeyde ve eyaletlerde “ Teftiş Kurulu” yapısına ilişkin bir yapılanma yoktur. Müfettiş veya bu sıfatı alan kişiler de yoktur. Ancak, okul öncesi eğitimde ve ilköğretim okulların gözetim ve gözetmeleriden bahsedilmektedir. Anaokularının denetlenmesi veya gözetlenmesi ise gençlik dairesi veya sosyal daireler tarafından yapılmaktadır. (Kasapçopur, 2007)

Eyalet Eğitim ve Kültür İşleri Bakanlığı genel ve mesleki eğitim kurumlarının yönetimi ve gözetiminden sorumludur.

Genellikle okulların yönetiminden sorumlu üç kademeli bir yapı gözlenmektedir. Eyalet yönetimleri üst kademeyi, okulun bulunduğu bölgenin eğitim ve kültürel işlerini düzenleyen bağımsız ofisler orta kademeyi, yerel okul ofisleri alt kademeyi oluştururlar. (Kasapçopur, 2007)

Federal Hükümet ve Eyalet Kalite Değerlendirme Kurulları arasında; okullar ve okul sisteminde kalite geliştirme için pilot programın uygulanması yönünde bir anlaşma imzalanmıştır. Merkezden seçilen pilot okullar için gerekli görülen bir genel performans kalite değerlendirme esasları yayımlanarak, her  kademede eğitim performanslarının yükseltilmesi amaçlanmıştır. (Kasapçopur, 2007)

  • Finlandiya

Okulların denetiminden doğrudan sorumlu bir Teftiş Kurulu yoktur.

Eğitim ve öğretimin kamusal aktiviteleri, eğitim sektöründen hizmet alan vatandaşlar tarafından yapılır. Kamuda özellikli bir sonuç olarak, aileler ve diğer eğitim servisleri çalışmalarını eğitim kalitesi yeterliliği üzerine yapmaktadır. Bir kamu otoritesi olan Vilayet Kamu Ofisi çalışmalarını vatandaşların açıklamalarına uygun olarak reaksiyon göstermesi yasal dayanağıdır. Vilayet Kamu Ofisinin görevlerinden birisi de temsil ettikleri alanlarda eğitim denetimi ve rehberlik yapmaktır. Bu ofis Eğitim Bakanlığının bilgileri dahilinde eğitim denetimi ve değerlendirmesi için bilgi toplama hakkına da sahiptir. (Kasapçopur, 2007)

  • Fransa

Fransa’da beş değişik tipte denetleme söz konusudur. Bunlar;

Yıllık denetim:

Sadece okulun faaliyet alanı ile sınırlıdır. Bir günde denetim tamamlanmaktadır. Amaç, okulun performansını denetlemek, okul rapor kartının güncelleştirilmesi ve kalite güvence sisteminin geliştirilmesini tartışmak, okulun gelişimini tehdit edebilecek riskleri analiz etmektir. İki çeşit yıllık denetim yapılmaktadır. Ya okulda belgeler üzerine yapılmakta yada okulda anket uygulanmak suretiyle sonuç alınmaktadır. (Kasapçopur, 2007)

Periyodik kalite denetimi:

Her dört yılda bir yapılır. Eğitimin kalitesi her yönüyle sorgulanmakta ve denetim grubu sonuçları kamuya sunmaktadır. İki yıl arayla uzaktan denetim yapılmakta, yani okulun hazırladığı rapor kartı üzerine değerlendirme yapılmaktadır.

İleri denetim:

Periyodik denetimden sonra, eğer kalite ciddi bir şekilde düşerse yeni bir ileri denetim daha yapılmaktadır. Denetimde gerekli bilgilere ve sonuçlara ulaşılırsa denetim sona erdirilmektedir.

Kalite geliştirme denetimi:

 İleri denetim sonucu kalitenin ciddi şekilde düştüğü saptanırsa bu denetim uygulanmaktadır

Olaya bağlı denetim:

Ebeveynlerden gelen şikayetler, medyada çıkan haberler ve toplumdaki eğilimlerden dolayı bu denetim yapılmaktadır. Eğitim bakanlığı, yapılan bir şikayet üzerine konunun soruşturması için müfettişleri görevlendirir. (Kasapçopur, 2007)

  • İspanya

İspanya’da eğitim denetimi iki kademeli oluşturulmuştur. Bunlar “ Yüksek Denetim” ve “ Teknik Denetim” dir.

Yüksek Denetimin çalışma alanı, plânların ve programların onaylanması, müfredat hazırlık çalışmaları, rehberlik hizmetleri, öğretim materyallerinin temin edilmesi, öğretim kademe ve servislerinin ders durumlarının belirlenmesi, diplomalar ve sertifikalar ile devlet kurslarının uygunluğunun kabulü, dil öğretimi ve öğrenme zorluğuna karşı haklarının korunması, öğretim güvencesinin sağlanması, yardımların temin edilmesi ve rehberlik konularını kapsamaktadır . (Kasapçopur, 2007)

Teknik denetim Servisi iki amaca yönelmiştir. Bir yandan eğitim toplulukları ve yönetim kurullarının eğitim sisteminin kalitesini geliştirmek, öğretmenler için sürekli eğitim ve pedagojik destek sağlamak, diğer yandan eğitim sistemini değerlendirmektir. (Kasapçopur, 2007)

Avrupa Birliği’ne üye ülkelerdeki denetim ve değerlendirme sistemine yönelik olarak kaynaklarda yer alan bilgilerden aşağıdaki sonuçlara varmak olanaklıdır;

  • Avrupa Birliği ülkelerini genel olarak temsil eden bir denetim modelinden bahsetmek olanaklı değildir. Her ülke kendi genel yönetim yapısı ve ihtiyaçlarına uyacak bir denetim modelini benimsemiştir.
  • Bazı ülkelerde birden fazla kurum veya kuruluş eğitim sisteminin denetim sorumluluğunu aralarında paylaşmışlardır. Ancak bu kurum ve kuruluşların yetki, görev ve sorumlulukları birbirinden farklıdır.
  • Ülkelerin çoğunda ülkelerin denetleme ve denetlenmesinden teftiş kurulları sorumludur ve bu kurullar da çoğunlukla merkeze ya da üst eğitim otoritelerine bağlıdır.
  • Ülkelerin bir kısmında, Türkiye’deki sisteme benzer bir biçimde merkezi ve il düzeyinde ikili bir örgütlenme mevcuttur.
  • Son yıllarda birçok Avrupa ülkesinde denetim kurulları ve elemanları özerklığini arttırmaya yönelik çabalarda bir artış görülmektedir. Hollanda ve İngiltere bu konuda önemli ilerlemeler kaydetmiştir.
  • Denetmen olarak görevlendirmelerde aranan niteliklerin başında öğretmenlik deneyimi yer almaktadır. Ayrıca az da olsa alan uzmanlığına önem verilmektedir.
  • Hemen hemen ülkelerin tümünde denetmenlerin eğitim ve yönetim alanındaki tüm iş ve işlemleri denetleme sorumluluğu vardır. Denetmenlerden beklenen bir diğer görev ise rehberlik ve danışmanlık olarak belirlenmiştir.(agumuseli)

SONUÇ

           Türk eğitim sisteminde teftiş alt sistemi eğitim tarihimiz boyunca sürekli bir gelişim meyli göstermiştir. Eğitimin istendik şekilde icra edilip edilmediğinin kontrol edilmesinin, eğitim sisteminin var oluşu kadar önem arz ettiği bir durumda, teftişin önemi elbette göz ardı edilemez.

          Temelde rehberlik ve iş başında yetiştirme esasına dayanan teftiş alt sistemi, klasik yönetim düşüncesinin uzun süre hükmettiği ülkemiz eğitim sisteminde daha çok bir kontrol mekanizması görevini görmüştür. 19. yy sonlarında bir sistem olma sürecine giren teftiş alt sistemi, öğretmenlerin denetlenmesi gereken iş görenler olarak görülmesi anlayışından yola çıkarak hâkim siyasi otoritenin istekleri doğrultusunda eğitimin şekillendirilmesine hizmet etmekten öteye gidememiştir.

        Türk eğitim sisteminde denetim birimleri çeşitlilik arz etmektedir. Özellikle birbirinin devamı niteliğinde olan ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarının denetiminin ayrı kurumlarca yapılıyor olması, üzerinde durulması icap eden bir husustur. Bu durum, denetimde iki başlılığı ve kopukluğu ortaya çıkarmasıyla çeşitli sorunların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.

       Bu hususta da iyi bir fizibilite çalışması yapılmalı ve denetim işleri tek çatı altında toplanarak daha etkili ve verimli denetim için gerekli tüm tedbirler alınmalıdır. Doğrudan Bakana bağlı ve sadece rehberlik ve danışmanlık hizmetiyle mükellef tutulacak bir müfettiş daha tarafsız, nesnel ve etkili olacaktır. Bütün kanun, tüzük, yönetmeliklere ve uygulamalara baktığımızda eğitimde denetimin sürekli değişiklik yaşadığını görüyoruz. Eğitimde denetim sisteminin sürekli değişmesi, denetimde iki başlılığın olması, denetimin bağımsız kuruluşlarca yapılmaması gibi nedenler eğitimin dolayısı ile ülkenin gelişimine olumsuz etkileyebilir. Bütün bunlarla birlikte uzun vadede, Avrupa’da bazı ülkelerde olduğu gibi bağımsız denetim kurumları oluşturularak, denetim; tamamen bağımsız, nesnel ve çağdaş standartlar çerçevesinde eğitim kalitesini istendik seviyeye getirecek bir yapı haline getirilmelidir.

Eğitimin yönetimi ve  denetimi hiç şüphesiz öğretmenlerin, öğrencilerini daha nitelikli yetiştirmeleri adına son derece önemlidir. Denetim kavramı, hemen hemen her dönemde  yürürlükten kaldırılmasından, vazgeçilmezliği önerisine kadar değişen fikir tartışmalarının odağında olmuştur ve belki de bu tartışmalar çok uzun yıllar  dile getirilecektir. Ancak  denetimin ,başarıya ulaşıp ulaşmadığının  test edilmesinin bir tek mutlak yolunun var olduğu düşünülebilir.  O da; denetmenlerin değil, öğretmenlerin yetkili mercilere denetim sonrası  rapor  sunmasıyla mümkündür.

KAYNAKÇA

 

Apan, A., (2011). ABD ve Türkiye’de Denetim Sistemindeki Son Eğilimler: Genel Müfettişlik ve Performans Denetimi. Türk İdare Dergisi, Sayı: 471-472,  Haziran – Eylül 2011

 

Aydın, M. (2007). Çağdaş Eğitim Denetimi, 5. Baskı, Ankara, Hatiboğlu Yayınevi.

Başar, H. (2000). Eğitim deneticisi. 5. Baskı. Ankara: Pegem A Yayınları.

Bayrak, C. (2008). Türk Eğitim Tarihi Sistemi ve Okul Yönetimi, Eskişehir, Anadolu Üniversitesi yayınları

Beycioğlu, K., Dönmez, B., (2009), Rethinking Educational Supervision; İnönü ÜniversittyJournal of the Faculty od Education,  August 2009/ Volume. 10, Issue. 2, pp. 71-93

Buluç, B. (2008). Türk eğitim sisteminde teftiş ve denetim alt sisteminin gelişim süreci.Bilgi Çağında        Eğitim, (4), 27-30.

Can, N. (2004): “İlköğretim Öğretmenlerinin Denetimi ve Sorunları”,Milli Eğitim Dergisi,Sayı: 161, http://yayım.meb.gov.tr/dergiler/161/can.htm;  25.02.2016

Chaıroula,P.(2011).Eğitim Denetimi Türkiye-Yunanistan-Bulgaristan Örneği.Yüksek Lisans Tezi     Trakya Üniversitesi, Sosyal Bilimleri Anabilim Dalı, Edirne

Gökçe, F. (1994). Eğitimde denetimin amaç ve ilkeleri.Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, (10), 73-78.24.05.2014 tarihli 29009 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Denetim Başkanlığı ile Maarif Müfettişleri Başkanlıkları Yönetmeliği (http://mevzuat.meb.gov.tr/html/maarifmuf_0/maarifmuf_1.html ; 27.02.2016

http://www.icdenetimmerkezi.com/bilgibankasi_det.php?p=1070;  25.02.2016

http://www.agumuseli.com/dokumanlar/makale/denet_deger.pdf,  Eğitimde Denetleme ve Değerlendirmeye İlişkin Farklı Yaklaşımlar ve Türkiye’deki Denetim Sisteminin Yeniden Yapılandırılmasına ilişkin Öneriler, TEM-SEN İstanbul şubesi tarafından 8 Mart 2004 tarihinde İstanbul’da düzenlenen Millli Eğitim Bakanlığında Yeniden Yapılanma ve Eğitim Denetiminde Yeni yaklaşımlar konulu panelde sunulan bildiri; 27.02.2016

Kasapçoğur, A.,(2007). Avrupa Birliği Ülkelerinde Eğitim Denetimi, Milli Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı

Köse, Ö., (2007). Dünyada ve Türkiye’de Yüksek Denetim, T.C. Sayıştay 145. Kuruluş Yıldönümümü Yayınları

Özcan, B.E. (2011). İngiltere ve Türk Eğitim Sisteminde Teftiş ve Değerlendirmesinin Karşılarştırmalı Olarak İncelenmesi. Yüksek Lisans Tezi,Yeditepe    Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul

Polat, M., Arabacı, İ.B.  (2012), Türküye’de Eğitim Fakültelerine Öğrenci  Alım Ölçütlerini Yeniden Düşünmek: Karşılaştırmalı Bir Yaklaşım , Eğitim ve Öğretim Araştırmaları Dergisi, Ağustos 2012, Cilt.1, Sayı 3

Süngü, H. (2005). Fransa, İngiltere ve Almanya Eğitim Denetimi Sistemlerinin Yapı ve İşleyişi,

Millî    Eğitim Üç Aylık Eğitim ve Sosyal Bilimler Dergisi, (167).

Şahin, S. Elçiçek, Z.(2013). Türk Eğitim Sisteminde Teftişin Tarihsel Gelişimi ve Bu Gelişim Süreci    İçerisindeki Sorunlar. http://dx.doi.org/10.9761/JASSS1336; 24. 02 2016 tarihinde    ulaşılmıştır.

Şahin, S. (2005). İlköğretim okullarında uygulanan öğretmen teftiş formlarının yeterliliğinin  değerlendirilmesi (Gaziantep ili Şahinbey ilçesi örneği). Fırat Üniversitesi    Sosyal Bilimler Dergisi, 15 (1), 113-124.

Taymaz, H. (2002). Eğitim sisteminde teftiş kavramlar, ilkeler, yöntemler. Ankara:Pegema Yayıncılık.

Turgut,H.(2007).Eğitimdenetimisiyasaları.Ankara,http://www.ademcilek.com/makaleler/egitim_denetimi_siyasalari.pdf

USA Education in BriefBureau of  İnternational İnformation Programs U.S. Departmant of State, http://www.aircistanbul.org/WEB2012Education/abdegitim_genelbakis.pdf;26.02.2016

Ünal, S. ve Çolak, E. (2005). AB ülkelerinden Portekiz ve İspanya eğitim sistemlerinin incelenmesi   ve Türk eğitim sistemi ile karşılaştırılması. Millî Eğitim Üç Aylık Eğitim ve   Sosyal Bilimler Dergisi, (167).

Add Comment