Eğitimde Planlamanın Kuramsal Temelleri

Eğitim planlamasının temel amacı, eğitime ilişkin düzenlemeleri, toplumun çeşitli tür ve kademeleriyle ilgili eğitim taleplerini en etkili biçimde karşılamak, eğitim için tahsis edilen kaynakları verimli bir biçimde kullanmak, sonuçta eğitimden en üst düzeyde yarar elde etmek, kısaca eğitim sisteminin etkililiğini sağlamaktır.  Eğitim planlamasında, planı hazırlamakla görevlendirilmiş organlar tarafından planın temel amaçları belirlenmekte, sayılarla ifade edilen hedefler oluşturulmakta, belirli araçlar kullanılarak plan hazırlanmaktadır.  Eğitimde planlama çalışmaları makro (ulusal) ve Mikro(yerel ) düzeyde olabilir. 5 yıllık kalkınma planları, 5018 sayılı kamu mali yönetimi merkezi olarak hazırlanmaktadır (Gümüş, Şişman. 2012:147).          


  

İÇİNDEKİLER  
GİRİŞ             3
1. PLANLAMA KAVRAMI 3
1.1. Planlamanın Tarihsel gelişimi ve Tanımları 3
            1.1.1.Eğitim Planlaması 4
            1.1.2.Kalkınma Plancılığı 4
            1.1.3.İktisadi planlama 4
1.2. Planlama faaliyetinin oluşabilmesi için gerekli Koşullar 5
1.3.Planlamanın Yararları 6
2. PLANLAMA AMAÇLARI 7
2.1. Planlamayı Bir Teknik Olarak Kabul Eden Amaçlar 7
2.2. Ekonomik Açıdan Önem Taşıyan Amaçlar 7
2.3. Siyasal Açıdan Önem Taşıyan Amaçlar 7
2.4. Yapısal Değişiklik Öngören Amaçlar 7
3. PLANLAMA ARAÇLARI 8
3.1. Yönetsel Nitelikteki Araçlar 8
3.2. İktisadi Nitelikteki Araçlar 8
3.3. Yansız Araçlar 8
4. PLAN TÜRLERİ 9
4.1. Kalkınma Planı 9
4.2. Bölge Planı 10
4.3. Stratejik Plan 10
4.4. Kısmi ve Genel Planlar 10
4.5. Uzun, Orta ve Kısa Dönemli Planlar 10
4.6. Makro ve Mikro Planlar 10
4.7. Eğitim Planlaması 10
4.8. Beşeri sermaye kavramı ve insan gücü planlaması 11
4.9. Nüfus yapısı ve insan gücü- Eğitim Planlaması 11
5.  AZ GELİŞMİŞ ÜLKELERDE PLANLAMA SORUNU 12
5.1. Az Gelişmiş Ülkelerde Piyasa Mekanizmasının İşleyişindeki Aksaklıklar 13
5.2. Az Gelişmiş Ülkelerin Başlıca Kalkınma Sorunları 14
5.3. Az Gelişmiş Ülkelerde Planlamanın Niteliği 15
5.4. Türkiye’de Eğitim Planlaması 15
 

SONUÇ

17
KAYNAKÇA 18

  

          GİRİŞ

           Gelişmiş ülkeler, refah seviyeleri yüksek toplumlardır. Ülkeler gelişmiş ülkelerin düzeyine çıkmaya çalışmaktadır. Bu durum bütün siyasi olaylarda ve milletler arası ilişkilerde görülen çıkar çatışmasının sebebini göstermektedir. Milletlerin ve insanlığın huzuru için gelişmişlik farkının azaltılması, mümkünse ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bu farkın ortadan kaldırılması; geri kalmış ülkelerin, ileri ülkelerin seviyesine ulaşmaları  ile mümkün olacaktır. Buda uygun bir planlama ile gerçekleşir.

Planlamanın amacı dengeli kalkınmayı sağlamaktır. Dengeli kalkınma için planlama şart olmaktadır. Planlama her ne kadar iktisadi gücü arttırmaya yönelik olsa dahi, iktisadi imkânları eğitim, kültür, sağlık, insan gücü, gelir dağılışında sosyal adalet, bölgeler arasında denge sağlanması ve toplum kalkınması gibi sosyal sorunların halledilmesinde, kullanılması gerekmektedir.(DPT 1973b:11)

Planlamanın yapılması ile temel olarak şu amaçlara ulaşılmaya çalışılmaktadır. Refah seviyesinin yükseltilmesi, sanayileşmenin sağlanması ile çağdaş uygarlık seviyesine erişilmesi, dış kaynaklara bağımlılığın azaltılması istihdam sorununun çözümlenmesi ve gelir dağılımının iyileştirilmesi hedeflenmiştir(DPT 1973b:74-75).

  1. PLANLAMA KAVRAMI

           1.1. Planlamanın Tarihsel gelişimi ve Tanımları

           Planlı kalkınma fikri 2.dünya savaşı sonrasında kabul görmesine rağmen temeli 19. Yüzyıla kadar geriye gitmektedir. Japonya’da 1884 yılında hükümet otuz bölümden oluşan bir belge çıkarmıştır. Belgenin amacı sanayileşmenin sağlanmasına yöneliktir.

           Planlamada beş yıllık plan gibi kavramlar uluslar arası düşünceye 1917 yılında Sovyet devrimi ile birlikte girmiştir. 1917 yılında Lenin, ve Rus Bolşevikleri iktidara el koyarak ilk planı tasarlamışlardır. Planın amacı gelecekteki tüketim için şu anki tüketimin kısılıp, sanayi mallarının üretiminin genişletilmesi olmuştur. Bu anlayışın başarılmasındaki aracın merkezi planlama mekanizması ve toplumsal mülkiyet olduğuna inanmışlardır.

Türkiye’de Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkede özel sektöre dayalı liberal bir ekonomi politikası izlenmiştir. 1923 yılında düzenlenen Türkiye İktisat Kongresi ile devletin özel sektöre yardımcı olması gereği üzerinde durulmuştur. Dünya ekonomik buhranının çıkması, özel sektörün bekleneni yapamaması nedeni Türkiye’yi 1930 ‘lu yıllar devletçilik politikasına getirmiştir. Plansız programsız kalkınma olmaz sloganları ile Türkiye’de 1961 anayasası ile planlı kalkınma dönemine girmiştir. Planlama devletin bir görevi olarak tanımlanmıştır(Aytür 1970:179).

1961 Anayasasında kalkınma planı 129. maddede düzenlenmiştir. Bu maddede İktisadi, sosyal, kültürel kalkınma plana bağlanır. Kalkınma bu plana göre gerçekleştirilebilir.

Plan, bir amaca ulaşmada izlenecek yol ve davranış biçimini gösterir. Planlama ise, bir yöneticinin ileriye bakmasına ve kendine açık olan seçenekleri bulmasına yardım eden bir süreç olarak düşünülebilir. Planlama önceden belirlenmiş hedeflerin gerçekleşmesine dönük olarak kaynakların harekete geçirilmesi ve etkin kullanımı sureti ile sonuç almaya yönelen, bilgi temeline sahip bir çaba olarak tanımlanabilir. Plansız etkin bir örgüt yönetimi düşünülemez. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, planlama temel olarak akılcılık kavramına dayanır.

Türkiye’nin planlı kalkınma dönemine hazırlandığı tarihlerde yapılan tanımlama şu şekildedir.   Planlama modern iktisat ilminin kalkınma için ortaya koyduğu bir metot, bir vasıta ve bir tekniktir(DPT:1973).

Planlama bir yol haritası ve pusula olarak kabul edilebilir. Mevcut refah düzeyinden daha yüksek bir sosyal refah düzeyine ulaşmak için ulusal düzeyde gerekli amaç, araç, ve kaynak bileşiminin organize edilmesi, ancak planlama ile gerçekleşebilir.  Amaçlar çok çeşitli olup insanların gelecekteki ihtiyaçlarını gidermek için belirlenir ve tanımlanır.  Bunlar ekonomik, politik, sosyal, kültürel, eğitimsel, askeri amaçlı olmak üzere çeşitli şekilde tanımlanabilir. Çeşitli özelliklerine göre planlar, kısa, orta,  ve uzun vadeli planlar; yol gösterici ve emredici planlar; makro düzeyde ve mikro düzeyde planlar; ulusal bölgesel ve yerel düzeyde planlar olarak farklı biçimde sınıflandırılabilirler. Konularına göre de eğitim planlaması, sosyal planlama, ekonomik planlama, kalkınma palancılığı türlerinden söz edilebilir.

          1.1.1. Eğitim Planlaması

 

Eğitim planlamasının temel amacı, eğitime ilişkin düzenlemeleri, toplumun çeşitli tür ve kademeleriyle ilgili eğitim taleplerini en etkili biçimde karşılamak, eğitim için tahsis edilen kaynakları verimli bir biçimde kullanmak, sonuçta eğitimden en üst düzeyde yarar elde etmek, kısaca eğitim sisteminin etkililiğini sağlamaktır.  Eğitim planlamasında, planı hazırlamakla görevlendirilmiş organlar tarafından planın temel amaçları belirlenmekte, sayılarla ifade edilen hedefler oluşturulmakta, belirli araçlar kullanılarak plan hazırlanmaktadır.  Eğitimde planlama çalışmaları makro (ulusal) ve Mikro(yerel ) düzeyde olabilir. 5 yıllık kalkınma planları, 5018 sayılı kamu mali yönetimi merkezi olarak hazırlanmaktadır (Gümüş, Şişman. 2012:147).

1.1.2. Kalkınma Plancılığı

           Kalkınma plancılığı ekonomik planlamanın yanı sıra sosyal planlamayı içeren bir kavramdır. Kalkınma plancılığı nın evrensel ölçüde geçerli tek bir tanımının yapılmasında kimi güçlükler vardır. Anamalcı toplumlarda uygulanan kalkınma plancılığı ile, sosyalist-komünist ülkelerde uygulananlar arasında nitelikleri bakımından büyük ayrımlar vardır.

Anamalcı toplum düzenleri için geçerli olabilecek bir tanım yapmak gerekirse “sistemli bir düşünceye yer verme, eldeki kaynakları önceden saptanmış bir amaca ayırmaya ve bu amacı kıt olan kaynakların en az israfı ile sağlamadır.”

Sosyalist toplum düzeninde ise “plancılık bir bütün olarak ekonomik düzenin geçerli bir incelemesine dayanarak ve belli bir makamın bilinçli kararları ile temel ekonomik faaliyetleri düzenlemek  ve ne kadar üretilmelidir, üretim nasıl ve ne zaman ve nerede yapılmalı ve hangi kesimlere ayrılmalıdır konularını saptamaktır.

Her iki tanımında karşılaştırılmasından da anlaşılacağı gibi anamalcı toplumlarda hükümetler kalkınma plancılığı ile ekonomik olayları sınırlı ölçülerde yönlendirebilirken, sosoyalist toplumlarda merkezi bir otorite, ekonomiyi bir bütün olarak kapsayan planlar yapmakta, plan ereklerini ve bu ereklere ulaştıracak kaynak ve olanakları saptayarak, ekonomik oluşumları kapsamlı ve yaygın biçimde yönlendirmektedir. (Güven, 1995:5-6)

          1.1.3. İktisadi  Planlama

Belli bir dönemde belirli sosyo-ekonomik amaçlara ve sayısal olarak ifade edilebilen hedeflere ulaşabilmek için, bu işle görevlendirilmiş organlar tarafından ve daha önceden saptanan araçları kullanmak suretiyle belli bir bölgede yürütülen faaliyetlerin tümüne iktisadî plancılık denir.

Planlar, kısa, orta ve uzun vadeli olmak üzere belirli bir zaman süresi için hazırlanır. Kısa süreli planlar, 1 yıla kadar olan zamanı; orta süreli planlar 1-5 yıllık zamanı ve uzun süreli planlar ise 5 yıldan fazla genellikle 10-15 yıllık süreleri kapsarlar.

Başarılı bir planlama herşeyden önce planı hazırlayan kişilerin bilgi, tecrübe, zekâ düzeylerine ve özellikle de geleceği şimdiden tah­min etme yeteneklerine bağlıdır. Planlama eyleminde en büyük güçlük, geleceğin planların hazırlandığı sırada isa­betli bir biçimde tahmin edilmesi veya öngörümlenmesidir. Planlamada başarı, büyük ölçüde isabetli tahminle meye bağlıdır. Gelecekte bir takım “belirsizlik” ve “risk faktörleri” ile karşı karşıya gelinmesi, tahminlemeyi güçleştiren en önemli nedenlerden bi­risidir. Belirsizliğe neden olan faktörler arasında; gelecekteki teknolo­jik değişmeler, moda, mevsimlik ve ekonomik, yapısal değişmeler önemli rol oynarlar, yöneticiler, belirsizlik faktörlerinin et­kilerini yok etmede veya hiç olmazsa bunların etkilerini asgariye indirmede birçok önlemler alabilirler. Tahminlemede, başta istatistiksel tahmin yöntemleri olmak üzere, birçok bilimsel tahminleme yöntemlerinden yararlanılır. Plan­ların kapsadığı süre kısaldıkça, tahminleme yöntemlerindeki başarı o derece yükselir (http://www.ekodialog.com/Konular/planlama-nedir-planlama- sureci.html).

          1.2. Planlama Faaliyetinin Oluşabilmesi İçin Gerekli Koşullar

1- Planlama faaliyetlerinin yürütülmesi için  takım kurum ve organlara ihtiyaç vardır. Bu organlar 4 gruba ayrılabilir:

  1. a) Planı hazırlayan organ: Plan hazırlayan organlar ülkeden ülkeye çeşitlilik gösterir. Bunlar, planlama teşkilâtlan, enstitüler veya bakanlıklar olabilir. Bu organlar iktisatçı ve teknik elemanlardan oluşmuştur ve başlıca görevleri, önceki plan döneminde elde edilen sonuçlan değerlendirmek, politik direktifleri kalkınma hedefleri ile bağdaştırmak, mevcut planlarda gerekli değişiklikleri yapmak ve yeni planlar hazırlamak, gereksinmelerle kaynaklar arasındaki dengeyi sağlamak,
  1. b) Planla ile ilgili kararları veren organ: Planlama ile ilgili karar organları, yani planda yer alacak olan altenatifleri seçen, politik tercihleri yapan organlar da yine ülkeden ülkeye değişir. Bazı ülkelerde bu kararlar Yüksek Planlama Kurulları tarafından alınır. Bazı ülkelerde de bu görevi parlamentolar yerine getirir. Özellikle uzun dönemli veya perspektif planlarda hangi alternatiflerin yer alacağını saptayan organ parlamentolardır. Yıllık veya kısa dönemli planlardaki karar seçimini ise hükümetler yapmaktadır. Yine bu kararlan yüksek politik organlar yerine daha küçük düzeyde örneğin maliye, planlama, koordinasyon bakanlıklar gibi organlarca alındığı ülkeler de vardır.
  1. c) Planı uygulayan organ: Planın uygulamasından sorumlu olan organlar arasında şunlar sayılabilir: Merkezi, bölgesel ve mahalli düzeyde devlet kuruluşları ile, istatistik büroları, ticaret odaları gibi bazı özel devlet daireleri; firma, fabrika, ortaklık, kooperatif, banka, ticaret birlikleri gibi özel sektör kurumları. Makro planın uygulanmasından sorumlu olan organlar, genel olarak bunlardır. Mikro planlamada ise, hangi faaliyetin yürütülmesinden hangi organın sorumlu olduğu açıkça belirlenmiştir. Makro-mikro plan ayrımına ilerde değinilecektir.
  1. d) Plan uygulamasını izleyen, kontrol eden organ:Nihayet planların nasıl uygulandığını, amaçların gerçekleşip gerçekleşmediğini kontrol eden ve gerçekleşmeler hedeflerin altına düşüyorsa gerekli uyarılan yapan ve tedbirleri öneren sorumlu organlar vardır. Bunlar arasında, planlama teşkilâtlarının bünyesinde yer alan koordinasyon daireleri, maliye bakanlıkları, merkez bankaları, istatistik enstitüleri, sanayi ve ticaret bakanlıklan, Sayıştay v.b. gibi organlar sayılabilir. Denetleme işlemi idari, mali ve üretim düzeyinde yapılır.

2- Sayısal olarak saptanmış hedeflerin bulunması zorunluluğudur. Gerçekten bir planda «neyin ne kadar üretileceği» sorusu mutlaka cevaplanmalıdır. Gereksinmeler ve kaynaklar miktar olarak saptanabilmelidir. Aksi halde planda tutarlılık sağlanamaz. Oysa tutarlılık bir planın kalitesini belirleyen önemli bir unsurdur.

3-Öte yandan plan yapmak bir anlamda «tahmin» yapmak demektir. Ancak bu tahminlerin sağlıklı ve gerçeğe yakın, geçerli tahminler olması gerekir. Bu bakımdan planlama, istatistik kanunlarına ve olasılık teorisine dayanarak gelecekteki gelişmeleri doğruya en yakın bir şekilde tahmin edebilmelidir.

4- Planlamada önemli bir diğer unsur, süredir. Her plan belli bir süreyi veya dönemi kapsar. Böylece planda yer alacak çeşitli projelerin tamamlanması plan dönemi ile sınırlandırılmış olacaktır. Plana dinamik bir bütünlük verebilmek, ancak zaman boyutu koymakla mümkündür. Çünkü zaman sının koymaksızın her proje veya planı gerçekleştimek elbette olanak dahilindedir. Ancak böyle bir sürecin planlama sayılamıyacağı da açıktır.

5- Planlama rasyonel bir faaliyet olmalıdır. Yani planlamaya girişmekle sağlanacak yarar ve katlanılacak fedakârlıklar açık ve seçik bir şekilde ortaya konabilmeli, planlama faaliyetinin neye mal olabileceği sorusu cevaplanabilmelidir. Bu nedenle hedeflerin seçiminde ülke olanaklarına dikkat etmek gereklidir. Ülke olanaklarının çok üzerinde saptanmış hedeflere ulaşmak üzere hazırlanmış bir plandan, toplumu aşırı ölçüde sıkıntıya sokması yüzünden bir süre sonra vazgeçmek durumu ortaya çıkabilir.. Çünkü plan yapmak demek, planlama olmadan gerçekleştirilmesi mümkün  olmayan hedeflere ulaşmak demektir.

6- Planlama iktisat kanunlarından yararlanmayı gerektirir.

7- Planlamanın belli bir bölgeyi kapsaması gerekir. Tüm ülke veya bir bölge için bir ya da birden fazla plan yapılabilir. Ancak önemli olan, plan belgesinin uygulama yerini açık olarak göstermesidir.

8- Bir planda, belli hedeflere ulaşmak için hangi araçların ne şekilde kullanılacağı açık bir şekilde ortaya konmalıdır.

Kısaca planlama, kendiliğinden ortaya çıkan biçimde değil fakat önceden karar verilen esaslar çerçevesinde ve bilinçli bir şekilde hazırlanan ekonomik kalkınma faaliyeti olmalıdır.(Öney, 1980:19-24)

          1.3. Planlamanın Yararları

1-Planlama, yöneticinin dikkatini geleceğe yöneltir. Yöneticilerin geleceği daha isabetli ve açık bir biçimde görme alışkanlığını kazanmalarına yardımcı olur.

2-Planlama, yöneticiye uzun süreli düşünme alışkanlığı kazandırır. Böylece
planlama yöneticileri kısa süreli kar ve çıkarların üstüne çıkarır ve uzun süreli kararlar almaya alıştırır.

3-Planlar, yöneticiyi belirlenen amaca yöneltir ve çabaların bu amaç etrafında
yoğunlaşmasını sağlar. Böylece, zaman ve emek kaybı önlenmiş olur.

4-Planlar, en az harcama ile amaca ulaşma yollarını öngördüğünden, rasyonel
ve ekonomik davranma olanağı sağlar.

5- Planlar, yetki devrini kolaylaştırır.

6- Planlar, denetim için kullanılacak standartları ortaya koyar ve etkin bir denetim olanağı verir. Tüm bu yararlarından ötürü, kötü bir planın bile plansızlıktan daha iyi olduğu kabul edilmektedir.

  1. PLANLAMA AMAÇLARI

 2.1. Planlamayı Bir Teknik Olarak Kabul Eden Amaçlar

Planlama, sadece teknik olarak görenlerin anlayışına göre, daha yüksek yaşama düzeyine ulaşmak için, ekonomik çabaların rasyonel kılınmasıdır.  Bu anlayışla hazırlanacak planlarda, formüle edilen amaçlar şunlardır:

  • Geleceğe ait kararları planlamak
  • Özel girişim düzeyinde, daha yararlı sonuçlar veren işletmecilik ilke ve yöntemlerini, kamu kesiminde uygulamak
  • Piyasa araştırması yapmak
  • Geleceğe ilişkin belirsizlik ve riskleri mikro ve makro düzeyde azaltmak

2.2. Ekonomik Açıdan Önem Taşıyan Amaçlar

Burada iktisadi kalkınmaya ait olarak saptanmış olan hedefler önde gelir. Bu grup amaçları şöyle özetleyebiliriz.

  • Kaynakların optimal kullanımı
  • İşgücünün tam kullanımı
  • Üretim kapasitesinin tam kullanımı
  • Yaşam düzeyinin yükseltilmesi
  • Ekonomide büyümeyi gerçekleştirmek
  • Konjonktür dalgalanmalarının azaltılması
  • Fiyatlarda istikrarı sağlamak

         2.3. Siyasal Açıdan Önem Taşıyan Amaçlar

Bazı ülkelerin kalkınma planlarında ekonomik nitelikte değil, siyasal yönü ağır basan amaçların gerçekleşmesi istenir. Bu amaçlar:

  • Ulusal savunma ya da silahlanma amacına yönelik planlama
  • Birleşik bir devlet sistemi kurmak, ulusal birliği gerçekleştirmek için hazırlanan planlar
  • Çeşitli sistemler ve ülkeler arasındaki rekabetten üstün çıkmak için kullanılan planlar

         2.4. Yapısal Değişiklik Öngören Amaçlar

 

Toplumsal değişmenin planlamasına ilişkin planlar şunlardır.

  • Kurumsal alanda değişiklik öngören planlama ( Toprak-vergi reformu gibi)
  • Rekabet yapısıyla ilgili düzenlemeleri kapsayan amaçlar
  • Toplumun tüm yapısını değiştirmeyi hedef alan amaçlar.(Öney,1980: 24-30)

        PLANLAMA ARAÇLARI

 

Planlama araçları, gerek planlama çalışmalarında, gerekse planlarda saptanmış olan amaçlara ulaşmak için kullanılacak, nitelik ve nicelik yönünden tanımlanmış araçlardır.(Öney,1980:33) Planlama araçları, farklı ekonomik gelişme düzeylerindeki ülkelerde, farklı biçimler alabilir. Ülkelerin ekonomik potansiyeline göre farklı uygulamaların olması gayet doğaldır. Bu nedenle gelişmiş bir ülkede uygulanan eğitim planını az gelişmiş bir ülkeye uygulamaya çalışmak büyük bir risktir ve yanında problemler getireceği de bir gerçektir. Bu nedenle toplumlar amaçlarını belirlemesi ve uygulamaların başarılı sonuç vermesi için seçeceği araç çok önemlidir.

Türkiye, 1960’dan sonra planlı kalkınma dönemine girmiş ve 1961 anayasası ile planlama devletin bir görevi olarak tanımlanmıştır. 2005 yılında da Strateji Geliştirme Başkanlığı kurulmuştur. Bu yıllarda 5 yıllık kalkınma planların eğitim planlamaları da yapılmıştır. Sekiz defa yapılan beş yıllık kalkınma planı 2007-2013 arası altı yıllık dokuzunca kalkınma planı hazırlanmıştır.

Kalkınma planları içindeki eğitim planlarının iki temel amacı bulunmaktadır: “Toplumun eğitim düzeyini yükseltmek” ve “ekonominin gereksinim duyduğu insan gücünü yetiştirmek”. Bu iki temel amaç, Birinci Plan’dan itibaren tüm kalkınma planlarında görülmektedir.

Eğitim sistemi için ilk yazılan rapor 1924 yılında ABD’li Felsefeci John DEWEY tarafından yazılan Türk Eğitim Sistemi Raporudur. 1957 yılında da Ford Vakfı öğretmen yetiştirme konusunda bir rapor sunmuştur. 1939 dan 1960 a kadar altı defa Milli Eğitim Şura toplantıları yapılmıştır. 2010 yılında 18. Şura toplantısı gerçekleştirilmiştir. Eğitim yatırımlarının miktar olarak artması tek başına yeterli değildir. Önemli olan bu yatırımların doğru yerlere yapılmış olmasıdır.

Öney İktisadi planlama kitabında araçları üç guruba ayırmıştır.

           3.1. İdari Nitelikteki Araçlar

Kamu organlarının, plan uygulamasını etkileme amacıyla kullandıkları araçlardır. Bu araçlar anayasa, kanun, kararname, yönetmelik, tebliğ gibi belgelerdir.(Öney,1980:34) Vergi politikaları ve bütçeler bunlardan bazılarıdır. Mesela vergi politikamıza göre bazı ürünlerde ve belgeler üzerinden “Eğitime Katkı Payı” alınmaktadır. Bütçe görüşmelerinde de eğitim için pay ayrılmaktadır.

            3.2. İktisadi Nitelikteki Araçlar

Planlanan hedefi gerçekleştirmek amacıyla, planlama kapsamına giren kişi, işletme veya kurumlara sağlanan maddi nitelikteki özendirici yöntemlerdir. Örneğin Eğitime %100 destek projesi, Dünya Bankası kredi destek projeleri, özel okullar ve ya eğitim yerleri için teşvik kredilerinin verilmesi, eğitim alanındaki çalışmalarda vergi indirimleri sağlanması gibi. Belirli zaman aralığında yapılan çalışmalar iktisadi nitelik taşır.

            3.3. Yansız Araçlar

Yönetsel ve İktisadi nitelikte olmayan, sadece planlama mekanizmasının daha etkin işlemesine sağlayan araçlardır. İstatistiksel verilerin toplanması, örnek muhasebe sistemi, programlama teknikleri, ekonometrik modeller, yıllık programlar ve sektör programları yansız nitelikte araçlardır.

Planlamanın işlevsel bir sınıflaması yapılarak, bu sınıflama içinde kalkınma plancılığının yeri saptanabilir. Bunları da dört ana küme etrafında toplayabiliriz. (Güven,1995:2)

  1. Toplumu düzenleyici esas kurum olarak planlama, sosyalist toplumlardaki planlamayı içerir.
  2. Bir toplumsal kurumu düzeltici, yardımcı bir kurum olarak planlama, toplumsal düzeyde bir planlama işlevi olup, anamalcı toplumlardaki planlamayı kapsamaktadır.
  3. Modern ekonominin bir servis sektörü olarak planlama, burada planlama bürokratik bir yapıya koşut olarak gelişmekte ve bir tür danışmanlık işlevini görmektedir.
  4. Eylemde ve düşüncede bir aşama olarak planlama, kişi ve eylem düzeyinde kalan bir plan çeşididir.

Eğitim ve yetişmelerin gelişmiş ülkelerin iktisadi kalkınmasına önemli derecede katkıda bulunduğu hususunda genel ve kesin bir fikir beraberliği mevcuttur.(Serin,1979:153) Özellikle ikinci dünya savaşı sonrasında eğitimin ekonomik gelişmeye yaptığı etki ile ilgili araştırma ve incelemeler, eğitim ekonomisinin bilimselleşmesine önemli katkı yaptı.(Karakütük,2012:19)

Eğitim planlamasını başlıca iki gurupta toplayabiliriz. Bunlar nitel planlamaya ilişkin çalışmalar; örneğin, ders programları, içerikleri, kazanımları, sistemin amaçları ve nicel araştırmaya ilişkin çalışmalar; örneğin, maliyet, okullaşma oranı, talebin karşılanması, personel alımı, gerekli olan araç-gereç ihtiyacı vb. gibi alanlara ilişkindir.

Eğitim Planlaması Yaklaşımları;

Eğitim planlamasında genel olarak iki klasik yaklaşım bulunmaktadır. İnsangücü gereksinimleri yaklaşımları ve sosyal talep yaklaşımı. Bu yaklaşımlar belli varsayımlara dayalı olarak temel ölçütleri ve yöntemleri belirlemede eğitim planlamasına yardımcı olurlar. İnsangücü gereksinimleri ekonominin ayrılmaz bir parçası olup ekonomiyi hızlandıran önemli bir etkendir. Önemli olan burada insanın çağa göre nasıl eğitileceğidir. Aynı zamanda sosyal talep yaklaşımı da gelecekte insanların talep edeceği ve ya gerek duyacağı ortamların hazırlanması sosyal talebin karşılanması için bu yerleri sunmaktır.

 

  1. PLAN ÇEŞİTLERİ

Plan; bir amaca ulaşmada izlenecek yol ve davranış biçimini gösterir.

Planlama; önceden belirlenmiş amaçları gerçekleştirmek için yapılması gereken işlerin saptanması ve izlenecek yolların seçilmesidir. Planlama, geleceğe bakma ve olası seçenekleri saptama sürecidir yani geleceği düşünmedir. Yani bir eylemle ilgili tüm etkinliklerin önceden hazırlanması sürecidir. Planlamayı ekonomik anlamda bir kaynak dağıtım mekanizması olarak da görmek mümkündür. Bu açıdan baktığımızda, planlama sınırsız ihtiyaçlar ile sınırlı kaynaklar arasında bir dengeyi sağlama mekanizmasıdır.

.4.1.Kalkınma planı

Kalkınma Planı Devlet Planlama Teşkilatı tarafından hazırlanan planlardır. Bu planların ilki 1963 yılında onaylanarak uygulanmaya başlanmıştır. Kalkınma Planları ile toplam yatırımlar ve harcamalar, ülkedeki talep durumu, tasarruf eğilimleri göz önüne alınarak hedeflenen büyümeye ulaşılmaya çalışılır. 5 yıllık bir süreci kapsayan Kalkınma Planları’nın onay yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndedir.

4.2.Bölge planı

Bölge Planı Sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planları, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yapılır ya da yaptırılır.

4.3.Stratejik plan

Stratejik Plan kamu idarelerinin orta ve uzun vadeli amaçlarını, temel ilke ve politikalarını, hedef ve önceliklerini, performans ölçütlerini, bunlara ulaşmak için izlenecek yöntemler ile kaynak

dağılımlarını içeren “Stratejik Plan”, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile birlikte 5393 sayılı Belediye ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunları ile hazırlanır.

4.4.Kısmi ve genel planlar

Kısmi plan, genel olarak planlama uygulamasına yeni başlayan ülkelerde, kalkınma planına temel oluşturmak üzere çeşitli kamu kuruluşlarına ait proje ve programların hazırlanıp bir bütün halinde toplandığı bir plan türü. Bu plan türü kapsadığı etkinlik ve alanlar itibariyle genel planlardan ayrılır.

4.5. Uzun, orta ve kısa dönemli planlar

Bu tarz planlar süresine göre ayrılmaktadır. Kısa dönemli planlar bir yıllık olup ayrıntılı açık ve nettir. Orta dönemli planlar, genellikle 5-7 yıllık bir dönemi kapsar. Bu süre büyük yatırım tasarılarının gerçekleştirilmesi için gerekli süredir. Uzun vadeli planlar ise 20-30 yılı kapsayabilir. Bu planlar bir bütün olarak ekonomide çeşitli sektörlerde karşılaşılacak sorunların çözümünü gösteren genel nitelikteki makro hedefleri içerir.(Günsoy,1997:138)

4.6. Makro ve mikro planlar

Makro planlar tüm ekonomiyi, toplumun bütününü kapsayan ve buna göre ilkeler, politikalar ve hedefler öngören planlardır.  Geniş kapsamlı olup ülke dizeyindeki sorunlarla ilgilidir. Mikro planlar ise toplumun tümü yerine yalnızca belirli bir kesimi ve ya bölümü kapsamaktadır.(Güven,1995:15)

4.7. Eğitim Planlaması

Eğitim planlamasında,  planı hazırlamakla görevlendirilmiş organlar tarafından planın temel amaçları belirlenmekte, sayılarla ifade edilen hedefler oluşturulmakta, belirli araçlar kullanılarak planlar hazırlanmaktadır. Eğitimde planlama çalışmaları makro(ulusal) ve mikro(yerel) düzeyde olabilir.(Gümüş,Şişman,2011:148)

Eğitim planlaması yaklaşımları arasında toplumsal talebin tahmin edilmesi, insan gücü gereksinimleri planlaması, getiri oranları analizi ve maliyet-etkililik analizi sayılabilir. Türkiye’de geleneksel olarak eğitimin planlanmasında kullanılan başlıca araçlar 5 yıllık kalkınma planları ve yıllık programlar, hükümet programları ve merkezi hükümet bütçeleridir.

Eğitim planlaması yapılırken kısa, orta ve uzun vadeler göz önüne alınarak sürekli olarak istatistiksel veriler tutulur. Bu veriler değerlendirilerek planlamalar yapılır. Bunlar okur yazar oranları, mesleki ihtiyaçlar, bilimsel ihtiyaçtan doğan ara nitelikli eleman ihtiyacı, hayat boyu öğrenme gibi sürekli olarak dönem dönem planlar hazırlanır uygulamaya konulur. Bunun içinde ilk ihtiyaç finansman ve insan gücüdür.

Bir ülkenin eğitim planı hazırlanırken ön koşul olarak o ülkenin demografik ya da nüfus yapısı, eğitim istatistikleri, eğitim için tahsis edilen kaynaklar ve eğitim sektöründe yer alan insan kaynaklarının bilinmesi gerekir.(Gümüş ve Şişman,2011:168)

Eğitim planlaması istihdam planlamasıyla paralel ilerler. Ancak eğitim planlaması daha çok soyut ve toplumsal amaçları ele alır. Eğitim planlaması toplumun tamamını ilgilendirirken iş gücü planlaması daha çok toplumun çalışabilecek olan kesimiyle ilgilenir. Bir başka fark ise iş gücü planlaması tamamıyla ülke ekonomisinde üretimin arttırılması, refahın sağlanması hedeflenirken, eğitim planlamasında bireyin mevcut şartlarda en iyi bir biçimde yetiştirilmesi  sosyal ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanması hedeflenir.

4.8. Beşeri sermaye kavramı ve insan gücü planlaması

Beşeri sermaye, bireylerin sahip olduğu bilgi, beceri ve niteliklerin değerini ifade etmektedir. Beşeri sermayeyi geliştirmenin temel yolu da eğitim olarak görülmüştür. Eğitimin ekonomik işlevlerinden biri de toplumun çeşitli alanlarda ihtiyaç duyduğu nitelikte ve nicelikte insan gücünü yetiştirmek olarak tanımlanır.

İnsan gücü planlamasında, mevcut insan gücüne ilişkin doğru bilgilerin toplanması, sınıflandırılması, yorumlanması,  söz konusu insan kaynaklarının talepleri, beklentileri, özellikleri ve istihdam edilebilecekleri diğer alanların belirlenmesi, gelecekte ihtiyaç duyulacak insan gücünün karşılanması için gerekli tekniklerin geliştirilmesi gibi bir dizi süreçler gerekli görülmektedir.

4.9. Nüfus yapısı ve insan gücü- Eğitim Planlaması

Eğitim ve insan gücü planlamasının bir boyutunu ülkenin nüfus yapısı oluşturmaktadır. Nüfusun yaş ve cinsiyetlere, coğrafi alanlara göre dağılımı, kentte ve kırsal alanda yaşayan nüfus, okul çağındaki insanların yaş yapısı ve okullaşma oranları, yaş yapısına göre eğitim harcamaları, ülke nüfusunun mesleklere ve sektörlere göre dağılımı, doğrudan eğitim ve insan gücü planlaması ile ilgili konular kapsamında görülmektedir.

Ayrıca nüfus yapısındaki değişmeler, ülkedeki ortalama doğum ve ölüm oranları, muhtemel iç ve dış göçler, ulusal ve bölgesel düzeyde okullaşacak yaklaşık öğrenci sayıları da planlama çalışmalarında yer alan konulardır.(Şişman, 2011:26)

 AZ GELİŞMİŞ ÜLKELERDE PLANLAMA SORUNU

 Kamu kesiminde insan gücü ve eğitim planlaması özünde yalnızca insan gücü gereklerinin projeksiyonu değil aynı derecede önemli olan ,projeksiyonu yapılan talep ve arzın ulaştırılmasıdır(Öktem,K,Amme İdaresi Dergisi).

Az gelişmiş ülkeleri iktisadi planlama faaliyetine iten en önemli neden, bu ülkelerdeki piyasa mekanizmasının yeterince işleyememesi ve kalkınma sorunlarını çözümleyememesidir. Az gelişmiş ülkelerin sorunları ile ilgilenen iktisatçılar, bugün yeryüzünde birçok az gelişmiş ülkenin bulunmasını piyasa mekanizmasının işleyişindeki aksaklıklara bağlamakta ve ekonominin tümünü kapsayan ulusal kalkınma planlarını, bu ülkelerin kalkınmalarının vazgeçilmez unsuru olarak görmektedirler. Bu iktisatçıların pek çoğu, piyasa güçlerinin kalkınma sorunlarını çözemeyeceği ve az gelişmiş ülkelerin kalkınmaları için iktisadi planlamanın gerekli olduğu konusunda birleşmektedirler(Öney,1980,s:7).

Devletler, bölgelerarası dengesizlikle mücadele edebilmek için bölgesel politika, bölgesel plan ve teşvik başta olmak üzere birçok uygulamaya başvurmuştur. Ancak, küreselleşmeyle birlikte bölgelerarası dengesizlikleri gidermek devletlerin asli öncelikleri arasından giderek çıkmaya başlamıştır. Bunun yerine, küresel rekabette avantaj elde etme unsuru gündeme gelmiştir. Bu yeni ortamda ülkelerden ziyade bölgeler önem kazanarak küresel rekabetin temel unsuru haline gelmeye başlamışlardır. Bölgelerin artan önemi ve küresel rekabette farklılaşmanın zorunluluk haline gelmesiyle bilgi teknolojileri ve bilgi yoğun üretim bu noktada ortaya çıkan stratejiler olmuştur. Bölgelerde kalkınma stratejilerini bu çizgide belirlemişlerdir.(Bölgesel sorunlar ve Türkiye sempozyumu 1-2 ekim 2012).

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra doğrudan sömürgeciliğin de tasfiyesi ile ülkelerin ekonomik ve siyasal olarak birbiriyle rekabet eden üç kutupta toplandığı görülmektedir. Birinci ve ikinci kutuplarda kapitalist Batı ve sosyalist Doğu yer alırken diğer yanda ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda “geri” ve“ilkel” olarak nitelenen “Üçüncü Dünya” oluşturulmuştur. Üçüncü Dünya ile diğerlerini ayıran en önemli fark “gelişmişlik düzeyi”dir. Üçüncü Dünya’nın nasıl “gelişeceği”ne ilişkin bilimsel çalışmalar sırasında, Batı’nın doğrusal tarih anlayışı gereğince, bütün toplumların aynı süreçlerden geçerek evrimleşeceği ve Batı’nın bulunduğu aşamaya ulaşacağı teorisi geliştirilmiştir. Bu teorinin doğal sonucu da “azgelişmiş” denilen ülkelerin “gelişmiş” ülkeleri taklit ederek kalkınabileceği düşüncesi olmuştur.Kalkınmanın ön koşulu ise üretim artışıdır.(Küçüker,2008,s:14)

 5.1.Az Gelişmiş Ülkelerde Piyasa Mekanizmasının İşleyişindeki Aksaklıklar

Azgelişmiş ya da bağımsızlığını savaş sonrasında kazanmış ülkelerde planlamanın iktisadi bir araç olarak kullanılmaya başlanmasında, uluslararası örgütlerin önemli bir rolü olmuştur. Birleşmiş Milletler (özellikle UNESCO), Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ve Dünya Bankası, “azgelişmiş” ülkelere planlama için gerekli mali, teknik,uzman vb. destekleri vermişlerdir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan ve 1970’lerin sonuna kadar devam eden planlı kalkınma sürecinde,“azgelişmiş” ülkelerde 300’ün üzerinde plan hazırlanmıştır (Agarwala, 1983,5’ten akt: Sezen, 1999, 51).

Bu planların birçoğu, yalnızca yabancı yardım ve yatırımlar için öncelikli yatırım projelerini içeren bir listeden ibarettir(Wu,1979, 11’den akt: Sezen, 1999, 51).

1980’lerin başında Dünya Bankası’na üye yaklaşık 80 “azgelişmiş” ülkenin % 80’inde orta vadeli kalkınma planları hazırlanmıştır(World Bank, 1983, 66’dan akt: Celasun, 1984, 340).

Az gelişmiş ülkelerde devlet, üretim kaynaklarını kullanımını çeşitli yollardan etkilemektedir. Bunun sonucunda üretim faktörlerinin fiyatları, arz-talep dengesine göre oluşamamaktadır.

Örneğin az gelişmiş ülkeler işgücü faktörünün yoğun olduğu ülkelerdir. Bu ekonomilerde emek, tarım kesiminde büyük ölçüde gizli işsiz durumundadır. Başka bir deyişle, belli bir ücret düzeyinde emek arzı emek talebinden yüksek olmaktadır. Emek arzının talepten yüksek olması ücretlerin azalmasına yol açabileceği için,bu ülkelerde devlet asgari ücret politikası uygular. Ancak devletin asgari ücretleri saptaması şeklindeki müdahalesi, emeğin cari ücretinin denge ücretine oranla daha yüksek olması ile sonuçlanır. Benzer durum sermaye ve döviz faktörleri için de söz konusudur. Bu faktörler, az gelişmiş ülkeler açısından son derece önemli ve aynı zamanda da kıt olan faktörlerdir. Dolayısı ile belli bir sermaye ve döviz fiyatında bu kaynakların arzı, talebi karşılamaya yetmemektedir. Bu nedenle devlet, çok kere, gümrükler, kotalar, kredi tavanları ve buna benzer tedbirlerle bu faktörlerin talebini kısıtlayıcı yollara başvurur. Bu tür müdahaleler, söz konusu faktörlerin fiyatının,arz-talep dengesinin sağladığı denge fiyatının altında çıkmasına yol açacaktır.

Gelişmişlik düzeyiyle işgücünün sektörel dağılımı arasında yakın bir ilişkinin olduğu bilinmektedir. Gelişme düzeyi arttıkça işgücü, tarım sektöründen sanayi ve hizmetler sektörüne geçecektir. Çünkü ekonomik gelişme, tanımı gereği ileriye doğru bir toplumsal ve ekonomik değişimi ve dönüşümü ifade eder. İktisadi analizlerin hemen hemen tamamı için gelişmenin seyri tarım, imalat, sanayi ve hizmetler şeklinde sıralanır (Clark, 1986: 17).

Başka bir ifadeyle ekonomik kalkınma hızlandıkça işgücünün sektörel dağılımı tarım sektörünün aleyhine, tarım dışı sektörlerin lehine olacaktır. Fakat geri kalmış ülkelerde gelişme hızı düşük olduğu için, tarım sektöründeki işgücü fazlası diğer sektörlere aktarılamamakta ve bu nedenle de gizli işsizlik oranı artmaktadır(C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 3, Sayı 2, 2002).

Geri kalmış ülkelerin problemlerinden birisi de yetersiz sermaye birikimidir. Bilindiği gibi üretim miktarındaki artışın önemli bir etkeni sermaye miktarındaki artıştır. Sermaye birikimi hem parasal gelir artışının hem de üretim kapasitesi yaratılmasının kaynağıdır.Halbuki geri kalmış ekonomilerde sermaye miktarı çok yetersiz olduğu gibi aynı zamanda çok yavaş bir hızla artmaktadır.Bunun bir nedeni bu ülkelerde milli gelir oranının düşük olmasıdır. Nüfustaki büyüme oranının yüksekliğiyle beraber milli gelir düzeyindeki düşüklük, sermaye miktarının düşük kalmasına ve aynı zamanda artışın yavaş olmasına neden olmaktadır.

Geri kalmış ülkelerde piyasa mekanizmasının işleyişindeki aksaklıkları başlık altında toplayacak olursak;

1- Mal ve Faktör Fiyatları Gerçekçi Değildir

2- Üretim Unsurlarının Miktar ve Mahiyetleri Değişebilir.

3- Büyük Kâr Payı Dönemleri Kısadır.

4- Yeni Yatırımlar Fiyatları Etkiler diyebiliriz.

5.2.Az Gelişmiş Ülkelerin Başlıca Kalkınma Sorunları

Az gelişmiş ülkeler bir yoksulluk çemberi içindedirler. Bu çember hem arz hem de talep yönünden söz konusudur. Talep yönünden soruna bakıldığında şu durum ortaya çıkmaktadır. Bu ülkelerde kişi başına reel gelir düşüktür. Reel gelir düşük olunca tasarruflar da düşük olmaktadır. Tasarrufların düşük bir düzeyde olması, yatırımların da yetersiz bir düzeyde kalmasına ve sermayenin kıt bir faktör haline gelmesine yol açmaktadır. Sermaye yetersiz olunca, verim düşük kalmakta ve bu durum kişi başına reel gelirlerin düşük bir düzeyde oluşmasına yol açmaktadır. Arz yönünden ise bu sorun şöyle açıklanabilir: Bu ülkelerde kişi başına reel gelirler düşüktür. Reel gelirlerin düşüklüğü satın alma gücünün yetersiz kalmasına ve dolayısı ile piyasaların darlığına yol açar. Piyasaların yeterince büyük olmaması,girişimcilerin yatırım yapma arzularını engelleyici bir faktördür.Dolayısı ile yatırımlar sonucu küçük kapasiteler oluşmakta,küçük kapasitelerde ise verimlilik düşük olmaktadır. Düşük verimlilik de, tekrar çemberi tamamlamak üzere, kişi başına reel gelirin düşük çıkmasına yol açmaktadır. Böylece az gelişmiş ekonomiler,hem talep hem de arz yönünden bir yoksulluk çemberi içinde bulunmakta ve serbest piyasa mekanizması böyle bir çemberi kırmakta yetersiz kalmaktadır.Az gelişmiş ülkelerin kalkınmalarını etkileyen çok önemli bir faktör de, hiç kuşkusuz, nüfus baskısıdır. Bazı iktisatçılar, bu ülkelerin yoksulluklarını Neo-Malthusyen modellerle açıklamaktadırlar.Bunlara göre, bu ülkelerde kişi başına gelirler çok düşüktür.Ekonomide sağlanan bir gelir artışı, nüfus artışına yol açacak ve artan nüfus başlangıçta oluşmuş bulunan gelir artışını emerek, kişi başına gelirin tekrar eski düzeyine inmesine neden olacaktır. Gerçekten de az gelişmiş ülkelerin çoğunda nüfusun geliri azaltıcı faktör olduğu ve harcanan çabaları etkisiz bıraktığı açıktır. Bu ülkelerde, kalkınmayı olumsuz yönde etkileyen,geliri azaltan faktör sadece nüfus artışı da değildir. Başka faktörlerde vardır. Örneğin modern teknolojinin uygulandığı sektörlerle geleneksel üretim kesimleri arasındaki çatışmalar, gelirin azalmasına yol açabilir. (Öney,1980,s:9).

 

5.3.Az Gelişmiş Ülkelerde Planlamanın Niteliği

Azgelişmiş ülkelerde fiyat mekanizması iyi işleyememekte, optimal kaynak dağılımı sağlanamamaktadır. Ekonomi piyasa mekanizmasının işleyişine terkedildiğinde kalkınma sorunları çözümlenememektedir. Bu durum piyasa mekanizmasına müdahaleyi zorunlu kılmaktadır. Devlet fiyat sisteminin yurt içindeki işleyişine olduğu kadar uluslararası ticarette de müdahaleci bir politika izlemek zorundadır(Öney,1980,s14).

Az gelişmiş ülkelerde birden fazla planlama yöntemleri geliştirilmiş olup, bunlardan bazıları şunlardır:

Dengeli Kalkınmaya Yönelik Teoriler

Dengesiz Kalkınmaya Yönelik Teoriler

Doğrusal/Aşamalı Kalkınma Teorileri

Neo-Liberal Yaklaşımlar

Bağımlılık Teorileri(Yavilioğlu,2002,s:54)

Bu teorilerle ekonomistik yaklaşımlar, geri kalmış toplumların yukarıda anlatılan tarımsal işgücünün fazlalığı, tarımsal prodüktivitenin düşüklüğü, yetersiz sermaye birikimi, hızlı nüfus artışı, yapısal, teknolojik, bölgesel ve sosyolojik düalizm,piyasaya aşırı ve/veya yetersiz devlet müdahalesinin oluşu, yerel ekonomilerin gelişmiş dünya ekonomilerine bağımlı oluşları ve piyasaların darlığı gibi, sınırları salt ekonomik olgularla çizilmiş sorunlarıyla ilgilenmektedirler.

 

5.4.Türkiye’de Eğitim Planlaması

Türkiye’de 1960’ların başından itibaren eğitim sisteminin sorunlarını planlama ile çözme eğilimi güçlenmiştir. Planlı dönem boyunca “plansızlık”, “plana uygun politika ve kararların yaşama geçirilmemesi” ve “plan hedeflerine ulaşılamaması”, eğitim sorunlarının çözülememesinin nedenleri arasında sıkça dile getirilmiştir (Adem, 1995:152; Kurtkan, 1977:267).

Bu ilk planlama deneyimlerinin ardından 1950-1960 yılları arasında plansız bir dönem geçirilmiştir. Bu döneme bir tepki olarak gerçekleşen 27 Mayıs Darbesi’nin ardından “planlı kalkınma” politikası benimsenmiştir (Erder, Karaosmanoğlu, Çilingiroğlu ve Sönmez, 2003).

1961 Anayasası ile birlikte Türkiye’de kalkınma planlarının hazırlanması yasal bir zorunluluk olmuştur. Birinci Plan’dan itibaren Türkiye’de kalkınma planları, ekonomik, toplumsal ve kültürel alanı kapsamına alan “bütüncül” bir planlama anlayışı içinde “makro”, “merkezî” ve “aşamalı” olarak hazırlanmıştır (Hesapçıoğlu, 2001).

Planlı kalkınma politikası çerçevesinde eğitim de “ekonominin insangücü gereksinimini”karşılayan ve “halkın eğitim düzeyini yükseltmek” suretiyle toplumsal değişmeye katkı sunan bir “sektör” olarak kalkınma planları içindeki yerini almıştır. Eğitim planlaması uzun bir dönemi kapsamalıdır. Planlar; kısa, orta ve uzun dönemli olmalıdır. Kısa dönemli planlar 1-2 yılı, orta dönemli planlar 4-5 yılı, uzun dönemli planlar ise 10-15 yılı kapsamalıdır.

Aydın’a (1991) göre eğitim planlaması şu özelliklere sahip olmalıdır;

(1) Eğitim planlaması, toplumsal ve ekonomik kalkınma planları ile bütünleşmelidir.

(2) Eğitim planlaması, eğitim sistemini bir bütün olarak almalı ve kapsamalıdır.

(3) Eğitim planlaması, eğitimsel gelişmenin hem nitel hem de nicel yönleri ile ilgilenmelidir.

(4) Eğitim planlaması eğitim yönetiminin ayrılmaz bir parçası olmalıdır.

Kalkınma planları içindeki eğitim planlaması çalışmaları, bir yandan ekonomik ve toplumsal gelişmenin gerektirdiği görevleri yerine getirmek için gereken kaynakların sağlanmasına, diğer yandan da sağlanan kaynağın eğitim sisteminin tür ve düzeyleri arasındaki dağılımına yoğunlaşmıştır. Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal yapısında ve planlama anlayışında meydana gelen gelişmeler (karma ekonomi politikası, 12 Eylül 1980 Darbesi ve sonrasındaki yeni-liberal ekonomi politikaları, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası ile yapılan anlaşmalar, Avrupa Birliği üyelik süreci vb.), eğitim planlamasını ve eğitim sisteminin gelişimini etkilemiştir. Eğitimin, ekonomik ve toplumsal kalkınmanın “araçlarından biri” olarak görülmesinden dolayı bu etkilenme süreci, doğrudan eğitim planlaması yaklaşımlarını belirleyen bir güce ulaşmıştır. Kalkınma planları içindeki eğitim planlarının iki temel amacı bulunmaktadır: “Toplumun eğitim düzeyini yükseltmek” ve “ekonominin gereksinim duyduğu insan gücünü yetiştirmek”. Bu iki temel amaç, Birinci Plan’dan itibaren tüm kalkınma planlarında görülmektedir. Ancak gerek eğitim tür ve düzeylerine ilişkin nicel hedefler, gerekse sistemin nitel açıdan düzenlenmesine ilişkin hedef ve politikalar, ağırlıklı olarak “insangücü yetiştirme” amacına dönüktür. Eğitim tanımlarında da görüldüğü gibi eğitimin kalkınmanın araçlarından biri olarak nitelenmesi, eğitimin işlevlerinin ele alındığı kısımlarda ağırlıklı olarak iktisadi işleve vurgu yapılması, uzun dönemli nicel gelişmede mesleki-teknik ortaöğretim ve yükseköğretime öncelik ve ağırlık verilmesi, kalkınma planlarındaki eğitim anlayışının ekonomik bir çerçeveyle daraltıldığını göstermektedir. Kalkınma planlarının hiçbirisinde eğitimin bir “insan hakkı” olduğuna değinilmemiştir. Bu çerçevede herhangi bir iktisadi kaygıya düşülmeden eğitim politikasının oluşturulması söz konusu olmamıştır. Aksine kaynak kıtlığı ve kalkınmanın iktisadi ve toplumsal hedefleri, eğitimin biçimlendirilmesindeki temel etkenler olmuştur. Bu durumun toplum ve eğitim açısından bazı olumsuz sonuçları olduğu söylenebilir. Temel eğitimin tüm nüfusa yaygınlaştırılması neredeyse 40 yıllık bir süreç sonunda gerçekleştirilmiştir. Kalkınma planlarındaki söylemin aksine uygulamada önceliğin temel eğitime (ilköğretim) verilmemiş olması, bireyin sahip olması gereken asgari bilgi, beceri ve davranışlardan toplumun büyük bir kesiminin uzun yıllar boyunca mahrum kalmasına neden olmuştur. Kalkınma planlarında genel olarak örgün eğitim, yaygın eğitime göre öncelikli bir alandır.Yaygın eğitim, Beşinci Plan’a kadar neredeyse yalnızca insangücü yetiştirme amacına dönük, kısa süreli ve geçici bir araç olarak görülmüştür. Beşinci Plan’da “yaşamboyu eğitim” kavramı altında şekillenen devamlı ve kapsamlı bir süreç oluşturulmaya başlanmıştır. Örgün eğitim sistemi içindeki eğitim tür ve düzeylerine ilişkin anlayışlar da dönem boyunca önemli değişlikler göstermiştir. İncelenen dönem boyunca eğitim tür ve düzeylerine ilişkin politikalarda gözlenen değişim genel olarak değerlendirildiğinde kalkınma planlarında; eğitimin nicel hedeflerinin nitel hedeflerinden, örgün eğitimin yaygın eğitimden, mesleki-teknik eğitimin genel eğitimden ve eğitimin iktisadi işlevinin toplumsal ve kültürel işlevlerinden öncelikli ve önemli görüldüğü söylenebilir.Kalkınma planlarında eğitim sistemine dair hedeflerin gerçekleştirilmesinde çeşitli politika araçları devreye sokulmuştur.

 SONUÇ

Her zaman planlı programlı çalışmanın ve hareket etmenin yarar getirdiği bir gerçektir. Büyük bir genç nüfusa sahip ülkemizin, teknoloji çağını da hızla yakalamasıyla her yaşta eğitimi şart kılmaktadır. Günümüzde örgün ve yaygın eğitimlerin yanında internet üzerinden uzaktan eğitimlerin sayısı da giderek artmaktadır. Her bireye ve her kesime hitap eden yeni eğitim anlayışımız günü kurtarmak değil geleceğe yatırım yapmaktır. O zaman hem ekonomik hem de teknolojik olarak büyürüz. Var olan imkânlarımızı, kaynaklarımızı iyi bir eğitim planlaması ile minimum maliyetle maksimum verim elde edebiliriz. Ancak unutmayalım ki yapılacak planlarda ve yatırımların yerinde verimli kullanılması bu camianın birer neferi olan biz öğretmenlere ve yöneticilere düşmektedir. Bu nedenle birer elimizin bu taşın altında olduğunu unutmadan geleceğimize yön vermek bizlerin elindedir. Başöğretmen Mustafa Kemal ATATÜRK’ün dediği gibi;

Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır”.

 

 KAYNAKÇA

  1. Aytür, M. (1970) Kalkınma Yarışı ve Türkiye. Ankara: Bilgi yayınevi
  2. Erder, N., Karaosmanoğlu, A., Çilingiroğlu, A. ve Sönmez, A. (2003). Planlı Kalkınma Serüveni 1960’larda Türkiye’de Planlama Deneyimi,Panel. İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayını.
  3. Güven, S. (1995) Türkiyede Sosyal Planlama.Bursa:Ezgi kitapevi
  4. Gümüş, E. Şişman, M.(2012)Eğitim Ekonomisi ve Planlaması. Ankara:Pegem
  5. Hesapçıoğlu, M.(2001). Türkiye’de Makro Düzeyde İnsan Kaynakları Planlaması.Ankara: Anı Yayıncılık
  6. Karakütük, K. (2012) Eğitim Planlaması. Ankara:Elhan Kitap
  7. Küçüker E.,(2008), Kalkınma Planları Kapsamında Yapılan Eğitim Planlarının Analizi,Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitim Yönetimi Ve Politikası Anabilim Dalı
  8. Öney, Erden (1980)  İktisadi planlama. Ankara: Sevinç matbaası
  9. Öktem,K.,Kamu Yönetiminde İnsan Yönetiminin Kuramsal Temelleri,Amme İdaresi Dergisi
  10. Yardımcıoğlu M., Kocamaz H., Sezal N.,(2012 Ekim), Türkiye’de Günümüze Kadar İzlenen Bölgesel Kalkınma Politikaları Ve Kalkınma., 2. Bölgesel Sorunlar ve Türkiye Sempozyumu 1-2 Ekim 201
  11. Üçüncü beş yıllık Kalkınma Planı, (1973-1977) Başbakanlık Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı