Küreselleşme ve Üniversite

Toplumsal değişimleri anlamamızın anahtar kavramlarından biri olarak kabul edilen küreselleşme, tüm dünyada bütün sektörleri olduğu gibi, üniversiteleri de etkilemiştir. Dünya ekonomisinin yeniden yapılanmasında ve rekabet edebilmenin şartlarının değişmesinde önemli bir rol oynayan küreselleşme, bilgi toplumunda üniversitelerin rollerinin ciddi şekilde tartışılmasına neden olmuştur (Çetin, 2007).  Özellikle 1980 sonrası üniversiteler, sanayi sonrası dışsal çevrelerden doğan ve sürekli değişen toplumsal, teknolojik, ekonomik ve politik  güçlerin artan baskıları ile karşı karşıyadır. Bu bağlamda devlet ve piyasa arasındaki ilişkiler ve sınır tanımlamaları değişmeye başlamış ve yeni bir kamu işletmeciliği tanımı ortaya çıkmıştır. Bu dönemde, örneğin İngiltere’de, sanayicilere üniversite yönetiminde kilit rol verilmiştir. Tüm Avrupa yükseköğretim kurumlarının devlete ekonomik bağımlılığını azaltmak için farklı uygulamalara yöneldiği görülmektedir. Bu durum kamu sektörüne olan güveni azaltmış, ortak kültüre olan güveni ise arttırmıştır (Tural, 2004: 85-86).

İÇİNDEKİLER

GİRİŞ. 1

1. KÜRESELLEŞME VE ÜNİVERSİTE.. 2

1.2. Küreselleşmenin Yükseköğretime Etkileri 3

1.2.1. Devlet ve Üniversiteler Arasındaki İlişkinin Değişmesi 4

1.2.2. Üniversite Özerkliğine ve Akademik Özgürlüklere Etkisi 4

1.2.3. Bilişim Teknolojilerindeki Değişimin Etkisi 5

1.2.4. Üniversitelerin Uluslararasılaşması 5

1.2.4.1. Beyin Göçü. 6

1.2.5. Üniversitelerin İşletme  Olarak Görülmesi 7

1.2.6. Yükseköğretimin Ticarileşmesi 7

1.2.7. Bilginin Metalaşması 7

1.3. Dünyada Uluslararası Yükseköğretime İlişkin Bazı İstatistiki Veriler 8

1.4. Küreselleşmenin Türk Yükseköğretimine Etkisi 13

1.5. Küreselleşmenin Paradoksal Etkilerinin Yükseköğretime Yansıması 14

SONUÇ.. 16

KAYNAKÇA.. 17

TABLOLAR DİZİNİ

Tablo 1. Yükseköğretimde  Yurtdışına Uluslararası Öğrenci Gönderen Ülkeler 8

Tablo 2.Yükseköğretimde  Yurtdışından Uluslararası Öğrenci alan Ülkeler 9

Tablo 3. Uluslararası Öğrencilerin Bölüm Tercihleri 9

Tablo 4. Uluslararası Öğrencilerin Bölüm Tercihleri 10

GRAFİKLER DİZİNİ

Grafik 1. Ülkelerin Uluslararası Eğitimdeki Pazar Payları (Kaynak: OECD, 2019) 8

Grafik 2. Türkiye’de Öğrenim Görmekte Olan Uluslararası Öğrenci Sayıları 10

Grafik 3. Uluslararası Öğrencilerin Menşeinin Kıtalara Göre Dağılımı 11

Grafik 4 Türkiye Yükseköğretimindeki Uluslararası Öğrenci Sayıları 11

Grafik 5. Türkiye’ye En Fazla Öğrenci Gönderen Ülkeler 12

Grafik 6. Türkiye’ye En Fazla Yabancı Akademisyenin Geldiği Ülkeler 12

GİRİŞ

Günümüz dünyasında toplumların bilgi başta olmak üzere birçok mal ve hizmete kolayca ulaşabildiği görülmektedir. Farklı ülkelerde yaşayan bireyler aynı bilgiye sahip olmakta, bu da insanların ortak bir paydada buluşmasına neden olmaktadır. Bunun başlıca sebebi kuşkusuz küreselleşmedir. Genel olarak küreselleşme, ülkeler arasındaki ekonomik, sosyal ve siyasi ilişkilerin yaygınlaşması ve ülkeler arasındaki ilişkilerin yoğunlaşması olgularını içerir. Küreselleşme bağlamında eğitim ise, sürekli öğrenmeyi, bilgiyi bilmeyi, bilgili olmayı, bilgiyi üretmeyi sağlayan bir süreçtir. Bu süreçte ortaya çıkan değişimler, yükseköğrenimin uluslararasılaşmasına, kalıcı ve derin dönüşümlere yol açmıştır. Bilginin bir meta haline dönüşmesi, beyin göçü ve akademik özgürlüklerle çelişen olguların ortaya çıkması yükseköğretimde küreselleşmenin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.

1. KÜRESELLEŞME VE ÜNİVERSİTE

Toplumsal değişimleri anlamamızın anahtar kavramlarından biri olarak kabul edilen küreselleşme, tüm dünyada bütün sektörleri olduğu gibi, üniversiteleri de etkilemiştir. Dünya ekonomisinin yeniden yapılanmasında ve rekabet edebilmenin şartlarının değişmesinde önemli bir rol oynayan küreselleşme, bilgi toplumunda üniversitelerin rollerinin ciddi şekilde tartışılmasına neden olmuştur (Çetin, 2007).  Özellikle 1980 sonrası üniversiteler, sanayi sonrası dışsal çevrelerden doğan ve sürekli değişen toplumsal, teknolojik, ekonomik ve politik  güçlerin artan baskıları ile karşı karşıyadır. Bu bağlamda devlet ve piyasa arasındaki ilişkiler ve sınır tanımlamaları değişmeye başlamış ve yeni bir kamu işletmeciliği tanımı ortaya çıkmıştır. Bu dönemde, örneğin İngiltere’de, sanayicilere üniversite yönetiminde kilit rol verilmiştir. Tüm Avrupa yükseköğretim kurumlarının devlete ekonomik bağımlılığını azaltmak için farklı uygulamalara yöneldiği görülmektedir. Bu durum kamu sektörüne olan güveni azaltmış, ortak kültüre olan güveni ise arttırmıştır (Tural, 2004: 85-86).

Uluslararasılaşmanın ve uluslararası hareketliliğin her geçen gün artması, yükseköğretim politikasının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Uluslararası öğrenci hareketliliğinin son yıllardaki artış sebebi, Avrupa’daki üniversitelerin politikalarıyla ilgilidir. Avrupa’daki üniversiteler öncelikle öğrenci yetiştirmek yerine kar amacı güden kurumlar gibi hareket ederek gelir elde etmeye çalışmaktadırlar. Yükseköğretimin uluslararası hale gelmesindeki politikaların erken belirtileri 1950’de başlamış olup 1980’de Erasmus Programı ile patlama yaratmıştır. Erasmus Programının asıl amacı Avrupa’daki üniversite öğrencilerinin en az % 10’una başka Avrupa ülkelerinde belirli bir dönem okuma olanağı sağlamaktır. Daha sonra 1998’deki Sorbonne Bildirgesi Avrupa öğrenci hareketliliğini daha da arttırmayı amaçlamış ve Bologna bildirgesi şekli ile devam etmiştir (Kelo, Teichler ve Wacther, 2006: akt. Akkutay, 2017).

Bologna süreci ile birlikte, Avrupa Birliği ülkelerin arasında kültürel uyumu, üniversiteler arasındaki iş birliğini güçlendirmek amacıyla ülke temsilcilerinin bir araya gelip, üniversitelerin yapı ve işlevlerini yeniden düzenlenmesine ilişkin “Üniversite Anayasası” kabul edilmiştir. Bu belgeye göre  bilgi ve iletişim teknolojilerinin toplumların yazgılarını çizeceğine vurgu yapılmıştır. Dolayısıyla üniversitelerin özerk, demokrat ve hümanist yaklaşımla şekillenmesi ve toplumsal değişime öncü etmesi gerektiğine vurgu yapılmıştır (Polatcan, 2016: 213). Bologna süreciyle birlikte Avrupa, gerek yükseköğretim, gerekse iş imkanları açısından tercih edilir hale getirilecektir (YÖK, 2019). Bu sürece dahil tüm ülkelerin yükseköğretim sistemi, günümüz dünyasına uygun bir şekilde uyumlu hale getirilmeye çalışılmaktadır (Akkutay, 2017).

Bütün bu süreçler  bilginin rolünü ve konumunu değiştirmiştir. Üniversitelerin tarihsel süreçteki işlevi, bilgi oluşturmak ve bu süreçte bilgiyle toplumların gelişmesini yönlendirme ekseninde konuya bakıldığında, üniversiteyi etkileyen en temel faktör, toplumsal ilişkiler bütünü içinde bilginin yeri ve anlamının değişmesi gösterilebilir. Sanayi kapitalizminde bilgi üretime bir destek niteliği taşırken, bugün destek niteliğinden çıkmış, bilginin kendisi en önemli üretim güçlerinden biri haline gelmiştir. Yani bilgi üretim sürecine yardımcı bir eleman olmaktan çıkmış, bilgi üretiminin kendisi bir endüstri haline gelmiştir (Aslanoğlu, 2002).

Polatcan (2016: 198 – 201) üniversiteleri paradigma değişimine  zorlayan iki temel faktörü şöyle açıklamaktadır;

(i) Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler: Bilginin üretimi paylaşımı ve dağıtımı genel anlamda eğitim sistemlerinin, özel de ise yükseköğretim örgütlerinin rekabet, yenilikçilik, kalite güvencesi gibi konularda yapılan mallarını zorunlu kılmıştır. Geleceğin üniversiteleri, ham bilgiyi üretime dönüştürebilen, topluma hizmet eden yaratıcı ve girişimci kurumlar olma yolunda ilerlemektedirler. Bilgi üretme işlevi, bilimsel bilgiyi çeşitlendirmenin yanında bireyin mesleğine ilişkin bilgi ve becerileri kazandırmayı hedefleyen kurumlardır. Küreselleşme ile birlikte üniversitelere girişimci ve rekabet edebilen birey yetiştirme görevi yüklenmektedir. Dolayısıyla üniversiteler bu duruma hızlı bir şekilde uyum sağlamak zorundadır.

(ii) Neo-liberal politikalar ve finansmanın azalması: Bilgi toplumunun üniversitelerden beklentileri de artmıştır. Bu beklentiler arasında fazla öğrenciye eğitim verme, program sayısını arttırma, teoriden uygulamaya geçme, toplumla sıkı bağlar kurma ve paydaşlarına hesap verme bulunmaktadır. Bütün bunlarla birlikte eğitimin maliyeti de artmıştır. Üniversiteler kaynak yetersizliklerini gidermek için özerklik, öz kaynak oluşturma, gelir kaynaklarını çeşitlendirme gibi çeşitli çözüm yollara başvurmuştur. Dolayısıyla üniversiteler hayatlarını idame ettirmek için ticari yöntemler benimsemiştir.

1.2. Küreselleşmenin Yükseköğretime Etkileri

Küreselleşmeyle birlikte bölgesel işbirliği hız kazanış, bölgesel işbirlikleri, ekonomi başta olmak üzere eğitim ve özellikle yükseköğretimde değişimlere neden olmuştur (Erdem, 2012). Sosyolojik anlamda insanoğlunun geçirmiş olduğu paradigma değişimleri sırasıyla tarım, sanayi ve bilgi-iletişim devrimleri olmuştur. Sanayi toplumunda belirleyici unsurlar işgücü, hammadde ya da enerji iken bilgi toplumunda en önemli unsur bilgi ve bilginin rekabet aracı olarak kullanılmasıdır. Dolayısıyla bilgi toplumunun odak noktası bilginin üretildiği ve amaç doğrultusunda kullanıldığı kurumlar olan üniversiteler bu itibarla, geleneksellikten yenilikçiliğe, uzmanlaşmadan çeşitlenmeye, ulusallıktan küreselleşmeye ve sınır-ötesi işbirliklerine doğru evrilmeye başlamıştır. Üniversiteler benzer biçimde toplumsal kalkınmaya katkı sağlayan şeffaf, hesapverebilir, demokratik ve katılımcı yönetim modellerini benimseyen toplumsal kurumlar olarak değişim ve dönüşüm geçirmeleri kaçınılmaz olmuştur (Polatcan, 2016: 192). Dünyada yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren ivme kazanan değişimlerin üniversitelere etkisi şöyle özetlenbilir.

1.2.1. Devlet ve Üniversiteler Arasındaki İlişkinin Değişmesi        

Küreselleşme süreciyle ağırlığını hissettiren piyasa ekonomisi, genel olarak kamu yönetimi, özel olarak da üniversite yönetimi düşünce ve uygulamalarını derinden etkilemiştir. Üniversiteler tıpkı büyük şirketler gibi yönetilmeye başlanmış ve etkililik, verimlilik anahtar kelimelerden olmuştur. Meslektaş dayanışması ve geniş katılımlı kurullara dayanan klasik tarz meslektaş yönetim modeli, yerini, icracı otoriterinin kuvvetlendirilmesine ve üniversite dışı birey ve temsilcilerin yönetimde söz sahibi olmasına bırakan girişimci yönetim modeline bırakmıştır (Çetin, 2007). Piyasa düşünce ve uygulamaları kamu yönetimine yerleşmiştir. Bunun sonucu olarak üniversitelere kamu finansmanı sağlayan devletin üniversiteye olan bakış açısı değişmiştir (Erdem, 2012).

Küreselleşmenin etkisiyle üniversiteler üç önemli görevi olan öğretim ve eğitim, araştırma ve bilgi üretme, topluma hizmet sunma işlevlerinde köklü bir değişim        ve dönüşüm yaşanmaya başlamıştır. Küreseleşme olgusunun üniversiteler üzerindeki etkileri özetlemek gerekirse; yükseköğretim kurumları arasında bilgi paylaşımı, üniversite sanayi işbirliği, öğretim elemanı ve öğrenci mobilizasyonu, üniversitelerin yurt dışında kampüs kurmaları gibi dönüşümler sıralanabilir. Neo-liberal politikaların etkisiyle üniversitelerin mali kaynaklarının azalması, kamu özelleştirme eğilimine ve üniversiteler arası ortaklıklar kurulmasına neden olmuştur (Polatcan, 2016: 198).

1.2.2. Üniversite Özerkliğine ve Akademik Özgürlüklere Etkisi

Akademisyenler küreselleşme süreci ve piyasa yönelimli reformlarla birlikte ciddi baskılara maruz kalmaktadır. Baskılardan ilki, performansa göre ücretlendirme, ücret ayarlaması, part-time veya geçici olarak çalışma ve üniversiteye gelir getirecek yeni teşebbüse katılmaya zorlanma konusunda olmaktadır. Küreselleşmeyle beraber akademisyenlerin geleneksel öğretim ve araştırma rollerine, pazarlama ve danışmanlık rolleri eklenmiş, böylece reel dünyanın bir parçası olmaları ve birbirleriyle sürekli bir yarışmaları istenir olmuştur (Çetin, 2007).

Üniversite özerkliğinin akademisyenlere yansımasına değinen Currie (1998), toplumsal eleştirel düşüncenin yok olabileceği endişesi taşımaktadır. Ona göre, üniversitelerin sessizliği durumunda, toplumda eleştirel düşünceler üreten ve bunları ifade eden toplumsal kurumlar kalmayacaktır (akt.Tural, 2004: 98). Üniversitenin mali kaynaklarını sağlayan toplum, kamuoyu yoluyla denetim hakkını kullanarak hesap sorabilmektedir. Bu uygulama akademik özgürlükle çelişmektedir (Erdem, 2012).

1.2.3. Bilişim Teknolojilerindeki Değişimin Etkisi

Bilişim teknolojisi sanal, örgün ve uzaktan eğitim programları sayesinde yükseköğretim hizmeti  daha çok öğrenciye, daha değişik ortamalarda, daha etkin ve verimli sunulabilmektedir (Erdem, 2012). Teknolojik olanaklar yer ve zaman sınırlaması olmaksızın akademik meslek üyelerinin entelektüel etkileşimini arttırmakta; buna ek olarak bilgiye erişim ve paylaşımı kolaylaştırmakta ve hızlandırmaktadır. Üniversiteler bilgi teknolojisiiini kullanarak öğrencilere düşük maliyetli ve etkili  eğitim sunarken yüksek nitelik ve esnekliğe ulaşma olanaklarını yakalamışlardır (Tural, 2004: 94).

1.2.4. Üniversitelerin Uluslararasılaşması

Küreselleşme ve uluslararasılaşma birbiriyle ilişkilidir ancak aynı şey değildir. Küreselleşme, 21. yüzyılın gerçekliğinin bir parçası olan ekonomik ve akademik eğilimlerin bağlamıdır. Uluslararasılaşma, akademik sistemler ve kurumlar tarafından üstlenilen politikaları ve uygulamaları içerir. Uluslararasılaşmanın motivasyonları arasında ticari avantaj, bilgi ve dil edinimi, müfredatın uluslararası içerikle zenginleştirilmesi gibi birçok öge bulunmaktadır (Ceylan, Yağlı, Çobanoğlu, ve Genç, 2017).

Üniversiteler başka ülkelerde bulunan öğrenci ve araştırmacıları kendisine çekebilmek için rekabet etmektedirler (Erdem, 2012). Uluslararasılaşma toplumları kapalılıktan çıkarıp, dışardaki gelişmelere açık hala getirmektir. Yükseköğretimdeki uluslararasılaşma ise, örgütsel düzeyde amaç ve  misyonun kültürlerarası düzeyde küresel bir boyuta taşınma sürecidir (Polatcan, 2016: 201). Yükseköğrenimde uluslararasılaşma, küreselleşmenin doğal ve kaçınılmaz bir sonucudur. Üniversitelerin strateji planlarında uluslararasılaşmaya yer vermesi küresel öğrenci hareketliliği ve küreselleşme stratejileri 21.yüzyılın en hızlı gelişen eylemsel politikaları arasında yer almasına yol açmaktadır (Taşçı Kaya, 2014).

Yükseköğretimde uluslararasılaşma, ülkeler için bir çok açıdan stratejik olarak önemli bir fenomen olup kalite güvencesinin yaygınlaşmasındaki temel itici güçlerden birisini oluşturmaktadır. Yükseköğretimde uluslararasılaşmanın geliştirilmesinin arka planında, ekonomik nedenlerden nitelikli insan kaynaklarının ülkeye çekilmesi hedeflerine kadar çok farklı kaygılar bulunmaktadır. Yükseköğretim altyapısı yetersiz ülkelerde yükseköğretimin finansmanında kamu kaynaklarından kesintiye gidilmesi bu ülkelerde yükseköğretim talebinin karşılanmasında büyük boşluk oluşturmakta, bu boşluk da yükseköğretimde güçlü ülkelerin o ülkelerde yükseköğretim piyasasına yatırım yapmasına yol açmaktadır. Bu durum, uluslararası yükseköğretim piyasasında ekonomik rekabeti artırmaktadır. Diğer taraftan, ülkeler dünyadaki yetenekli lisans ve lisansüstü öğrencileri ve bilim adamlarını ülkelerinin yükseköğretim kurumlarına katmak için birbirleri ile rekabet etmektedir. Böylece yükseköğretim piyasasında sınırlar ötesi bir büyüme ve hareketlilik görülmekte ve rekabet giderek artmaktadır  (Demirkıran ve Özerden, 2011).

Yükseköğretime olan talebin artmasıyla birlikte üniversitelerin kamu bütçesiyle yaşamlarını sürdürmeleri imkansız hale gelmiştir. Dolayısıyla üniversiteler bu darboğazdan kurtulmak için alternatif kaynak arayışına girmişlerdir. Nitekim üniversitelerin sanayi ile işbirliği yapmaları, şirketlerden araştırma projeleri almak için girdikleri rekabet bunlardan bazılarıdır (Polatcan, 2016: 209). Başta Amerika ve Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere birçok üniversite, nitelikli öğrencileri kendilerine çekebilmek için rekabet içerisindedir. Bu üniversiteler mevcut tüm eğitim faaliyetlerini öğrencilere sunarken onları kendi üniversitelerine çekebilmek için pazarlama faaliyetlerini kullanmaktadırlar. Çünkü dünyada çoğu ülkede, üniversite eğitiminde pazarlama anlayışına dayalı yapılanma yerleşmeye başlamıştır (Akkutay, 2017).

1.2.4.1. Beyin Göçü

Eğitimsel bir konu olarak “Beyin Göçü” olgusu, bugün daha çok gelişmekte olan ülkeler için söz konusudur. Bu ülkelerde yetişen, eğitilen yüksek nitelikteki insan gücünün gelişmiş ülkelere yerleşmek üzere gidip orada kalmaları, beyin göçünü ifade etmektedir. Kuşkusuz bu durum azgelişmiş ülkelerin aleyhine olmaktadır. Çünkü kendi yetiştirdiği elemanlardan yararlanamadan onu başka bir ülkeye kaptırmaktadır (Tezcan, 1998). Bunun yanında kendi ülkesinde yabancı bir şirket için çalışan bilim adamları veya nitelikli işgücü gizli beyin göçünü ifade etmektedir. Az gelişmiş ülkelerde, gelişmiş ülkeler tarafından finanse edilen ve yönetilen araştırma ve geliştirme merkezleri ile laboratuarlarda ya da işyerlerinde çalışan emek gücü, gizli beyin gücünü temsil etmektedir. Uluslararası öğrenci hareketliliği beyin göçünün oluşmasında en önemli sebeplerden biridir (Akkutay, 2017).

1.2.5. Üniversitelerin İşletme  Olarak Görülmesi          

Üniversiteler ihtiyaç duyulan nitelikli insan gücünü yetiştirirken  istihdam olanaklarını daha çok göz önünde bulundurmaktadır. Bu nedenle üniversiteler piyasaya uyumlu bölümlere ağırlık vermektedir (Erdem, 2012). Dolayısıyla, giderek çok sayıda ve genel nitelikte eğitilmiş eleman yerine, daha az sayıda fakat kaliteli eleman gereksinimi ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda, yükseköğretim kurumlarının eğitim ve araştırma işlevlerinin arasında araştırma ön plana çıkarken, eğitim boyutu ikinci plana düşmüştür. Buna bağlı olarak, özellikle sosyal alanlarda eğitimin niteliği de insan boyutundan soyutlanarak, teknik boyuta indirgenmiştir (Ölmezoğulları, 2002: 55).

1.2.6. Yükseköğretimin Ticarileşmesi          

Üniversiteler bürokratik yolla yönetilen, müşteri merkezli şirketler haline gelmeye başlamıştır. Bu durum kamu  üniversitelerini daha girişimci olmaları için zorlamıştır (Erdem, 2012). Piyasaların eğitim kurumları üzerindeki etkisini üniversite kurumları üzerinden ele alan Karaman (2010)’ a göre, özellikle ABD’de şirket üniversitelerinin hızlı bir şekilde artışı, yükseköğretimin ticarileşmesinin en büyük kanıtlarından biridir. Şirket üniversitelerinin “sanal üniversite” kavramıyla da ilişkili bir anlam taşıması, yükseköğretim-ticaret ya da pazar ilişkisini destekleyen bir başka göstergedir. Öğrencilerin müşteri kabul edildiği bu yeni sistemde akademisyenler de müteşebbisler (akademik kapitalistler) olarak nitelenmektedir.

1.2.7. Bilginin Metalaşması         

Özellikle GATS (General Agreement on Trade in Services/ Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) ile birlikte, devletler eğitimi ticari bir “meta” olarak görmüş ve diğer ülkeler ile piyasa koşulları çerçevesinde eğitim konusunda kimi ortaklıklara gitmesini sağlamış (Yılmaz ve Sarpkaya, 2016) ve pazar merkezli fikirlere odaklanmış üniversite kavramı ortaya çıkmıştır. Artık üniversiteler de büyük şirketler gibi yönetilmeye başlamış, bir değer olarak bilgi, üretilen ve aktarılan olmaktan çıkıp, pazara sunulabilen ve satılabilen bir meta haline gelmiştir (Erdem, 2012).

1.3. Dünyada Uluslararası Yükseköğretime İlişkin Bazı İstatistiki Veriler

1975 yılından itibaren, uluslararası öğrenci sayıları genel bir artış eğilimi içerisindedir. UNESCO bilgilerine göre, 2000 yılından sonra %65’lik bir artış göstererek 2009 yılında dünya üzerinde yükseköğrenim gören öğrenci sayısı 165 milyona ulaşmıştır. 2000 yılından 2009 yılına kadar %76’lık bir büyümeyle 3.7 milyona ulaşmıştır. 2010 yılında bu sayı 4.1 milyona çıkmıştır. UNESCO tahminlerine göre bu sayının 2020 yılında 7 milyonu aşması beklenmektedir (DEİK, 2013).

ekran görüntüsü içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Grafik 1. Ülkelerin Uluslararası Eğitimdeki Pazar Payları (Kaynak: OECD, 2019)

Dünyada en fazla uluslararası öğrenci hareketliliğinin olduğu ülkelerin İngilizce konuşuyor olduğu göze çarpmaktadır. Öğrencilerin İngilizce  konuşan ülkeleri tercih etmesinin temel sebebinin ise İngilizce’nin evrensel bir dil olarak görülmesinin etkili olduğu söylenebilir. Grafik 1 incelendiğinde, öğrencilerin %40’ı ABD, İngiltere ve Avusturalya’yı tercih ettikleri görülmektedir.

Tablo 1. Yükseköğretimde  Yurtdışına Uluslararası Öğrenci Gönderen Ülkeler

Ülkeler%
Çin17
Hindistan5,9
Güney Kore3,7
Almanya3
                              Türkiye                 1,4

Kaynak: DEİK, 2013

Tablo 1’de görüldüğü gibi; yükseköğretimde yurtdışına uluslararası öğrenci gönderen ülkelerin başında Çin, Hindistan ve Güney Kore gelmektedir. Bu ülkeler uluslararsı eğitim sahasında büyük bir role sahip olduğu görülmektedir.

Tablo 2.Yükseköğretimde  Yurtdışından Uluslararası Öğrenci alan Ülkeler

Ülkeler%
Amerika19
İngiltere10
Fransa6
Almanya5
Türkiye1

Kaynak: DEİK, 2013

Tablo 2’de, Amerika’nın yurtdışından uluslararası öğrenci alan ülkeler arasında %19’luk bir oranla birinci sırada olduğu görülmektedir. Türkiye ise %1’lik bir oranı temsil etmektedir.

Tablo 3. Uluslararası Öğrencilerin Bölüm Tercihleri

Bölümler%
İşletme, Bankacılık ve Reklamcılık23
Sosyal Bilimler ve Sanat12
Bilgi Teknolojileri12
Tıp, Eczacılık ve Veterinerlik11
Teorik Bilimler5
Yaratıcı Sanat ve Dizayn5
Öğretmenlik4
Turizm ve Konaklama İşletmeciliği3
İngilizce3
Diğer9
Bilinmiyor4

Kaynak: DEİK, 2013          

            Tablo 3 incelendiğinde, ilk sırada yüksek bir yüzdeyle tercih edilen reklamcılık, işletme ve bankacılık bölümlerinin olduğu görülmektedir. Bu bölümlerin küreselleşme kavramıyla yakından ilişkili olduğu dikkat çekicidir.

ekran görüntüsü içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Grafik 2. Türkiye’de Öğrenim Görmekte Olan Uluslararası Öğrenci Sayıları

Kaynak: Ertepınar, 2017

Grafik 2, 2003-2016 yılları arasında Türkiye’de öğrenim görmekte olan uluslararası öğrencilerin sayısındaki artışı göstermektedir. Verilere bakıldığında, 2016 yılına kadar uluslararası öğrenci sayısının geçmiş yıllara kıyasla yaklaşık 6 kat arttığı görülmektedir.

Tablo 4. Uluslararası Öğrencilerin Bölüm Tercihleri

Bölümler%
İşletme, Bankacılık ve Reklamcılık23
Sosyal Bilimler ve Sanat12
Bilgi Teknolojileri12
Tıp, Eczacılık ve Veterinerlik11
Teorik Bilimler5
Yaratıcı Sanat ve Dizayn5
Öğretmenlik4
Turizm ve Konaklama İşletmeciliği3
İngilizce3
Diğer9
Bilinmiyor4

Kaynak: Ertepınar, 2017

 Tablo 4 incelendiğinde uluslararası öğrencilerin bölüm tercihlerinde birinci sırada olan işletme, bankacılık ve reklamcılık sektörlerinin küreselleşmeyle özdeşleşmiş kavramlar olduğu söylenebilir. Küresel kapitalizmin vazgeçilmez üç unsuru biçiminde sıralanabilecek bu bölümlerin yüzdelik diliminin diğer bölüm tercihlerine göre oldukça yüksek olması normal karşılanabilir.

ekran görüntüsü içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Grafik 3. Uluslararası Öğrencilerin Menşeinin Kıtalara Göre Dağılımı

Grafik 3’te görüldüğü gibi uluslararası öğrenci hareketliliğinin en yoğun olduğu ülkelerin başında asya ülkeleri (%53)gelmektedir. İkinci sırayı Avrupa ülkeleri (%25) alırken bunları sırasıyla Afrika (%8), Latin Amerika ve Karayipler (%5), Kuzey  Amerika (%3), Okyanusya (%1) takip etmektedir. Öğrenci hareketliliğinin gelişmekte olan ülkelerde daha fazla olduğu görülmektedir.

metin, harita içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Grafik 4 Türkiye Yükseköğretimindeki Uluslararası Öğrenci Sayıları

Grafik 4 incelendiğinde Türkiye yükseköğretimindeki uluslararası öğrenci sayılarında özellikle 2013 yılından itibaren ciddi bir artış gözlenmektedir.  Gerek Erasmus programları gerekse öğrenci sayılarındaki artış bu hızlı yükselişin nedenleri arasında gösterilebilir.

Grafik 5. Türkiye’ye En Fazla Öğrenci Gönderen Ülkeler

            Grafik 5’e göre Türkiye en fazla öğrenciyi Suriye’den almaktadır. Bu durumun temel nedeninin Suriye’deki iç savaştan kaynaklandığı söylenebilir. Türkiye’ye göç etmek durumunda kalan milyonlarca Suriyeli öğrenci Türkiye’deki okullarda eğitimlerine devam etmektedir. İkinci sırada bulunan Azerbaycan’ın ise, gerek kültürel benzerlik gerekse coğrafi konumunun  yakın olması sebebiyle öğrencilerin tercihinde etkili faktörler arasında sayılabilir. Türkmenisten, İran, Afganistan ve Irak için de aynı durum söz konusu olduğu söylenebilir. Almanya için ise; Almanya’da bulunan Türk vatandaşların Türkiye’yi tercih etmiş olabileceği düşünülebilir. Ayrıca yaşam maliyetinin Almanya’ya göre daha ucuz olması da bir diğer tercih nedenleri arasında sayılabilir.                      

Grafik 6. Türkiye’ye En Fazla Yabancı Akademisyenin Geldiği Ülkeler

                Grafik 6’da görüldüğü üzere Türkiye’ye en fazla akademisyen Amerika’dan gelmektedir. Türkiye’deki özel üniversitelerin çoğalması ve İngilizcenin evrensel bir dil olarak kabul edilmesi, özel üniversitelerin Amerikan ve İngiliz akademisyenlere yönelmeleri sonucunu doğurmuş olabilir. Ayrıca söz konusu ülkelerde eğitimin gelişmiş olması, daha nitelikli bir eğitimin sağlanması açısından da tercih sebebi olmuş olabilir. Suriye’deki iç savaştan kaçan akademisyenlerin Türkiye’yi tercih etmiş oldukları düşünülebilir. Azerbaycan ise kendilerinden daha gelişmiş bir ülke konumundaki Türkive’yi tercih etmiş olabilecekleri söylenebilir. Ayrıca kültürel uyumun da etkili olmuş olabileceği düşünülebilir.

Türkiye, hem öğrenci çeken hem öğrenci gönderen bir ülke görünümündedir. Türkiye’ye gelen öğrencilerin büyük çoğunluğu Türk Cumhuriyetleri ile Türk ve Akraba Topluluklarından gelen öğrencilerden oluşmaktadır (Karaman, 2010). Kendi ülkelerinden başka bir ülkede eğitim gören öğrenci sayısı 1975 yılında yalnızca 800 bin iken, bu sayı 2010 yılında 4 buçuk milyona ulaşmıştır. Bugün 7 buçuk milyona ulaşmış bu sayının 2030 yılında ise 20 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor (Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2019).

1.4. Küreselleşmenin Türk Yükseköğretimine Etkisi

            Erdem (2012), küreselleşmenin Türk Yükseköğretimine etkisini belli başlıklar altında ele almaktadır. Bunlar;

            Paradigma değişimi: Türk Yükseköğretimindeki zihinsel dönüşümüne vurgu yapan Erdem, paradigma değişiminin başat aktörü olarak gördüğü teknolojik ilerlemenin, eğitime yansımasıyla birlikte, akademik değişim programları uygulamalarına, e-öğrenme portallarına ve öğrenci merkezli uygulamalara değinmektedir.

Sistem: Türk Yükseköğretiminde YÖK tarafından getirilen değişikliklerle Kıta Avrupası sisteminden uzaklaşarak Anglo-Sakson sistemine daha yakın hale getirilmeye çalışılmıştır. Akademik yapı bağlamında yer yer Amerikan ve İngiliz sistemlerinin de etkisi görülmektedir.

            Yönetim; Türk Yükseköğretiminin yönetiminde uluslararası ölçütleri uygulama, kalite geliştirme  çalışmalarının artması, stratejik planlama, kamusal hesap verme sorumluluğu, yönetsel kararları sürekli gözden geçirme, iş dünyasının talep ve beklentilerini daha fazla dikkate alma ve işbirliği liderlik önem kazanmıştır.

Finasman: Türk Yükseköğretimine ayrılan finansmanın kullanılmasında “etkinlik” ve “eşitlik” ölçütlerini daha önemli hale getirmiştir. Özellikle devlet üniversitelerine genel bütçeden ayrılan payın öğrenci sayısındaki artışa rağmen azalması “alternatif kaynak arayışlarını” da beraberinde getirmektedir. Ayrıca Türk Yükseköğretiminde devlet üniversiteleri finansman kaynağı sağlayan tüm toplum kesimlerine karşı daha fazla hesap verme zorunluluğu ile karşı karşıyadır.

Öğretim Elemanı ve Öğrenci Değişimi: Erasmus programı çerçevesinde Türk Yükseköğretiminde akademik personel ve öğrenci değişimleri yaşanmaya başlanmıştır. Erasmus programı, yükseköğretim kurumlarının birbirleri ile işbirliği yapmalarına teşvik etmeye yönelik bir Avrupa Birliği programıdır

Program: Türk Yükseköğretiminde küreselleşmeyle değişen ihtiyaçlara cevap verebilecek meslek elemanı yetiştirebilmek için başta Eğitim Fakülteleri olmak üzere diğer fakülte programlarında değişikliklere gidilmiştir.

Özel Üniversiteler: Üniversiteler şirketlerle işbirliği programları yürüterek ihtiyaç duyulan işgücünü sağlamak için özel eğitim programları uygulanmaya başlanmıştır.

Akademik Özgürlük: Küreselleşmeyle birlikte yükseköğretim kurumlarının özellikle finansman konusunda destek sağlayan toplum kesimlerine hesap verme sorumluluğu yüklemiştir. Bu durum, akademik özgürlük ilkesiyle çelişmektedir.

1.5. Küreselleşmenin Paradoksal Etkilerinin Yükseköğretime Yansıması

Bir yandan neoliberal politikaların etkisiyle yaygınlaşan ekonomi politikaların yerel kültürler üzerinde yarattığı baskı temelinde ele alınan küreselleşme, diğer yandan dünyanın farklı yerlerinde varlığını sürdüren yerel bölgesel unsurların küresel boyutta görünürlüğüne imkân tanıyan bir süreç olarak görülmektedir. Yükseköğretim bağlamında ise;  bir yandan “bilgi toplumu”, “teknolojik gelişme”, “sınırsız ağlar” vb. ile ifade edilen olumlu sonuçlar ile diğer yandan “McAkademi”, “kaçınılmaz eşitsizlikler” gibi tabirlerle ifade edilen olumsuz sonuçları birlikte göz önünde bulunduran bir eksendedir (Bakioğlu ve Keser, 2019).

Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler eğitim açısından, sonuçları itibariyle, olumlu olarak görülse de esasen bazı olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir. Gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasında ve aynı toplum içerisindeki insanların, bilgi ve iletişim teknolojilerine sahip olma veya ulaşabilme imkânları eşit değildir. Söz konusu teknolojilere sahip olanlar bilgiye, eskiye oranla çok daha hızlı ulaşırken; diğerleriyle aralarındaki eşitsizlik daha da artmaktadır (Giddens, 2000: 456; akt. Karaman, 2010). Bu durum, “dijital bölünme” olarak kavramlaştırılmaktadır. Bir diğer problemde teknoloji temelli eğitim sistemlerinin getirdiği ek maliyetlerdir. Ulusal ekonomilerden eğitime ayrılan miktarın artırılması gerekmektedir. Bu gereklilik ekonomik olarak güçlü olan ülkeler için mümkün görülürken diğerlerinin işini daha da güçleştirmektedir (Karaman, 2010). Küreselleşme sürecinde bilgi üretimi, akademik bir olgu olmaktan çıkmış, bilgi üretimi üniversitelerin dışına taşmıştır. Bilgi üretiminde etik ve toplumsal sorumluluk gibi kavramlar ön plana çıkarmıştır. Özellikle genetik ve nükleer konular, toplumsal sorumluluk çerçevesinde değerlendirilmeye başlanmıştır (Aslanoğlu, 2002).

Karaman, (2010) Ulus aşırı eğitimi paradoksal düzlemde ele alarak olumlu ve olumsuz yanlarını şöyle dile getirmektedir; yurtdışına öğrenci gönderen ülkelerin mali yükümlülükleri hiç yoktur veya çok azdır. Bu sistemle öğrencilere eğitim imkanı verildiğinden tercih edilebilecek bir sistem olarak görülmekte ve ülkeye ekonomik ve akademik girdi sağlamaktadır. Ayrıca ülkedeki yerel eğitim kurumlarının rekabet ortamında kalitelerini artırmak ve daha fazla öğrenci çekebilmek için kendilerini geliştirmeleri de söz konusudur. Uluslararası geçerliliği olan belgeler sunan bu kurumlardan mezun olan öğrenciler diğer ülkelerde de istihdam imkânı bulabilmektedirler. İhracatçı ülke açısından bakıldığında ise ulus aşırı eğitim, her şeyden önce, ekonomik girdi sağlayıcıdır. Bunun dışında hem ülke hem de kurum için uluslararası saygınlık kaynağıdır. Eleştirel açıdan bakıldığında ise ulus aşırı eğitim, bir sömürü aracı olarak nitelendirilmektedir. Ulus aşırı eğitimin, temelde, ticari bir faaliyet olarak tasarlanması, politik etkileri ve kültürel yayılma gibi, eğitim dışı alanlarla da ilişkili olması, bazı çekincelere neden olmaktadır.

Küreselleşme ile birlikte üniversiteler,  küresel bir hizmet verme kaygısı ile yeni bir işlev edinerek az sayıda ve seçkin bireylerin eğitim gördüğü kurumlar yerine, geniş kitlelere hizmet veren kurumlar haline dönüşür. İlk etapta demokrasi ve eşitliğin gelişmesi olarak algılanan bu süreç aslında bu amaçlara hizmet etmez. Zira eğitimin piyasalaşması, üniversitelerin küresel piyasanın ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde yapılandırılması, bu düşüncenin yaygınlaşması, parası olanın okuma özgürlüğüne kavuşması ve okullarda bireyciliğin vurgulanmasıyla eşitlik, özgürlük ve demokrasi kavramları üniversite ortamından uzaklaşır (Uslu Çetin, 2015).

SONUÇ

Küreselleşme, tüm toplumsal olguları etkilediği gibi üniversiteleri de etkilemektedir. Üniversite-sanayi işbirliği, bilginin metalaşan yapısı, öğrenci ve öğretim elemanı hareketliliği ve üniversitelerin uluslararasılaşması, finansmana yönelik yeni politikalar, üniversitelere yönelik kamusal harcamalardaki kesintiler ve buna bağlı olarak hem özel üniversitelerin artışı hem de maliyetin yüklenicilerindeki farklılaşma, şeffaflık, hesapverebilirlik gibi kavramların kamusal eğitime girişi ve bunun gibi neoliberal ideolojinin üniversite üzerinde hâkimiyetinin artırılmasına dönük uygulamalarla bir dönüşüm sürecinde olduğu görülmektedir.

 Küreselleşme sürecine, dinamiklerine, mevcut ve gelecekteki etkilerine dair çok daha derin analizler geliştirmek zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Şirket tipi üniversite modellerinin tartışıldığı günümüz dünyasında üniversitelerin amaçlarının ötesinde bir dönüşümün yaşandığı gözlenmektedir. Bu durum “yararlanan öder” ilkesini gündeme getirmiş ve eğitimde ciddi bir eşitsizliğe yol açmıştır. Şirketleşen üniversitelerle birlikte araştırmalara daha çok önem verilerek, eğitimin ikinci plana düşmesi de söz konusudur. Üniversitelerin bu şekilde piyasaya terk edilmesi ve toplumsal işlevini yitirmesi, ileriye dönük geri dönüşümü olmayan ciddi olumsuzluklar doğuracağı göz ardı edilmemelidir.

KAYNAKÇA

Akkutay, E. A. (2017). Yükseköğretimde Küreselleşme ve Yansımaları. Eğitim ve Toplum Araştırmaları Dergisi, 4(1), 1-16.

Aslanoğlu, R. A. (2002). Küreselleşme ve Üniversite. Üniversite ve Etik, Küreselleşme ve Üniversite, Felsefe ve Bilim (s.21-35). içinde Uludağ Üniversitesi Kültür Sanat Kurulu Yayınları: Bursa.

Bakioğlu, A., ve Keser, S. (2019). Küreselleşmenin Yükseköğretime Paradoksal Etkilerinin Analizi. Uluslararası Liderlik Eğitimi Dergisi.1(1).

Ceylan, O., Yağlı, C., Çobanoğlu, A. O., ve Genç, S. Z. (2017). Küreselleşen Dünyada Eğitimin Uluslararasılaştırılması İle İlgili Öğretmen Görüşlerinin Değerlendirilmesi. Akdeniz Eğitim Araştırmaları Dergisi(22), 53-66.

Çetin, A. (2007). Küreselleşme Sürecinde Üniversiteler ve Geleceğin Üniversitesi Üzerine Kavramsal Bir Çalışma. Uluslararası Asya ve Kuzey Afrika Çalışmaları Kongresi. Ankara.

DEİK. (2013). Uluslararası Yükseköğretim ve Türkiye’nin Konumu. İstanbul: Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu.

Demirkıran, S., ve Özerden, F. (2011). Uluslararasılaşma ve Türkiye’deki Üniversitelerin Uluslararasılaşma Anlayışları. Uluslararası Yükseköğretim Kongresi: Yeni Yönelişler ve Sorunlar. İstanbul.

Erdem, A. R. (2012). Küreselleşme: Türk Yükseköğretimine Etkisi. Yükseköğretim Dergisi, 2(2), 109-117.

Ertepınar, H. (2017). Uluslararası Öğrencilerin Ülke ve Üniversite Seçimlerini Etkileyen faktörler. DEİK: https://www.deik.org.tr/uploads/2-prof-dr-hamide-ertepinar.pdf adresinden alınmıştır (Erişim Tarihi: 26.12.2019)

Karaman, K. (2010). Küreselleşme ve Eğitim. Journal of World of Turks, 3(2).

Kültür ve Turizm Bakanlığı. (2019). Kültür ve Turizm Bakanlığı: https://www.ytb.gov.tr/uluslararasi-ogrenciler/uluslararasi-ogrenci-hareketliligi adresinden alınmıştır (Erişim Tarihi: 26.12.2019)

OECD. (2019). Education at a Glance 2019. OECDiLibrary : https://www.oecd-ilibrary.org/education/credit-mobility-in-european-oecd-member-countries-2017_e365 296d-en adresinden alınmıştı (Erişim Tarihi: 26.12.2019)

Ölmezoğulları, N. (2002). Küreselleşme ve Üniversite. U. Ü. Yayınları içinde, Üniversite ve Etik, Küreselleşme ve Üniversite, Felsefe ve Bilim. Bursa: Uludağ Üniversitesi Kültür Sanat Kurulu Yayınları.

Polatcan, M. (2016). Küreselleşme ve Eğitime Yansımaları.içinde, (Ed. N.Çelebi), (5. Bölüm, 183-223), Nobel Akademik Yayıncılık: İstanbul.

Taşçı Kaya, G. (2014). Yükseköğretimin Uluslararasılaşması ve Küresel Hareketlilik. Eğitim Bilimleri Dergisi(39), 195-199.

Tezcan, M. (1998). Küreselleşmenin Eğitimsel Boyutu. Eğitim ve Bilim, 22(108), 53-55.

Tural, N. K. (2004). Küreselleşme ve Üniversiteler. Ankara: Kök Yayıncılık.

Uslu Çetin, O. (2015). Küreselleşmenin Eğitimin Farklı Boyutları Üzerindeki Etkileri. Çağdaş Yönetim Bilimleri Dergisi, 1(1).

Yılmaz, T., & Sarpkaya, R. (2016). Küreselleşme ve Üniversiteler: Neoliberal Söylem Ve Uygulamalar. EYFOR-VII Uluslararası Eğitim Yönetimi Forumu. Girne/KKTC: EYFOR.

YÖK. (2019). Bologna Süreci Nedir? https://uluslararasi.yok.gov.tr/uluslararasilasma/bologna/

temel-bilgiler/bologna-sureci-nedir adresinden alınmıştır (Erişim Tarihi: 26.12.2019).